Hayat Hayallere Uymuyordu
20 Ocak 2020 Edebiyat Kitap

Hayat Hayallere Uymuyordu


Twitter'da Paylaş
0

Ümit Penceresi kentli bir ailenin sevgi ve kederle dolu yaşamını, yirminci yüzyıl Türkiye’sinde bireylerin yaşadığı büyük aşk, acı ve sırların hikâyelerini gündelik hayat yansımasıyla anlatıyor.

Oya Akçizmeci’nin ilk romanı Ümit Penceresi Eylül 2019’da Yeni İnsan Yayınevi etiketiyle okuyucuyla buluştu. Akçizmeci ilk romanını yazarken Beşiktaş semtinin ve mahallelerinin yıllar önceki hallerinden, atmosferinden ve yaşlı komşularının anılarından çok etkilendiğini, bu hikâyelerin yazma motivasyonu olduğunu söylüyor. Cumhuriyetin kadın öğretmenlerine hediye ettiği ilk romanında Akçizmeci deyim yerindeyse eski Türk filmleri tadında bir metin üretmiş. Ümit Penceresi cumhuriyetin ilk yıllarından 80 darbesine kadar geçen süreçte ülkede başlayan kalkınma seferberliği ve sonrasında yaşanan zorlukları bir aile üzerinden anlatılıyor. Roman aynı zamanda dönemi yaşayanların okumaları sırasında geçmişe dair özlem duyabilecekleri izler de taşıyor. 

Yıl 1934. Ülkede eğitim seviyesi artırmak için büyük bir seferberlik ilan edilmiş. Romanın başkahramanı olan Hayriye zengin bir ailenin kızı. Babası Arif Bey, annesi Nebahat Hanım. İstanbul Kız Muallim Mektebi’nden derece ile mezun olan Hayriye Erzurum’daki bir okula müdür olarak atanır. Şehre varır varmaz işine dört elle sarılır, mücadelecidir. Kapı kapı dolaşarak ailelerin kızlarını okula yollamalarını sağlar. Ayrıca okuma yazma kursları açar. Kütüphane kurar. Kadınlara özgüven aşılayarak hayata katılmalarına, sadece bir meta olmaktan ve sadece ev işleri yapmaktan kurtulmaları için var gücüyle çalışır. Bu arada Erzurum’a gelirken babası aracılığıyla trende tanıştığı Osman ismindeki idealist öğretmenle de yakınlaşır. 

Hikâyemiz bir yerden sonra İstanbul’da köşkte yaşayan aile hikâyesine eviriliyor. Burada Hayriye’nin erkek kardeşi Yaşar zıt karakter olarak ortaya çıkıyor. Yaşar serserinin tekidir. Pavyonlardan çıkmaz. Okulu yarıda bırakır. Ailesiyle anlaşamadığı için akrabalarının yanına Gelibolu’ya gönderilir. Orada da rahat durmaz, kumarda ödeyemeyeceği kadar borç yapar. Üstüne üstlük bir de ev işlerine yardımcı olan on yedi yaşındaki Zehra’yı hamile bırakarak İstanbul’a pavyonda çalışan sevgilisi Kamuran’ın yanına geri döndükten sonra olaylar silsilesi devam eder.

Romanı kadın kahramanlar sürüklüyor: Hayriye, Nebahat Hanım, Zehra ve Kadriye. Akçizmeci’nin esas anlatmak istediğim kişi tabi ki Hayriye. Ancak bu karakterin yetiştirilme koşulları, çevresi, ailesinin etkileri, özellikle kardeşi Yaşar’ın onda bıraktığı izler çok önemli. Bir insanı tanıtmak için onun çevresini ve ailesini anlatmam gerektiğini bilerek yola çıkmış yazar. Özellikle anne Nebahat Hanım, Hayriye üzerinde son derece etkin rol oynayan bir kişi. Gelini Zehra ve torunu Kadriye’ye olan insani ve sevecen davranışları, Hayriye’yi derinden etkiliyor. Romanın idealist kadın başkahramanı Hayriye ile kardeşi olumsuz erkek tipi Yaşar anne babalarının etkisiyle sıklıkla karşı karşıya geliyor, çatışmalarına bakıyoruz, okuyucu olarak karşılaştırmalar yapıyoruz. Yaşar’ın mutsuzluğunun ana kaynağı babası Arif Bey, buna karşılık başarılı olan Hayriye de babasının eseri. Akçizmeci aynı zamanda çocukları karşılaştırarak yapılan hatalara dikkat çekiyor. Arif Bey’ in iki çocuğu arasında yaptığı kıyas ve verdiği eşitsiz sevgi ise Yaşar da iyileşmeyecek yaralara yol açıyor. İki kardeş arasındaki zıtlık ailenin durumu dengeleyememesi büyük bir çatışma unsuru olarak karşımıza çıkıyor. Sonunda da bir ailenin umutsuz yıkılışına neden oluyor. Bireylerin yaşadığı duygular kitabın başından itibaren daireler çizerek okuyucuyu içine almayı başarıyor. Bedenler farklı olsa da yaşanan duygular, durumlar, olaylar ve tepkiler birbirine benziyor.

