Woolf 1927 yılında yazdığı Deniz Feneri’yle modernizmin en özgün örneklerinden birini vermiştir. Pek az aksiyon ve diyalog içeren bu romanıyla, bir ailenin yaşamında kendi çocukluk ve olgunluk döneminin hissiyatını aktarır.
Gönül Bakay
Her şeyi tam zamanında yapabilmek, ancak yaşamımızın sonlarına doğru öğrenebildiğimiz o küçük erdemlerden biridir.
(
Deniz Feneri, s. 118)
Virginia Woolf , “Deniz feneri simgesiyle hiçbir şey kastetmedim,” der ama okur ve eleştirmenler ona farklı anlamlar vermeye çalışmıştır. Onlara göre deniz feneri kişinin yaşamındaki amacı, isteği veya varmak istediği noktayı simgeleyebilir. Virginia Woolf bu romanı neden yazmıştır? Kendi sözleriyle, bu romanı yazmasının ardındaki temel neden anne babasıyla olan ilişkisiyle yüzleşmek ve barışmaktır. Woolf, babası için şu çarpıcı sözleri söylemiştir: “Babamın doğum günü. Bugün doksan altı yaşında olacaktı. Doksan altı; bugün tanıdığım başkaları gibi doksan altı olabilirdi, çok şükür olmadı. Yaşamı benimkini sonuçlandırırdı. Ne olurdu? Yazı yazma yok, kitap yok, düşünemiyorum…” (
Bir Yazarın Güncesi, s. 135)
Woolf 1927 yılında yazdığı
Deniz Feneri’yle modernizmin en özgün örneklerinden birini vermiştir. Pek az aksiyon ve diyalog içeren bu romanıyla, bir ailenin yaşamında kendi çocukluk ve olgunluk döneminin hissiyatını aktarır. Mr. ve Mrs. Ramsay karakterleri yazarın sevgi dolu annesi ile daha sert ve egoist babasının kişiliklerinden esinlenilerek şekillendirilmiştir. Anne ve baba arasındaki gergin ilişki, annesinin ani ölümü ve onun ölümüyle “yokluk kavramı”yla yüzleşme zorunluğu, hepsi kitapta aktarılmaya çalışılır. Geçmişinden kesitler vermenin yazara çok zor geldiğini biliyoruz. Anne ve babasını gerçekçi bir biçimde nasıl canlandırabilirdi? Kardeşi Vanessa’nın, kitabı beğenip gerçeğe yakın bulması onu etkilemiştir. Vanessa özellikle anneleri için, “Annemin portresi düşünebileceğimden çok daha ona yakın. Ama böyle mezardan geri gelmesi acı verici,” demiştir.
Woolf,
Deniz Feneri’yle estetik bir bütünlük yaratmaya çalışır. Aile destanını bir bütün halinde yansıtmaya çabalamış ve resim tekniğini romana uygulamıştır. “Vanessa’nın resme olan tutkusu yazarı böyle bir denemeye itmiştir. Olayları, sevgi ve acıları tuval üzerine dökebilir miyiz? İşte Lily Briscoe’nun sorunu budur. Sanatçı, kişi ve olayların özünü verebilmelidir. Yapıtta kişiler ve objelerle resimler ve sanat eserleri arasında bir bağlantı kurulur. Mrs. Ramsay bir sanat eseri gibidir; düz burnu ile Mr. Bankes onu bir Yunan heykeline benzetir.” (
Virginia Woolf ve İletişim, s. 105)
Kitap üç bölümden oluşur. İlk bölüm “Pencere”de Ramsay’lerin Skye adasındaki Hebrides yazlık evlerinde geçer ve ertesi gün hava iyi olursa deniz fenerine gidilip gidilemeyeceği tartışmasıyla başlar. Oğulları James fenere gitmek istemekte, Mrs. Ramsay onu mutlu etmek için gidebileceklerini, Mr. Ramsay ise büyük olasılıkla havanın kötü olacağından fenere gidilemeyeceğini söylemektedir. Bu tartışma, okuru Mr. ve Mrs. Ramsay ile oğulları James arasındaki ilişkinin gerginliği konusunda aydınlatır. Mrs. Ramsay kimdir? Eşinden ne beklemektedir? Gerçekleşemeyen nedir? İşte bu bölüm bu gibi sorulara yanıt arar.
