Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

5 Şubat 2017

Öykü

Çiyil Kurtuluş • Kasırga ve Yabanmersinleri

Çiyil Kurtuluş

Paylaş

46

0


Sesi yukarıdan geliyordu. Küveti doldurdum. Umarım buna gerek duymayız. Sence bu kadar ilkelleşir miyiz, diye sordu Sally merdivenlerden inerken. Salonun mutfak tarafında gezinen Kuzey’in telefonla konuştuğunu fark edememişti. Göz göze geldiler. Elbisesinin askılarını düzeltti. Affedersin, dedi sessizce. Kuzey, omzunda parıldayan su damlasını eliyle okşarcasına sildi. Sally tezgâhın üzerindeki erzak poşetini açmaya çalışırken Kuzey renkli camın ardındaki Long Island’ı işaret etti. Yerel kanal bir iskelenin ucundan yayın yapıyordu. Kuzey Carolina’yı etkisi altına alan Irene’nin gece yarısından sonra Long Island’a ulaşması bekleniyor. Rüzgârın hızının saatte yetmiş beş mile varacağı tahmin ediliyor… Yeşil yağmurluğunun içinde gözlerini kısarak sevimli görünmeye çalışan muhabir, arada başlığından yüzüne akan yağmur damlalarını siliyor, arkada sörf tahtasıyla boğuşan birine de el sallamayı ihmal etmiyordu. Set üstüne dizilmiş bir turist kalabalığı okyanusu seyretmekten çok, denizden olağanüstü bir şey çıkacakmışçasına, boyunlarına astıkları fotoğraf makineleriyle hazır bekliyordu. Plajda bu kez hareket eden şemsiyeler vardı. İnsanlar kasırga öncesi son kumsal yürüyüşlerini yapıyordu. Günbatımından önce Long Island işte böyle bekliyordu kasırgayı. Tatlım, yeni bir haber var mı, diye sordu Kuzey. Yağmurdan başka haber yok, dedi Sally. Kimse tam ne olacağını bilemez. Sürekli, olasılıklar ve önlemler. Bazı marketlerin su stokları tükenmiş, gidecek yeri olmayanlara okulların spor salonları açılmış. Biliyor musun, sörf yapan birileri hâlâ var. Neyse, sen konuşuyordun, ben küveti… Evet evet, iyi yapmışsın. Aslında erken davranmışsın diyecek oldu, vazgeçti. Gece yarısına çok vardı nasılsa. Küvet yeniden boşalıp dolabilirdi. Sally, Kuzey’in çalıştığı şirkette bir ay önce işe başlamış, tanıştıkları gün arkadaş olmuşlardı. Yirmili yaşların ortalarındaydı ikisi de. Kuzey ondan hoşlanıyordu. Sally de ona karşı ilgisiz sayılmazdı. Birkaç kere öğle yemeğine çıkmışlardı. Genç adam daha fazlasını istiyordu. Ne var ki, bir akşam yemeği zamanlaması kasırgayla çatışmıştı. İkisinin de evi Long Beach’deydi ve Irene nedeniyle sahil boşaltılıyor, insanlar iç kesimlere kaçıyordu. Kuzey’in Amerika’daki en yakın arkadaşı Tayfun, Türkiye’ye dönerken evinin anahtarını ona bırakmıştı. Kuzey ve Sally sahilden oldukça uzak bu evde güven içinde kalacaklardı. Genç adamın teklifini hemen kabul etmişti kız. Aynı zamanda bu, geceyi birlikte geçirme teklifini kabul etmek sayılırdı. Belki de ilk kez uzun süre baş başa kalacaklarından, sonrasında kasırgaya dua edecekti genç adam. Sally tezgâhın üzerine yayılmış yemek kutularını görünce şaşkınlığını gizleyemedi. Çin yemeği sevmiyordum deme sakın, dedi Kuzey. Yo, yerim de, bütün ömrümce tüketeceğim Çin yemeği var burada. Tatlım, önlemimizi almalıyız. İki üç gün evde mahsur kalabiliriz. Aç kalmak istemeyiz, öyle değil mi? Hem, buna ömürlük diyorsan, sevdiğinden şüphe ederim. Sally yüzünü buruşturdu. Üç gün mü? Hadi canım. Kuzey başını havaya kaldırdı. İçinden. Teşekkürler Irene.       Ellerinde şarap kadehleri salondaki kanepeye yerleştiler. Sally dış tarafı tahtayla kaplanmış pencereyi işaret etti. Gerçekten gerekli mi? Kesinlikle, dedi Kuzey. Pencereler geniş, camlar kırılabilir. Haklı olabilirsin. Yolda görmüştük, pek çok evde vardı. Yine de yağmuru ve sonrasında kasırgayı izlemek ilginç olabilirdi. Arka taraftaki küçük pencereden izleyebiliriz. Ama burada, oturduğumuz yerden seyretmek, dedi Sally. Baksana, manzara hiç de fena değil. Kuzey, kızın elini tutup havaya kaldırdı. Birlikte camdan yansıyan görüntülerine baktılar. Gece gece göremezdik zaten. Böylesi korkutucu, dedi Sally. Korkutucu mu? Bir tiyatro sahnesinde olduğumuzu düşünmeye ne dersin? Kuzey pişman olmuştu. Hayal ettiği gibi ışıkları söndürüp mumları yakmanın bir anlamı kalmamıştı artık. Tek şansı elektriklerin kesilmesi. Bunu istiyor mu, emin değildi. Kasırga gerçeğini unutması olanaksızdı. Şu anda en önemlisi senin güvenliğin, dedi. Sehpanın üzerindeki el fenerine uzandı, yanındaki mumlukları işaret etti. Elektrikler kesilse de, bize karanlık yok. Elektrikler kesilirse, klima da yok demektir. Nasıl nefes alırız? Biz de pencereyi açar, tahtayı maviye boyarız. Gülüştüler. Keşke biraz yabanmersini satın alsaydık, dedi Sally çocuk sesiyle. Hepsi telef olacak. Sevdiğini bilmiyordum. Bilseydim satın alırdım. Bir ömür yetecek kadar. Ama o zaman bize yer kalmazdı. Çin yemeklerini dışarıda bırakırsak, bize de yer kalırdı. Pizza almadığına pişman oldu Kuzey. Bir süre sessiz kaldılar. Arkadaşının burada olmaması büyük şans, dedi Sally. Evet. Bizim için de. Ne, dedi Sally. Kasırga mı? Bakışlarını uzunca yakalamışken bırakmadı Kuzey. Ona iyice sokuldu. Ancak ısrarla çalan kapının zili fazlasına izin vermedi. Şimdi bambaşka gerildiğini hissetti. Buranın adresini kimseye vermiş miydin? Hayır, elbette vermedim. Acaba bu bölgeyi de mi boşaltacaklardı. Kapıdaki polis olabilir miydi. Sally şu televizyonu neden kapamıştı ki. Bir saatte Long Island’da her şey değişebilirdi. Kuzey, yerinden kalkmamasını söyledi ona. Kapıya yaklaştığında evin tahtayla kaplanmayan tek penceresinden cama vuran ufak tefek adamı fark etti. Amerikan polisi böyle sırıtmazdı. Kapıyı açtı. Ve asla sarıkırmızı yağmurluk giymezdi. Adam rüzgârdan gözlerini kısmış bağırıyor, bir eliyle başlığını sabitlemeye çalışıyor. İyi akşamlar. Tayfun’u arıyordum. Tayfun Dinmez’in evini. Doğru geldim sanırım. Evet, burası. Rüzgârın şiddetinden açık kapının önünde konuşmak neredeyse olanaksız. Oh, şükürler olsun, memleketime gelmiş