Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

19 Ekim 2026

Televizyon

Cennetin Doğusu Gerçek Bir Hikâyeye mi Dayanıyor?

Jonathan Wright

Paylaş

0

0


John Steinbeck, ünlü romanı Cennetin Doğusu’nda Trask ve Hamilton ailelerinin hikâyesini anlatırken aynı zamanda sosyopat canavar Cathy Ames’in onların hayatında bıraktığı etkisinin izini sürüyor. Peki romanın yeni Netflix uyarlaması Steinbeck’in destansı romanına ve 19. İle 20. yüzyıl Kaliforniya’sına ne kadar sadık?

 

Steinbeck 1952’de yayımlanan Cennetin Doğusu’nu, yazmış olduğu en büyük eser olarak kabul eder: “Sanatım, zanaatım ya da mesleğim hakkında bunca yıl ne öğrendiysem hepsi bu romanın içinde.” Ağırlıklı olarak Kaliforniya’daki Salinas Vadisi’nde geçen roman, iki ailenin, Trask’ların ve Hamilton’ların öyküsünü anlatıyor. Romanın adının kaynağıysa Tekvin, yani Yaratılış Kitabı. Steinbeck, kendi aldığımız ve bizden önce alınan kararların hayatımıza olan etkilerini, aşkı, ahlaki yozlaşma ve ahlaki cesareti Habil ile Kâbil’in hikâyesi üzerinden işliyor. 

Yedi bölümlük Netflix versiyonu romandaki ağır temaların derinlemesine ele alınmasına fırsat veriyor. Senaryosunu Zoe Kazan’ın yazdığı mini dizide Cathy rolünü Florence Pugh, Steinbeck’in dedesinden yola çıkarak yarattığı dışa dönük, gür sesli Samuel Hamilton rolünüyse Ciarán Hinds üstleniyor.  

Dizinin yeni uyarlamasının Elia Kazan’ın üstlendiği ve James Dean’in başrolde olduğu 1955 yapımı film uyarlamasından çok daha sadık olduğunu söyleyebiliriz.

 

Cennetin Doğusu’nun bu yeni uyarlaması aslına ne kadar sadık?

Yönetmenliğini Oscar ödüllü Elia Kazan’ın üstlendiği ve James Dean’in başrolde olduğu 1955 yapımı film uyarlamasından çok daha sadık olduğunu söyleyebiliriz. Bu eski versiyon romanın üçte birlik kısmına odaklanmasına rağmen olay örgüsünü bir hayli değiştirmişti. Netflix versiyonuysa romanın üç kuşağın hikâyesini anlatan bir saga olduğu fikrinden yola çıkıyor. Bu yüzden Trask kardeşlerle, yani Adam ve Charles ile 19. yüzyılın ikinci yarısında Connecticut kırsalında karşılaşıyor, Cathy’nin de çocukluk hikâyesini öğreniyoruz.

Zoe Kazan, senaryo üzerindeki çalışmasını anlattığı bir söyleşide Steinbeck’in şu sözünün altını çizdi: “Bu roman aslında iki ciltten oluşacak. Birinde ülkemin hikâyesini, ötekinde kendi hikâyemi anlatacağım.” Kazan, uyarlamanın hem “destansı” hem de “içten” olmasını istediği için bu sözü kendine rehber olarak kabul ettiğini söylüyor. Dizinin de bunu başardığını söylemek mümkün. Amerikan İç Savaşı’nı, Kızılderili Savaşları’nı ve Birinci Dünya Savaşı sonrasındaki dönemi kapsayacak şekilde,  Batı’ya doğru genişlemeyi anlatan büyük bir hikâye. Ama çoğunlukla iç mekânlarda, genelev sahnelerindeyse kuşkusuz oldukça mahrem bir atmosferde geçiyor.

Dizinin bir başka dikkat çekici yanı, Cathy’nin romana göre ön planda olması. Steinbeck’in “kusurlu” ve “ruhsal bir canavar” olarak nitelediği bu karakteri bazı okurlar fazla itici, hatta aşırıya kaçan davranışları yüzünden yer yer inandırıcılıktan uzak bulsa da Kazan, romanı ilk okuduğunda çok genç olduğunu ve o zamandan beri Cathy’yi zihninde taşıdığını söylüyor. Dizideki Cathy, köklerini romandan alıyor ama Kazan ekliyor: “Onun çarpıcı bir arketip olmaktan çıkıp gerçek bir insana dönüşmesini istedim. Bunun için de tek yapmam gereken yeni bir şeyler uydurmak değil, var olanı derinleştirmekti.”

 

19. yüzyıl sonu ve 20. yüzyıl başlarında kadınlar ABD’de tek başına hayata tutunabiliyor muydu?

Pek değil. Örf ve adet hukukundaki coverture* ilkesi (evli kadının hukuki varlığının evlendiği erkeğin hukuki varlığında yok olması) -her ne kadar 1839 itibariyle etkisini yavaş yavaş yitirmeye başlasa da- evli kadınların yaşamını ciddi bir biçimde kısıtlıyordu. Örneğin evli bir kadın kendi adına mülk edinemiyor ve herhangi bir sözleşmeye taraf olamıyordu. Şayet çalışıyorsa da, kazandığı ücretin tamamı kocasına aitti. Dul ve bekâr kadınların mülk sahibi olmasıysa mümkündü ve bazı kadınlar için bu, genelev sahibi olmak anlamına geliyordu. 

Dizi Cathy’nin kasabanın en saygın isimlerine şantaj yapmasını sağlayan karanlık sırlarla dolu.

 

Dizideki seks işçiliği tasviri ne kadar gerçekçi?

Hafif bir spoiler olacak ama sosyopatik eğilimleri bol olan Cathy, gerçekten de canavarca karakteri olan bir genelev işletmecisi. İşlettiği mekânsa görmezden gelinen sapkınlıklarla nam salmış ve Cathy’nin kasabanın en saygın isimlerine şantaj yapmasını sağlayan karanlık sırlarla dolu. Abartılı mı? Evet, olabilir. Özellikle de olayların ataerkil toplum yapısının çok güçlü olduğu bir dönemde geçtiği düşünülürse. Yine de Cathy’nin bazı davranışları tarihsel kayıtlarla uyuşuyor, mesela çalışanlarını kontrol altında tutmak için uyuşturucu bağımlılığını kullanıyor. 

Seks işçiliğinin Kaliforniya’daki tarihine baktığımızda bu durumun Gold Rush adı verilen Altına Hücum döneminde, yani 1848-49 yılları arasında filizlendiğini görüyoruz. Bölge öyle yoğun bir erkek göçü almıştı ki, kimi bölgelerde erkek-kadın oranı 50’ye 1’e kadar çıkmıştı. Ne yazık ki, o dönem Kaliforniya’ya getirilen kadınların çoğu zorla oradaydı ve yine erkekler tarafından fuhuşa zorlandı. Eyaletin ekonomisi geliştikçe genelev bölgeleri hoş görüyle karşılanmaya başladı ve bu durum 1872’de, 647 Sayılı Ceza Kanunu’nun yürürlüğe girmesiyle sınırlandırıldı. Zira söz konusu yasal düzenleme, uyuşturucu madde kullanımına, seks işçiliğine ve dilenciliğe karşı sert yaptırımlar öngörüyordu.

Steinbeck’in yapıtlarında seks işçileri sık sık yer aldı. Mesela Sardalye Sokağı’nın devamı olan ve Monterey’de geçen Tatlı Perşembe, Steinbeck’in dostu Ed Ricketts’ten yola çıkarak yarattığı deniz biyoloğu Doc ile bir zamanlar genelev işlevi gören Bear Flag Restaurant’ta çalışan ve hayatta tutunacak bir dal arayan Suzy’nin aşk hikâyesine odaklanıyordu.

 

John Steinbeck 1952’de yayımlanan Cennetin Doğusu’nu, yazmış olduğu en büyük eser olarak kabul eder.

 

Cennetin Doğusu, Salinas Vadisi’nin gerçek tarihini yansıtıyor mu? 

Salinas Vadisi bugün Kaliforniya’nın en bereketli tarım bölgelerinden biri. Öyle ki, “Amerika’nın salata kasesi” olarak biliniyor. Ancak bölge yerleşime ilk açıldığında bereketli toprakların yanı sıra kıraç araziler de barındırıyordu. Nitekim “salina” kelimesi de, İspanyolcada tuzlu bataklık demek.  Roman bu gerçekliği bire bir yansıtıyor. Trask’ların arazisi nehre yakın ve bereketliyken Hamilton’lar kıraç ve susuz topraklardan zar zor geçinmeye çalışıyor. Ve olaylar ilerledikçe görülüyor ki, Trask ailesi maddi açıdan daha varlıklı olduğu için Hamilton’larsa aile bağları ve dostlukları sebebiyle mutlular. 

Netflix uyarlaması 1902’de Salinas’ta doğan Steinbeck’in aile tarihine romana kıyasla daha az yer verse de, İkinci Dünya Savaşı sonrasında hızla unutulmaya yüz tutan vadi yaşamını oğulları için ölümsüzleştirmek isteyen ünlü yazar, kitabı kısmen de olsa oğulları Thom ve John için kaleme almıştı. 

 

Çin kökenliler Kaliforniya’da nasıl bir hayat sürüyordu?

Yine hafif bir spoiler: Adam’ın hizmetkârı olan Lee (Hoon Lee), romanın en önemli karakterlerinden biri. Hem zeki hem de kültürlü ve  Cathy’nin geride bıraktığı ikizler Cal ile Aron’dan sorumlu. O zamanlar Çin kökenli Amerikalılar ırkçılıkla başa çıkmak için karma bir dil kullanırlardı. Lee de buna uygun olarak kendisini tanımayanlarla konuşmak zorunda kaldığında kırık dökük bir pidgin** İngilizcesi kullanıyor. 