Mr. Ramsay karısına âşıktır ve onun da duygularını kelimelere dökmesini beklemektedir. Ama Mrs. Ramsay söyleyemez, “Seni seviyorum” diyemez. Sadece kocasının fikirlerini destekleyerek onu sevdiğini belli eder. “Evet, yarın hava kötü olacağından, deniz fenerine gidilemez,” der. Mrs. Ramsay gece, el ayak çekildikten sonra deniz fenerini seyreder. En uzun huzme onundur, duygularını yansıtır. Bu ışık huzmesi Mrs. Ramsay’in yaşam görüşüne, yaşamın anlamına ve söyleyemediklerine ışık tutar. “Kaç kez kendini, elinde işi, oturup bakarken baktığı o şeyin, örneğin –şu ışığın– kendisi oluverirken bulmuştu” (
Deniz Feneri, ss. 83-84). O ışığa bakarken zihninde belli sözler tekrarlanır: “Çocuklar unutmaz, çocuklar unutmaz.” Buna yenileri ilave olur: “Bitecek, bitecek, gelecek, gelecek” ve “Tanrı’nın elindeyiz. Aniden böyle söylediği için kendine kızdı. Kime söylemişti? O değil. Kastetmediği bir şeyi söylemişti” (
Deniz Feneri, s. 59). Mrs. Ramsay’in sözlerinden pek çok farklı anlam çıkarabiliriz. Örneğin, zihninde düşünmek istemediği yoğun duygular olduğunu, ayrıca ölümü düşündüğünü de anlarız. “Çocuklar unutmaz” oğlunun bu olayı hiçbir zaman unutamayacağını yansıtır. “Her şey biter” sözüyle de kendi uğraşlarının bir gün biteceğini ifade eder.

Mrs. Ramsay’de bir yorgunluk görülür. Olaylardan sonra hissedilen bir yorgunluk… Farkına varılmadan söylenen sözler belki de Mrs. Ramsay’in ölümü arzuladığını yansıtıyor olabilir. Ancak Mrs. Ramsay tümüyle yok olmayacak; ağaçlar, nehirler ve çiçeklerde yaşamaya devam edecek; güzelliği, enerjisi kaybolmayacak; evrene, doğaya dönecektir.
İlk bölümde romanın diğer karakterlerini de tanırız: Ressam Lily Briscoe, Prue, Andrew, kadınların ressam olamayacağını söyleyen Charles Tansley ve Mrs. Ramsay’in birleştirmeye çalıştığı Minta Doyle ile Paul Rayley… Bu kısımda yine Mrs. Ramsay’in çok önemli başka bir özelliğini öğreniriz: güzel yemekler tertip ederek kişileri bir araya getirme arzusu. Woolf’un
Mrs. Dalloway romanındaki Clarissa Dalloway’in partileri gibi, Mrs. Ramsay de sofralarıyla farklı kişileri bir araya getirerek özel bir iletişim ortamı yaratmaya çalışır. Mrs. Ramsay’i özel kılan nedir? Lily Briscoe bu sorunun yanıtını bir türlü veremez. O, insanlara uyum, harmoni, kişilik kazandırır. Mrs. Ramsay eşine huzur ve destek verir; tıpkı, Woolf’un annesinin eşine yaptığı gibi kocasını süresiz desteklemeli ve kendine güvenini artırmalıdır. Lily, Mr. Ramsay’i anlayamaz, onu çok egoist, hep alan ama hiçbir şey veremeyen biri olarak görür.