gibiyim, diyerek kendini içeriye attı davetsiz misafir. Kapıyı ardından kapadı. Kuzey birkaç adım geriledi. Adamı orada tutmaya niyetliydi. Üniversiteden arkadaşıyım. Buralara gelmişken bir göreyim dedim. Öyle mi, demek arkadaşısınız. Ne yazık ki kendisi burada değil, Türkiye’de. Gelmeden arasaydınız ya. Ya, ne aksilik. Günlerdir bu ziyareti planlıyordum, sürpriz olsun istedim. Kısmet bugüneymiş. Ayaküstü, mezun oldukları okuldan, bazı ortak tanıdıklardan, hatta annesinin meşhur su böreğinden bile söz etti, adam lafı uzattıkça uzattı. Eminim duyunca o da üzülecek, dedi Kuzey. İçeri buyurun diyeceğim ama hava daha da kötüleşmeden kaldığınız yere bir an önce dönseniz iyi edersiniz. Evet, tabii. Aslında bu gece burada kalırım diye düşünmüştüm. Dedim ya, Tayfun yok. Ben selamınızı iletirim. Varsa bir notunuz… Kapıdaki çaktırmadan evi inceliyor. Kanepede oturan Sally’yi kastederek. Sizler akrabası mısınız? Hayır, arkadaşıyım. Kasırga nedeniyle evini bana emanet etti. Doğrusu, biz kendimizi emanet ettik. O da kız arkadaşım. Bu açıklama yeterliydi. Adam ya aymazdı ya çekilmez. Her ikisi de. Ancak böyle biri kasırga gecesi kendine kapı arardı. Desenize, aynı kaderi paylaşıyoruz. Biz. Henüz tanışmadık. Sally elinde kumanda, yanlarına geldi, yayının kesildiğini haber verdi. Kuzey. İsteksizce elini uzattı. Ben de Güney. Şaka şaka. Ömer. Aynı espriyi İngilizce tekrarladı. Sally’yi güldürmeyi başarmıştı. Tam bir Amerikan esprisi oldu, dedi Kuzey’in soğuk yüzüne bakarak. Bak, zor durumdayım. Evlerinde kaldığım aile daha güvenli bir yere gidiyor. Dışarıdalar ve ne kadar daha orada olurlar bilmiyorum. Yerinde bir karar. Bekletme istersen. Biraz kalabalığız. Bilirsin işte. Amerikalılar. Onları izin verdikleri sürece rahatsız edebilirsin. Sonra Sally’ye ve ortak dile döndü. Adamın elleri, kolları sürekli hareket halinde. Yüzü şekilden şekle giriyordu. Şimdi de sokakta kalmış kedi irisiydi. Lütfen, yalnızca bir gece, şu kasırgayı atlatalım. Beni yok farz edin. Hiç zararım dokunmaz. İstersen ara Tayfun’u. Benden söz et. Sally, Kuzey’e döndü. Biz kalabiliyorsak, o da kalabilir, dedi. Sağ olun. Harika insanlarsınız. Arabadan çantamı alayım. Bana yardım eder misin? Kuzey seçme şansını yitirmişti. Dışarıda farları yanık bekleyen arabadan bavulları aldılar. Amerikalı aile ile kısa bir vedalaşma yaşandı. Eve girecekleri sırada tekrar arabaya koştu Ömer. Kocaman bir poşetle döndü. Kuzey yağmurluğunu asarken, arka pencereye de iki tahta çaktırmalıydım, diye düşündü. Ömer mutfakta, getirdiği poşetten bir şeyler çıkarıyor. Bilmiyorum sever misiniz, ben çok severim. Yanında kaldığım aile çiftçilik yapıyor. Yabanmersini yetiştiriyorlar. Toplayabildiğimizi topladık. Sally’nin yüzü bir anda hepsini yutacakmışçasına açıldı. İnanmıyorum, bayılırım bu meyveye. Ne duruyoruz, hemen yıkayalım. Bekle, dedi Sally, sana yardım edeyim. Kuzey yarım kalan kadehini kafasına dikti. Umutsuzca koltuğa yığıldı. Adamın rahatlığı sinirine dokunuyordu, sanki burası kendi eviydi. Bak ne diyeceğim, dedi. Tanıdığım biri var, yarım saat uzaklıkta. İyi birisidir. Seni oraya götürebilirim. Burada rahat edemezsin, tek yatak odası var. Sorun değil arkadaşım, böyle bir gecede uyunur mu. Siz isterseniz uyuyun, benim fotoğraf çekmem lazım. Fotoğrafçı mısın, diye sordu Sally. Hayır, mühendisim. Benimki merak. New York’a fotoğrafçılık dersleri almaya gelmiştim. Orada bu çiftçiyle tanıştım. Beni evine davet etti. Biraz tatil yapmak, denize falan girmek istiyordum zaten. Sonra bu kasırga. Tam döneceğim gün. İki saat yol, hadi gittin diyelim, New York Havalimanı kapalı, uçuşlar iptal. Orası buradan beter. Güneyi boşaltıldı, duymuşsunuzdur. Bence Amerikalılar abarttı bu işi. Kuzey artık duymak istemedi, o dinleyicisini bulmuştu çoktan. Üstelik yalancının tekiydi. Bugün dönüyormuş meğer. Bir de arkadaşımı ziyarete geldim demez mi. Elindeki son kozu teklif etti. İstersen, anahtarımı vereyim, evim deniz kenarında. Bol bol resim çekersin. Yoo, o kadar değil, dedi Ömer. İnan ki o kadar, dedi Kuzey mırıldanarak. Sofraya oturmak üzereydiler. Dostum, dedi Ömer, afet nedeniyle Amerikan ekonomisi zarar görsün, sen Çin’i zengin et, olacak iş mi? Sen de mi sevmiyorsun, dedi Kuzey. Tam tersi, bayılırım Çin yemeğine, yine de biraz abartmışsın. Sally bir ara mutfağa gittiğinde Ömer, kulağına eğildi. Hakkın var dostum, çok hoş birisi. Yerinde olsaydım, ben de seni istemezdim. Hey, ağır ol. Kız benim arkadaşım. Yalnızca arkadaş mı? Kuzey şimdi bu densize ne anlatılır diye düşündü. Yemekte bir dakika susmamıştı Ömer. Bitmek bilmeyen anılar, hikâyeler. Kızın eğlendiğini gördükçe coşuyordu. Yemeği öylece duruyordu Sally’nin. Eli sürekli yabanmersini kâsesindeydi. Dokunacak, dedi Kuzey. Haklısın, diyerek yemeye devam etti Sally. Öyle gürültü yapıyorlardı ki, Kuzey evinden getirdiği el radyosundan kasırganın seyrini takip edebilmek için sık sık masadan uzaklaşmak zorunda kaldı. En kritik saatler yaklaşmak üzereydi. Sabah beşten sonra kasırganın etkisini kaybedeceği açıklanıyordu. Üst katın pencerelerini ve çatıyı kontrol ederken aşağıdan gelen kahkahalar iyice sinirine dokunmaya başlamıştı. Sandalyede bağdaş kuran Sally’nin ayak parmaklarının görüntüsü gözünden gitmiyordu bir türlü. Kemikliydi ayakları. Aşağı indiğinde hâlâ masadaydılar. Oysa sular kesilmeden sofrayı toplamak gerekir, demişti. Tekrar sandalyesine oturdu. Ben çok güzel inek taklidi yaparım, dinleyin. Kasırganın tavan yaptığı saatlerde hoşlandığı kız möö-leyip durdu. Ömer’in maymun taklidi tam ona yaraşır şekildeydi. Belki de bu gece ilk defa eğlenmişti Kuzey. Sıra ona geldiğinde gözlerini kocaman açtı, Susun ve bana bakın, dedi. O an elektrikler kesildi. Tiz bir çığlık yükseldi. Baykuş olmak istemiştim, dedi. Mumlar yakıldı. Sofra toplandı. Sally ile Ömer kirlileri bulaşık makinesine yerleştirdikleri sıra Kuzey makineyi boşaltmalarını söyledi. Elektrikler uzun süre gelmezse, kokar. Su varken yıkayalım. Mum ışığında bulaşık mı yıkanır, dediler. Kuzey bulaşıkları yıkamaya koyuldu. Onlar kanepede sohbetlerine devam etti. Bir ara hepsi küçük pencerenin önünde toplandı. Dışarıda rüzgârın eğdiği ağaçlardan başka bir şey görünmüyordu. Bir zaman sonra kasırganın şiddetinden onlar da görünmez olmuştu. Her yer simsiyahtı. Çatıdan sesler geliyordu. Camdan uzak durmalı, dedi Kuzey. Hiç şimşek çakmıyor, dedi Sally. Bu kadar şiddetli rüzgârda yağmur olmaz, dedi Ömer. İstersen test edelim. Pencereyi açmaya yeltendi. Çıldırdın mı sen, diyerek koluna yapıştı Kuzey. Şakaydı dostum. Ömer salonun ortasında eşek gibi anırmaya başladı birden. Amma pimpirikli adammışsın, dedi. Fazla olmuştu artık. Bir dakika yukarı gelir misin, dedi Kuzey. Kızın yanında onu paylamak istemedi. Bana baksana sen, kendini zorla davet ettirdin, içeri aldık. Kız arkadaşımdan uzak dur. Burada yat zıbar, ne yaparsan yap. Ve sakın aşağı inme, gün ağarana dek. Tamam tamam, anlıyorum. Yanıma bir parça yabanmersini alayım, söz, inmeyeceğim. Biraz sonra Ömer elinde bir çanak dolusu yabanmersini, üst katın korkuluklarından aşağıdakilere seslendi. İyi geceler, bir banyo yapıp yatacağım. Kuzey’e sırıtarak devam etti. Olan şimdiye kadar olurdu zaten. Yani kasırga diyorum, bize yaramadı. Kuzey derin bir nefes aldı. Sonunda ondan kurtulmuştu. Günün ağarmasına dört beş saat kalmıştı. İçeri sızan uğultu uçakta olmak gibiydi. İyi haber, kapı baca yerli yerinde. Sally kanepeye uzanmış, İçerisi sıcak oldu, diye söyleniyor. Midem bir tuhaf, dedi. Uyu istersen, unutursun, dedi Kuzey. Seni yabanmersini konusunda uyarmıştım. Bir çay yapayım, iyi gelir. Mutfakta çayı ararken suların kesildiğini fark etti. Sally uykuya dalmıştı bile. Kuzey de karşısındaki kanepeye uzandı. Az bir süre içi geçti. Gözlerini açar açmaz doğruldu. Bırak kasırgayı, evde böyle bir adam varsa asla uyunmazdı. Ömer’in küveti boş bırakma olasılığı aklına düşüverdi. Hızla merdivenlerden çıktı. Banyonun kapısını açtı. El fenerinin ışığını yüzünde hisseden Ömer, Hey, neler oluyor? Sen de kimsin, diye bağırmaya başladı. Küvet çalkalanıyordu. Benim, sus, geri zekâlı, burada sızmışsın. Tabii, bir fıçı bira içersen. Çık şuradan hadi. Kenarda duran içi dolu çanak o kargaşada küvete düşüverdi. Feneri yüzüme tutacağına etrafına baksaydın. Sakın tıpayı çıkarma, dedi Kuzey, önce yabanmersinlerini toplayalım, yoksa tıkanır. İşin mi yok, ben yatıyorum. Ömer banyodan çıkmıştı bile. Sersem herif, su bize lazımdı. Sally uyanmış, aşağıdan sesleniyor. Kuzey banyodan çıktığında yerdeki lekeleri fark etti. Kan lekesi gibi. Halılar rezil olmuştu. Onu yataktan kaldırıp haddini bildirecekti ki. Kıza dua et, dedi, yoksa bunları yalatırdım sana. Sally yattığı yerde iki büklüm doğrulmuş, kıvranıyor. Midem çok bulanıyor. Kustun mu? Hayır. Peki, ister misin? Ne? Kusmak ister misin? Nasıl? Bu evet anlamına geliyor. Kuzey mutfaktaki son yabanmersini kutusunu onun burnuna tuttu. Beş saniye geçmeden Sally genç adamın koluna geçirdiği poşete, yabanmersinlerinin üzerinden midesinde ne varsa boşalttı. Kuzey kızın ağzını yüzünü temizledikten sonra yeniden yatırdı. Yukarı çıktı. Ömer belinde bir havlu, yatağa serilmiş horluyordu. Hevesi kursağında kalmıştı Kuzey’in. Şöyle bir tane patlatmak isterdi. El feneriyle yerdeki ve ayakucundaki lekelere baktı. Daha çok leke istiyordu. Daha çok kan. Feneri çenesine tuttu, aynaya döndü. Onun katili olabilmek hoşuna gitmişti. Onu küvete gömmüş, sonra da yatağa taşımıştı. Kod adı Baykuş. Feneri söndürdü, ucunu ağzına tutup üfledi. Sally kanepeye, Kuzey’in ayakucuna ilişmiş, yağmurluğu elinde bekliyor. Uyandırmak istemezdim ama hoşça kal demeden gitmek istemedim. Kuzey saatine baktı. Sabahın yedisiydi. Hava nasıl, diye sordu. Kasırga bitti, dedi Sally, esinti bile yok. Etrafta kısa bir yürüyüş yaptık. İlerdeki nehir taşmış. Bazı ağaçlar kırılmış, çoğunun dalları kopmuş. Her yerde yaprak var. Yaz bitmeden sonbahar gelmiş sanki. O burada mı, diye sordu Kuzey, doğruldu, beli tutulmuş gibiydi. Arabada bekliyor. Fotoğraf çekecekmiş. Sahile ulaşabilirsek evime bakmak istiyorum. Seninkine de göz atarım. İstersen gel bizimle. Yok, siz gidin, keyfinize bakın. Beni bekleme. Bu akşam amcamlarda kalacağım. Onlarda jeneratör var. Sen de böyle bir ev bulsan iyi edersin. Ya o, Ömer? Şehre gitmesi lazım. Uçağına yakın olmak istiyor. Eşyalarını arabama yükledi. Seninle vedalaşmaya çekiniyor. Kuzey sessiz kaldı. Yarın şirkette görüşürüz, dedi Sally. Görüşürüz. Sally kapıdan döndü. Az kalsın unutuyordum. Teşekkürler. Ne için? Burnuma uzattığın yabanmersinleri. Beni gerçekten rahatlattı. Hoşça kal. Kuzey eliyle ensesindeki teri sildi, birkaç dakika öylece oturdu. Arabanın uzaklaştığından emin olduktan sonra ayağa kalktı. Mutfak dolabında bulduğu makarna süzgeciyle yukarıya çıktı. İlk işi banyo küvetindeki yabanmersinlerini ayıklayıp kirli suyu boşaltmak olacaktı. Kasırgadan geriye kalan bütün delilleri yok etmek istiyordu.  
YORUMLAR

Henüz hiç yorum yapılmamış. İlk yorum yapan sen ol!

Öne Çıkanlar

Yaz Mevsimi Kalın Bir Kitap Okumak İçi..James Folta
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

S. E. Breitegger

24 Mayıs 2025

Goethe Evi’nin Üçüncü Katında

Goethe’yi ilk okuyuşum değil, tanışıklığımız eskiye dayanıyor. Hatta bence, ünlü şair tarihteki en güzel kitap adını bulmuştur.İnsan yalnız mıdır? Yalnızlık ne anlama gelir, yanımızda olmayan biri de yalnızlığımıza çare olabilir mi? Cevaplaması güç sorular. Benim ilgimi ..

Devamı..

Hayattan Notlar

A. Dilek Şimşek

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024