Lee ve Samuel arasındaki ilişki zamanla dostluğa dönüşüyor ve ikili sık sık felsefi sohbetlere dalıyorlar. En dikkat çekici tartışma konularından biri de, Tanrı’nın, kardeşi Habil’i öldürmeden önce Kabil’e söylediği İbranice timşel***sözcüğü. İkili bu sözcüğün karşılığının “thou mayest” (yapabilirsin) olması gerektiği konusunda uzlaşıyor. Önemli bir çeviri çünkü insanın ne iyiye ne de kötüye mahkum olduğunu, yani aslında bir seçme özgürlüğünün bulunduğunu ima ediyor. Steinbeck de bir romancı olarak Habil ile Kabil’in öyküsüyle nereye varmak istediğini bu çeviri sayesinde açığa çıkarıyor.  

Gerçek dünyaya döndüğümüzdeyse o zamanlar bu tarz bir dostluğun son derece sıra dışı olduğunu söyleyebiliriz.  ABD demiryolu ağının inşasında kilit rol oynayan Çinli göçmenler bile büyük bir önyargıyla karşı karşıyaydı.  Hatta Kongre 1882 yılında, nitelikli işçiler de dahil olmak üzere Çinli işçilerin ülkeye girişini yasaklayan yasal bir düzenlemeyi kabul etti. San Francisco’daki Çin mahallesiyse güvenli bir barınak halini aldığından kent içinde küçük bir kente dönüştü. 

 

Çeviren: Fulya Kılınçarslan

 

* Coverture, İngiliz örf ve âdet hukukundan (common law) gelen ve ABD’de uzun süre geçerli olan bir ilkedir. Buna göre kadın evlendiği anda hukuki kimliğini kaybeder ve hukuk önünde ayrı bir birey sayılmaz. Terim, Fransızca “covert” (örtülü, korunan) sözcüğünden gelir. Yani evli kadın, hukuken erkeğin koruması altında kabul edilir. Bu ilke 1839 yılında Mississippi’nin evli kadınların mülk edinmesine izin veren ilk yasayı çıkarmasıyla gevşedi ve zaman içerisinde öteki eyaletlere de yayılarak etkisini tamamen yitirdi. (Ç.N.)

** Pidgin, ticaret ya da sömürge ilişkileri yüzünden ortak bir dili olmayan insanların iletişim kurmak için geliştirdiği, basitleştirilmiş karma bir dildir. Tek bir ana dilden oluşmaz. İki ya da daha fazla dilin sözcükleri ve dilbilgisi sadeleştirilerek harmanlanır. Bu şekilde oluşan bir dil, kuşaktan kuşağa geçerek topluluğun ana diline dönüşürse buna kreol adı verilir. Örneğin Jamaika’da konuşulan Jamaika Patois, Sierra Leone’de yaygın olarak konuşulan Krio ve Haiti’nin resmî dillerinden biri olan Haiti Kreolü. (Ç.N.)

***Timşel (İbranice תִּמְשֹׁל, timshol, Steinbeck’in yazımıyla timshel), Tekvin 4:7’de, Tanrı’nın Kabil’e söylediği sözlerde yer alan bir fiil biçimi. Kökü מ-ש-ל (m-sh-l) olan fiil, “hükmetmek, egemen olmak, yönetmek” anlamına gelir. Timshol ise bu fiilin gelecek zaman (ya da bitmemiş kip), ikinci tekil şahıs, eril biçimi ve kabaca “sen hükmedeceksin” ya da “sen hükmedebilirsin” demek. Romanda Lee, Kral James İncili’nde geçen “hükmedeceksin” (thou shalt) ifadesinin Amerikan Standart Versiyonu’nda niçin “hükmet” (do thou) sözcüğüne dönüştüğünü sorgular. Çin Mahallesi’ndeki bilgelerle İbranice öğrenip sözcüğü incelediğini anlatır ve sonunda “thou mayest” (yapabilirsin) karşılığında karar kılar. Dilbilimsel olarak timshol, hem “hükmedeceksin” hem de “hükmedebilirsin” ifadelerine izin verir çünkü İbranicenin bu kipi hem gelecek hem de olasılık anlamı taşır. Steinbeck’in “yapabilirsin” yorumuysa İbranice uzmanlarınca bir tercih olarak kabul edilir ve tek doğru çeviri olarak görülmez. Yani romandaki tartışma bir yandan edebî bir kurgu, bir yandan da gerçek bir çeviri tartışmasına dayanır. (Ç.N.)

YORUMLAR

Henüz hiç yorum yapılmamış. İlk yorum yapan sen ol!

Öne Çıkanlar

Yazma Serüveni ve Okuma BilinciHasan Parlak
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Alara Beykan

17 Mayıs 2026

Cıvıltıların Yokluğuna Kulak Veren Çoc..

Romanın çizdiği kent manzarası da fiziksel bir dönüşümü olduğu kadar algısal bir değişimi de görünür kılıyor.Kentte yaşamanın doğal bir parçası gibi kabul ettiğimiz uğultu içinde, eksilen şeyleri fark etmek giderek zorlaşıyor. Sürekli akan trafik, bitmeyen ..

Devamı..

Balzac’ın İnsanlık Komedyası ve Hinduizm

Harsh Trivedi

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024