İkinci bölüm “Zaman Geçiyor” adını taşır. Mrs. Ramsay ölür, Birinci Dünya Savaşı sona erer. Ramsay’lerin oğulları Andrew savaşta vurulur... Mrs. Ramsay’in ölümü sıradan bir olay gibi, “Mrs. Ramsay yakın bir tarihte öldüğü için” sözleriyle okura duyurulur. Kişi ölünce onlardan bir iz kalır mı? Sevilen birinin yok olmasıyla oluşan boşluk nasıl doldurulabilir? Mrs. Ramsay herkesin yaşamında bir iz bırakmıştır. Her hususta karısına yakınan Mr. Ramsay onsuz yaşama nasıl devam edebilecektir? Ressam Lily Briscoe ise en önemli ilham kaynağını kaybetmiştir. Yaşamayı, resim yapmayı nasıl sürdürebilir?
Üçüncü bölüm “Deniz Feneri”nde ise aradan geçen on senenin getirdiği değişimler aktarılır. Ramsay’lerin hayatta kalan fertleri on sene sonra yine yazlık evlerine gitmeye karar verir. Mr. Ramsay en sonunda deniz fenerine gitme kararı almıştır. Kızı Camilla ve hiç anlaşamadığı oğlu James ona eşlik edeceklerdir. Gezi sırasında çocukların babalarıyla olan ilişkileri ve iletişimleri değişir. James babasının tümüyle kötü olmadığını düşünür ve onu anlar. Camilla’da da babasına karşı olumlu duygular uyanır. Bu arada Lily Briscoe evde bir türlü bitiremediği resmini tamamlamaya çalışmaktadır. Sonunda tüm yaşananlar, Mrs. Ramsay’in yaşama kattıkları ve Mr. Ramsay’in olumsuz tutumu, eşinden bekledikleri, Lily Briscoe’nun “Vizyonuma eriştim” sözleriyle resminin ortasına bir çizgi çizmesiyle son bulur. Bu çizgi farklı kişilikler ve nesiller arasında da bir uyum olabileceğini simgeler.
Virginia Woolf bu romanında iletişim konusunu inceler. Gerçekte insanlar, iyi bir iletişim içinde olduğunda kelimelere gerek duymamalıdır, çünkü kelimeler bazen iletişimi engeller. Woolf
Deniz Feneri’nde iletişim için kelimeler yerine resim ve boyaları üstün tutar. Ressam Lily Briscoe, Kristeva’nın, “Çinli Kadınlar” makalesinde resimlerden oluşan Çin alfabesine üstünlük tanıması gibi, duygularını renklerle çok daha iyi ifade eder. Düşünme, gerçekleştirme ve ortaya çıkarma arasındaki süreci doğuma benzetir. Olayı düşünmek ve gerçekleştirmek ayrı şeylerdir. İlk fırça darbesinden sonra zihinden geçen duyguları kâğıda geçirmek farklı bir olaydır. Resim dili konuşma dilinin yarattığı kopuşları, yalnızlığı kapatmak ister. Lily, Mrs. Ramsay’i idealize eder. Kendini onun yanında plajda otururken düşünür. Mrs. Ramsay’in suskunluğu gerçekte çok şey ifade eder. “Belki konuşsaydı, bu iyi iletişim oluşmayacaktı. Mrs. Ramsay sessiz oturarak Lily ve Charles Tansley arasındaki gerekli iletişimi sağlamaya çalışırdı.” (
Virginia Woolf ve İletişim, s. 115) “‘Sessiz kalmaktan memnun’ diye düşündü Lily, ‘insan ilişkilerinin karmaşası karşısında sessiz kalmaktan. Ne olduğumuzu, ne düşündüğümüzü kim bilebilir? En yakınımızda bile kim bilebilir? Bu özeldir.’” (
Deniz Feneri, s. 256) “Bu kitapta Mrs. Ramsay ve Lily arasındaki ilişki özel bir biçimde yansıtılır. Her ikisi de ayrı, özel bir kimliğe sahip ama anne kız gibi derin bir anlayış ve bağlantı içindedir. Lily’nin, resminde ortaya çizdiği çizgi kendisi ve Mrs. Ramsay arasındaki farklılıkları, her ikisinin de kişi olarak özgürlüğünü, ama aynı zamanda özlenen bağlantıyı simgeler. Julia Kristeva’ya göre anne yokluğu, özlemi kız çocuk tarafından sürekli duyulur ve geriye dönerek anneye ulaşmak, preodipal devreye dönerek onun bir parçası olma özlemi hep vardır. Ama bu özlem gerçekleşemez ve hep duygularda, dilde bir yokluk olarak hissedilecektir.” (
Virginia Woolf ve İletişim, s. 115)
Woolf Deniz Feneri’nde bilinçakışı yöntemini kullanır, hatta bu romanda bu metodu daha da geliştirdiği görülür. Zaman içinde, cümleler bir geri bir ileri yürür.
Woolf
Deniz Feneri’ni yazarak huzura kavuştuğunu, hiç olmazsa anne ve babasına karşı bilinçaltındaki düşmanlık duygularıyla yüzleştiğini ifade eder.
Woolf,
Deniz Feneri’nde ayrıca yokluk ve kalıcılık konusunu ele alır. Andrew, Lily’e, “Sen orada olmadığında bir mutfak masası düşün,” der. Mrs. Ramsay’in ölümünden sonra romanın kişileri kendi kendilerine sorarlar: “Ben neyim? Bunlar nedir? Yaşamın anlamı nedir?” Mrs. Ramsay’in varlığı etrafa, eşyalara sinmiştir. Lily fırçasını boyaya batırarak, sıradan deneyimlerle aynı düzeyde olmak ister. Sadece bir masa, bir iskemle diye düşünmek… “Bu aynı zamanda da bir mucizeydi, bir isteri. Lily, ‘Ramsay, Ramsay’ diye bağırdı, Eski dehşeti hissederek – istemek ve sahip olamamak. Hâlâ bu duyguyu yansıtabiliyor muydu? Ve sonra, sessizce, sanki, kaçınıyor gibi, iskemle ve masayla aynı düzeyde sıradan deneyimlerin bir parçası oldu Mrs. Ramsay – Lily’e karşı sonsuz iyiliğiyle – orda iskemlede öylece oturuyordu: şişlerini ileri geri oynatarak kırmızımsı – kahverengi çorabı ören gölgesi merdivene düştü.” (
Deniz Feneri, s. 192)
Ne sürer? Ne devam eder? Kişiler ölüp yok olduklarında onlardan arda kalan nedir? Woolf bu romanında olayları hem evrensel hem de güncel zamana göre işler. Prue Ramsay “doğumla bağlantılı bir durumdan ötürü öldüğü için” (
Deniz Feneri, s. 126) denir. “İnsanlar bunun bir trajedi olduğunu söylediler”, “Kimse mutluluğu daha fazla hak etmiyor dediler”. Bu olaylarda “söylediler, dediler” ve “Mrs. Ramsay bir gece önce öldüğü için” sözleri okuru duygusal havadan çıkarır. Bu cümlelerde anlatım, evrensel zamana göredir. Kişilerin ölümle yok olmaları çevreleri için büyük bir kayıptır ama evrensel zaman içinde kayda değer bir olay değildir. İşte ölümler bu evrensel zaman içinde kaydedilir. Romanda kaydedilen dalga sesleri yaşamın devamını, kişisel olaylardan etkilenmeden sürmesini simgeler. Evren üzerinden bireyler geçecek, kişi yaşamını yitirecek, canlıların yaşamı ise kitle olarak sürecektir. (
Virginia Woolf ve İletişim, s. 119) Mrs. Ramsay’in hamurlu dana eti ikram ettiği akşam yemeği hızlıca geçmiş ve bitmiş bir olay olur, ama yemeğe katılan kişilerin belleğinde süresiz olarak yaşayacaktır.
Woolf
Deniz Feneri’nde bilinçakışı yöntemini kullanır, hatta bu romanda bu metodu daha da geliştirdiği görülür. Zaman içinde cümleler bir geri bir ileri yürür. Böylece kitabın karakterleriyle bir geçmişe, bir geleceğe geçeriz.
Deniz Feneri birbiri ardından gelen uzun ve kısa cümlelerden oluşan bir yazın tarzıyla yazılmıştır. Tekrarlar vardır. Uzun cümleler kişinin ruh halini yansıtır. Ruh haline karşın, dışta süregelen bir eylemlilik hali vardır. Karakterler bazen dış dünyadaki bir olayın onların ruh halini simgelediğini düşünür.
Ölüm bir boşluk, yok olmadır. Bu boşluk ve kaos belki ancak sanatla veya Hermione Lee’nin sözleriyle “kişinin kendi kişisel gayreti”yle doldurulabilir. Woolf’u korkutan, ölümle yok olmaktan çok, bir yazar olarak unutulmak, yok olmaktır. Romanda Lily de aynı kaygıyı hisseder. Bir resmin, Lily’nin tablosunun tamamlanması, deniz fenerine gidilmesi, insanları sevgiyle bir araya getiren bir parti, Mrs. Ramsay’nin başarılı yemek davetleri kaosu anlamlı bir biçimde doldurma, şekillendirme isteğidir. (
Virginia Woolf ve İletişim, s. 120) Woolf, kuvvetli Tanrı inancı olan bir kişi olarak adlandırılamaz ancak yapıtlarından yansıyan belli bir yaşam felsefesi olduğu da inkâr edilemez. Yazar, yaşamdaki alelade olayların ve nesnelerin ardında bir düzen, olayları birbirine bağlayan bir düzen olduğuna dair inancını ve yaşam görüşünü şöyle dile getirir: “Pamuk ipliğinin ardında bir gizli düzen var ve biz tüm insanlar bununla bağlantılıyız. Ve tüm evren bir sanat eseri gibi… ama bir Shakespeare yok, Beethoven yok ve kesinlikle Tanrı yok…” (
Moments of Being, s. 72)
Deniz Feneri’nde Viktorya devri aile yaşamını farklı açılardan yansıtmaya çalışmıştır Woolf. Mrs. Ramsay eski değerleri simgeler; kadının yerinin ev ve temel rolünün annelik olduğu eski sistemi. Ressam Lily Briscoe ise kendi işiyle ayakta durabilen, yaşamını sürdürebilmek için bir erkeğe gereksinim duymayan modern dünya kadınıdır. Woolf, yapıtlarında bütün çelişkilerin içinde yine de bir uyum olduğu kanısındadır. Bu yapıtıyla da somut ve soyut, mistik ile ateist, gerçek ile hayal dünyasını birleştirir. Yapıtın sonunda ateist Mr. Ramsay ile mistik Lily bir noktada birleşirler. Her ikisi de yaşamda farlı bir düzen, kelimelere sığmayacak anlam görür. Her ikisi için de duygularıyla algıladıkları bir şey vardır: Hayat yaşanmaya değer.
Kaynakça
Tuzyline Jita Allan,
Womanist and Feminist Aesthetics, Atina, Ohio Press, 1995.
Erich Auerbach,
Mimesis: The Representation of Reality in Western Literature, Princeton University Press, 2003.
Gönül Bakay,
Virginia Woolf ve İletişim, Çantay Yayınları, İstanbul, 2003.
Virginia Woolf,
Moments of Being, Sussex University Press, 1976.
Virgina Woolf,
Deniz Feneri, çeviren Naciye Akseki Öncül, Can Yayınları, İstanbul, 1989.
Virgina Woolf, B
ir Yazarın Güncesi, çeviren Fatih Özgüven, İletişim Yayınları, İstanbul, 2008.