Ümit Penceresi’nde ailedeki değişimi geniş bir zaman diliminde vermesi açısından üçüncü tekil kişi ve tanrısal konumlu anlatıcı değişimli olarak kullanılmış. Bu yüzden hızlı bir akışın varlığından söz etmek gerek. Dönemin köklü ailelerinin birinde zaman içinde yaşanan sıkıntılara, aşklara, çatışmalarına, kayıplara ve değişip dönüşen hayatla birlikte gelen sorunlara yakından bakıyoruz. Akçizmeci geniş bir ailenin parçalanıp çekirdek aileye dönüşümü sırasındaki sancıları anlatıyor. Yaşanan olaylar uzun zamanlara yayılarak gerçekleşmiş olsa da bireylerde kalıcı hasarlara neden olmuş ve onları yalnızlığa sürüklemiş. Yaşanan bu sıkıntılı durumların yanında Arif Bey’ in ümit penceresi var ki insana her daim umut veren, bütün dertlerin içinden sıyrılıp mutlu olmasını sağlayan... Ümit penceresi neyin metaforu?

Romanda kız çocuklarının o dönem için okutulmasına verilen önem, kadınların iş hayatında yer almak için konforundan vazgeçmesine değinilmesi önemli.  Anne ve babanın kendi yollarını çizme konusunda kızlarına ve oğullarına olan yaklaşımları ise dikkat çekici. Yazar kendisiyle yapılan bir görüşmede Cumhuriyetin ilk yıllarından günümüze kadar ailelerin nasıl bir dönüşüm geçirdiğine dair şunları söylüyor: “Cumhuriyetten bu yana aileler koptu bence. Eskiden hep beraber oturulur, mangal başında sohbetler edilirmiş. Çocuklar evde büyük neşe kaynağı olmuşlar o zamanlar, daha sıcak daha sevecen bir ortam. Bireysellikten çok beraberlik duygusu ön plandaymış. Artık bunların hiçbirisi yok. Teknoloji ilerlediğinden beri ilişkiler teknolojik ortamlara taşındı. Akrabalar sadece telefonla görüşüyor. Özel günlerde telefon mesajlarıyla birbirimize sevgi sözcükleri yazıyoruz. Herkes kendi evinde, bir köşeye çekilmiş. Çoğu insan yalnız ve mutsuz…”

Her şeye rağmen hayalleriyle dimdik ayakta duran çalışkan kadınlar etkileyici. Hayriye’nin kendine olan güven ve idealistliği hayranlık duyulacak seviyede. Olaylar arasında geçişlerde kopukluk olmayıp bölüm bölüm anlatılıyor. Oya Akçizmeci anlatmayı, hikâye etmeyi seviyor. Döneme dair gündelik hayatı eşya, aksesuarlara dair tutumlu betimlemeler, kişilerin işlevsel diyalogları ve günlük konuşma dili üzerinden verme çabası dikkate değer. Ümit Penceresi dönem kitaplarını okumayı sevenler için iyi bir seçenek olabilir. Ülkenin durumunu kronolojik sırasına uygun bir biçimde kişiler üzerinden anlatması başarılı. Kullanılan üçüncü tekil şahıs iç duyguların anlatılmasında etkili olup romanı derinleştirmeyi sağlamış, ancak belli bir döneme daha derinlikli eğilmesi anlatmaktan çok göstermeye daha öncelik vermesi gerekebilirdi. 

Ümit Penceresi kentli bir ailenin sevgi ve kederle dolu yaşamını, 20. yüzyıl Türkiyesi'nde bireylerin yaşadığı büyük aşk, acı ve sırların hikâyelerini gündelik hayat yansımasıyla anlatıyor. Romanın merkezî kadın kahramanı Hayriye’nin erkek kardeşi, Zehra’nın aşkı Yaşar’la olan ilişkisi ise hem kadınlık hem de erkeklik durumları üzerinden derinlikli okumalara imkân tanıyor. Gayrimüslimlerin varlığına sınırlı da olsa değinilmesi çok kıymetli. Ümit Penceresi bireylerin hikâyeleri üzerinden nasıl bir değişim ve dönüşüm geçirdiğini incelikli biçimde anlatan bir ilk roman.


Twitter'da Paylaş
0

YORUMLAR


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR