Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

26 Kasım 2025

Söyleşi

Filistin Şiiri üzerine Levent Turhan Gümüş ile: "Siyasetin toprağının kıraçlaştığı bir ortamda edebi sözün etkisi de cılızlaşacaktır."

Bora Ercan

Paylaş

0

0


Çağımızın kanayan yaralarından biri olarak Filistin sorunu, başka birçok sorunda olduğu gibi tarafların baktığı zaviyeye göre görüntünün ve dolayısıyla tanımlamanın değiştiği tarihsel bir sorundur.

Son iki yıldır İsrail devletinin yayılmacı ve yerleşimci sömürgeci zihniyetinin en somut örneklerine tanıklık ediyoruz. Silah tüccarlarının ve büyük müteahhitlerin, küresel emlakçılarla birlikte dünyayı şekillendirmesinin bir örneği bugün Gazze’de hedeflenen… İsrail, ABD’nin Irak’ta, Suriye’de, Libya’da yaptığı yıkımı, kıyımı bugün ABD’nin desteğiyle Gazze’de yapıyor. Öte yandan, yetmiş yıldan fazla bir zamandır çözülemeyen Filistin meselesi karşısında, belki de ilk kez, böylesine dünya çapında bir sivil direnişle de karşı karşıyayız.

Dışarıdan baktığımızda Filistin, her gün medyada savaş sahneleri gören insanlar için bombaların, yıkıntıların, yaralıların, ölülerin olduğu bir yer ve orada şiirin, müziğin, sanatın, bilimin var ve yaşıyor olması pek de akla gelmiyor. Oysa şiir de sanat da savaşa karşı geliştirilebilecek en iyi direniştir. Özellikle savaşlarla geçmiş olan son yüzyıl hepimize gösterdi ki silahlar tükenir ve aslında anlatacağı hiçbir olumlu şey yoktur ama sözler, imgeler, duygular tükenmez ve güzel olanı, umudu ve direnişi anlatır. Bu nedenle olsa gerek Arap dilinin ve şiirinin öncü isimlerinin her dönem boy verdiği bir yerdir Filistin. 

Filistinli büyük şair Mahmud Derviş ve genç kuşaklardan Necvan Derviş’in Ayrıntı Yayınları’ndan çıkmış şiir kitapları üzerine yayınevinin şiir dizisi editörlerinden Levent Turhan Gümüş ile söyleştik.

Bora Ercan: Öncelikle Mahmud Derviş ile başlayalım. Benim Mahmut Derviş ile tanışmam onun Arapçadan İngilizceye çevrilmiş Mural adlı şiir kitabıyla oldu. Etkilendim, böylesi bir şairi geç keşfetmiş olduğum için kendime kızdım ama Mehmet Hakkı Suçin’in Türkçesinden, Atı Neden Yalnız Bıraktın adlı kitabını okuduğumda da bir o kadar mutlu oldum. Bu arada Suçin’in Mural’i de aynı başlıkla Türkçeye kazandırmış olduğunu gördüm. Ortada Arapça ya da İngilizce ya da Türkçenin ötesinde kendini ortaya koyan bir dil vardı. Sanki daha önce hiç duymadığım bir dilden o şiirleri okusaydım da aynı şeyleri hissederdim. Böylece son yıllara kadar yabancı olduğum bir şiirle ve bu şiirin şairleriyle aramda bir bağ oluştu. Öncelikle bu kitapları yayımladığınız için okur olarak teşekkür ederim. Mahmut Derviş’in ve daha sonra yayımladığınız Necvan Derviş’in Kudüs’ün Kapısında Kelimeler adlı kitaplarının oluşum süreçlerinden söz eder misiniz?

Levent Turhan Gümüş: Mural biliyorsun duvara yapılan resim, tablo, fresk vb sanatlar için kullanılan bir terim. Kitabın özgün adı Cidariyye. Cidar Arapça duvar demek, cidariyye ise duvar süslemesi, fresk. Büyük dünya edebiyatının, özelde de şiirinin her bir örneğini birbirinden farklı duvarlara farklı içerik ve biçimlerde nakşedilmiş görkemli freskler olarak tanımlayabiliriz. Ayrıntı Şiir dizisinde bu görkemli freskleri Türkçeye kazandırmak doğrultusunda on yıldan bu yana aslında önemli işlere imza atıyoruz. Birbirini tamamlayan bu çalışmalar içinde Filistin şiirini de baştan beri önemli bir duvar olarak belirledik. Bu esasen yayınevi kurumsal kimliğinin ve seçici editörlerimizin çok eskiden beri kendi pratiklerinde verili olan birikimlerinin bir sonucu. Öte yandan, Filistin şiirinin en baştan beri okur çevrelerimizin ilgisini çektiği açıktır. Yıllar içinde yayınlar yapılmış, özellikle son çeyrek yüzyıldır akademik araştırma, değerlendirme ve çevirilere konu olmuştur. Bu şairler Arapçadan çeviri yayınlarımız içinde yer aldı ve bundan sonra da yer alacak. Çevirmenimiz Mehmet Hakkı Suçin’le ve ayrıca yürüttüğümüz çalışmalar çerçevesinde klasik sayılan Arap ve Filistin şairlerini yayımlamaya yeni yayın dönemlerinde de devam edeceğiz. Necvan Derviş son yıllarda Filistin diasporası içinde gelişme gösteren birikimleri temsil eden önemli yeni kuşak şairlerden. Ülkemize gelmiş ve çok sayıda etkinlikte yapıtlarını okurlarla paylaşmıştı. Kitaplarından geniş bir seçkiyi Türkçede bir bütünsellik içinde ilk kez yayımlamak Ayrıntı şiir dizisine düştü. Sözünü ettiğim kolektif birikimlerimizin olanaklarını bu çalışmada da değerlendirmeye çalıştık. Dediğim gibi her şiir bize göre yeni bir dünya duvarı; şiir okur ve ilgililerini duvarlara kazınmış güzel, anlamlı sözlerle buluşturma çabamızı devam ettirmeye çalışacağız.

Necvan Derviş

BE: Son yıllarda egemen güçler bile isteye dinsel fanatizmi genelde körüklüyor. Filistin meselesi esasen dinsel bir mesele olmaktan ötedeyken günümüzde gelinen nokta geniş bir kamuoyu açısından öyle görünüyor. En son SUMUD Yardım Filosu’nun Gazze’ye yaptığı yolculuk ve İsrail’in müdahalesi sonrasında ülkeye dönenlerle ilgili yapılan paylaşımlarda ağırlıkla İslamî vurgu öne çıktı. Benzer bir yaklaşımın genelde İslamcı cenahın edebiyatla ilgili yaklaşımlarında da yer yer baskın olduğunu söyleyebiliriz. Oysa önümüzdeki edebî örneklerde gerek Mahmud Derviş gerekse de Necvan Derviş’in şiirleriyle bu bakışı kırdığını, özgül nitelikleri yanında sorunun evrensel temelde bir “kurtuluş sorunu” olarak ele alındığını gözlemliyoruz. Bu konuyla ilgili olarak ne söylemek istersiniz?

LTG: Çağımızın kanayan yaralarından biri olarak Filistin sorunu, başka birçok sorunda olduğu gibi tarafların baktığı zaviyeye göre görüntünün ve dolayısıyla tanımlamanın değiştiği tarihsel bir sorundur. Gerek Orta Doğu ve Arap coğrafyası gerek uluslararası toplum nezdinde tarihsel hafızası tahrip edilen ve her seferinde yeniden yazılan “muallaktaki bu ülke” geçmişte bu kadar yalnız değildi. Emperyalist propaganda mekanizmasının muazzam ve sonuçları itibariyle korkunç şeytanlaştırma politikasına maruz bırakılmadan önce Filistin, meşruiyeti olan ve haklı mücadelesi uluslararası toplumun hatırı sayılır bir kesiminde kabul gören bir ülkeydi. Ne zaman ki Huntington’un ünlü “Medeniyetler Çatışması” teorisi sahneye kondu, işte o zaman başta Orta Doğu olmak üzere dünyanın değişik coğrafyalarındaki birçok ülkenin ve Filistin’in durumu da değişti. Sorun adım adım iki devletli çözüm noktasından tarafların siyaset sahnesinde siyasal İslamcı görüşe sahip HAMAS ve Siyonist İsrail Devleti olarak belirginleştiği bir sürekli çatışma ve ivmesi değişken sürekli bir işgal durumuna doğru geriledi. Şunu yeniden hatırlatmak gerekir: Günümüzde daha çok HAMAS’la birlikte anılan Filistin direnişi değişik dönemlerden geçerek bugüne gelmiştir. Çok değil bundan elli altmış yıl önce Filistin direnişinin görünür siyasal temsilcileri de farklıydı, onu sahiplenenler de. Başka bir Filistin, başka türlü bir dayanışma vardı. Dayanışmanın devindiricisi “din kardeşliği savunusu”ndan ziyade ezilen halkların kurtuluş mücadelesine destek olmak biçimindeydi. Bizim kuşaklar bu dönemi Denizler’in El Fetih’e kayıtlı çok önemli siyasal kimlik kartından, A. Kadir ve Afşar Timuçin gibi aydınların Türkçeye kazandırdığı Filistin Şiiri çevirilerinden biliyor ve hatırlıyor. Mahmud Derviş, Samih El Kasım, Tevfik El Zeyyad, İbrahim Tukan, Abu Salma başta olmak üzere birçok Filistin ve Arap şairini biz genelde bu çeviriler sayesinde tanıdık. Eğer söz konusu olan evrensel anlamda ulusal kurtuluş ve bağımsızlık ise şiirin etkili bir silah olarak nasıl kullanılabileceğini bu örnekler üzerinden öğrendik. Gerek 12 Mart gerek 12 Eylül sonrası süreçlerde ad yapmış çok sayıda şair ya da okur kitleleri arasından sayısız şiir sevdalısı kendi duyarlıklarını dile getiren şiirler, dizeler yazdılar ve sorun üzerindeki duyarlığın halk arasında yayılmasını sağladılar. Sonra, yıllar sonra Edward Said’in işgalciye taş attığı fotoğrafı gördüğümüzde o taşın şiirin savunduğu taş olduğunu ve Mahmud Derviş’in ve diğerlerinin şiirinde de özellikle geçtiğini hatırladık, bildik. Genelde islamî kesimin ve özelde siyasal islamcıların da duyarlık üretip sorunu kendi zaviyelerinden edebî ifadelere büründürdüğü elbette bir gerçektir. Bunun yer yer görünürlük olarak öne çıkması da günümüz koşullarında anlaşılabilir bir durumdur. Evrensel anlamda demokratik bir Filistin ulusal kurtuluş pratiğinin önümüzdeki zamanlarda güç kazanacağını düşünüyorum. Genelde tüm anlatı sanatlarının özelde ise şiirin de bu güçlenmede vazgeçilmez katkı sağlayacağı açıktır. 

Samih El Kasım

BE: “Muallaktaki ülke”… Necvan Derviş’in bir şiirinde geçiyordu sanırım. Anlam katmanları içinde çok sarsıcı bir imge. Kahredici bir yazgıya işaret ediyor gibi. Türkçe çevirilerini daha önce okumuş olan okurlar için Mahmud Derviş ismi yabancı değil ama aynı şeyi Necvan Derviş için sanırım henüz söyleyemeyiz. İlk akla düşeni de sorayım, bu iki şairin akrabalık ilişkisi var mı?

LTG: “Muallaktaki ülke”, aslında Necvan Derviş’in bir şiirinde “muallaktaki yeryüzü” olarak geçiyor ki kastedilen Filistin’dir. Çağdaş Arapça şiirin günümüzde özellikle Batı’da ortaya çıkan çok sayıda genç şairi arasında en önemli temsilcilerinden biri Necvan Derviş. Şiirlerinde işgal edilmiş, ana vatanından sürülmüş bir halkın kuşaklar boyunca yaşadığı acı, üç bin yıllık bir tarihe yayılan parçalanmış bir sonsuzluğun fotoğrafları vardır. Necvan Derviş için kendisi bizzat şarkı olan, şarkı bitince mülteci durumuna düşülen bir şarkılar ülkesinin şairidir de diyebiliriz. Artık kaybedecek bir şeyleri olmayanların, kalmamışların serencamını yazmıştır. “Muallaktaki ülke”, yerleşimci sömürgecilik tarafından evi, toprağı, çocukluğu, tarihi çalınan, zeytinlikleri sökülüp atılan, muazzam bir şiddet mekanizması tarafından aşındırılıp parçalanan bir hayatın metafor olmaktan çıkıp her günkü gerçeklik olarak yaşandığı bir serencam, çarpıcı bir “realite”dir. Her iki Derviş’in akrabalık ilişkisine gelince… Tıpkı Mahmud Derviş’te olduğu gibi ceberut iktidarlara karşı duruşu çok açık ve görünür olan bir şair Necvan Derviş. Elbette artık genç şair olmanın çok ötesinde bir profile sahip ama “genç şairler”de hep görüldüğü üzere “kendisini herhangi bir şiir geleneğine yakın” görmüyor. Bu saptaması Arap coğrafyası şairleri ve Filistin kökenli şairler karşısındaki durumu için de geçerli. Kendisiyle yapılan bir söyleşide Mahmud Derviş’le olan yakınlığını sorgulayan bir soruyu biraz iddialı görünse de şöyle yanıtlıyor: “Onunla aynı soyadı ve ülkeyi paylaşıyor olsak da iki farklı şiir ailesinin parçasıyız. Şairler ağaçlar gibidir ve kendi kökleri üzerinde büyürler. Bizim köklerimiz farklı. Farklı bir şiirsel duyarlılığımız var ve çok farklı şeyler yazdık.”

BE: Şimdi Necvan Derviş’in yaklaşımını kendi coğrafyamıza uyarlarsak söylediklerine katılmak mümkün denebilir. Nâzım Hikmet’le Ahmed Arif’in şiiri ya da örneğin Attila İlhan ile Behçet Necatigil’in şiirinin bu topraklara ait olmakla birlikte birbirinden hayli ayrı şiirler olduğunu söyleyebiliriz. Benzer bir çıkarsama Mahmud ve Necvan Derviş ve yanı sıra Samih El Kasım ve Tevfik El Zeyyad için de geçerli olmalı. Hepsi Filistinli, Filistin’den ve Arap.

LTG: Öyle tabii. Nihayetinde kök saldıkları toprak aynı. Ama Araplık bahsinde örneğin Mahmud ve Necvan Derviş’in kendi şiirleri içinde Arap olmaya yükledikleri anlam belirgin biçimde farklı. Necvan Derviş kimliklerin inşa edilmiş temsiller olduğunu ama şiirin ana dinamiklerinden birinin “kimlikler arasındaki sınırları parçalamak, ortak unsurları kavramak ve onları birleştirmek” olduğunu düşünüyor. Kimlik tarifini din, tarih, etnisite ve ulusları kapsayan bir sürgün atlasına doğru genişletiyor. Necvan Derviş’e göre, hangi ülke, topluluk işgalcilere karşı direnmişse Necvan da oranın ferdidir. Evrensellikten azade bir Araplık yoktur. Kendisini sadece Arap değil, aynı zamanda Kürt, Ermeni, Berberi ve Arami ve Siyonizm karşıtı Endülüslü bir Yahudi olarak da görür. Bu onun “Kütükte kayıtlıyım. Arabım.” dizeleriyle müsemma Mahmud Derviş karşılaştırmalı bir okumada en belirgin ayrım noktalarından birini oluşturur. Her iki şiir de “Kimlik Kartı” ismini taşır. Derviş’lerden Necvan olanının şiiri, tüm bu anlamlar çerçevesinde Mahmud Derviş şiirinin ilk dizelerine nazire yaparcasına şöyle biter: “Arap olunmaz bütün bunlardan daha azıyla.”

BE: Türkiye’de belli toplum kesimlerinin gözünde maalesef ilk bakışta pek de olumlu olmayan bir Arap imgesi var. Bir yanda petrol zengini Körfez ülkeleri, diğer yanda ABD gibi ülkelerin yerle bir ettiği güney komşumuz ülkeler ve Kuzey Afrika ülkeleri, aslında çok geniş bir dünya coğrafyası. İlk cümledeki yargıdan hareketle Filistin şiiri Türkiye’deki Arap imgesine yönelik önyargılı bakışı bir nebze olsun değiştirebilir mi?

LTG: Arap imgesiyle ilgili bir olumsuzluk var mı? Toplumun kayda değer bir kesiminde böylesi bir olumsuzluk imgesinin olduğunu söyleyebiliriz. Tarihsel arka plana baktığımızda algıyı oluşturan nedenlerin bütünüyle toplumda yerleşiklik kazanmış kimi siyaset zaviyeleriyle ilgili olduğunu görürüz. Yok sürecin başlangıcında Filistinli sözüm ona üç kuruşa toprağını zaten Yahudilere satmış da yok Araplar zamanında bizi, ülkemizi arkadan hançerlemiş de vb. Olumsuz algıya yol açan bütün unsurlar belirli bir tarihsel dönemde egemen siyasetin çıkarlarına göre dillendirilmiş, zaman içinde ilgili kişi, zümre ya da millete yönelik bir kanaate dönüşmüş kodlardır. Edebiyat, ihtiyaç halinde çekmeceden çıkarılarak tedavüle sokulan bu elverişli kodların etkisini azaltacak, giderek etkisiz kılacak bir işlev görebilir mi? Bu sorunun yanıtı bence hem evet hem hayır! Edebiyata, özelde şiire olağan dışı, değiştirici mucizevi vasıflar yükleyenlerden değilim. Değiştirip dönüştüren ve temel etki gücüne sahip olan siyasettir. Şiir ya da müzik ya da başka bir sanat disiplini siyasetle birlikte, siyasetin etkili olduğu alanlar üzerinde kendi sözünü söyler. Etki tabii ki karşılıklıdır ama ne zamanki toprağın dalgası yükselir o zaman “güneşi içenlerin türküsü” sokakları, meydanları doldurur. Hatırlanacaktır: 70’li yıllarda Filistin halkının temsilcisi Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ) idi ve çeşitli toplumsal, sınıfsal kesimlerden devrimci Marksist siyasal örgütlere kadar geniş bir örgütler bileşimini temsil ediyordu. 1979 yılında Camp David anlaşmasını protesto için İstanbul’da Mısır Büyükelçiliğini basan dört Filistinli eylemci mümtaz basınımız tarafından “gerilla” olarak lanse edilmişti ve “Filistin Kartalları”nın ikna edilmesiyle ilgili süreci bizzat İçişleri Bakanı Hasan Fehmi Güneş yürütmüştü. Yine o dönemin simge isimlerinden biri Leyla Halid’ti. Bir Halid’in verdiği fotoğrafı düşünelim ve anlamını, bir de HAMAS liderlerinin bütünüyle erkek ve siyasal İslamcı fotoğraflarını. Günümüzü konuştuğumuz koşullarda hikâye oralardan buraya gelmiş görünmektedir, yani nereden nereye! Demokratik yönde değişmesi hepimizin dileği olmalıdır. Hangi şiir ve edebiyatın hangi kesim üzerinde etkili olacağı da önemli tabi. İslamcı kesimde Filistin’le ilgili en çok atıf yapılan şairlerden biri, İsrail bombaları altında trajik ölümünün hemen öncesinde sosyal medyada “Gazze gecesi, roketlerin parıltısı dışında karanlık, bomba sesleri dışında sessiz, namazın rahatlığı dışında dehşet verici, şehitlerin ışığı dışında kapkaradır. İyi geceler Gazze!” mesajını/şiirini paylaşan Hiba Kemal Ebu Nada’dır. Aynı şairin “Sana Sığınma Hakkı Veriyorum” şiirinde de bombalara karşı dua ve yakarışın öne çıktığı bir tevekkül, ölümü ve durumu kabulleniş gözlemlenir. Oysa eğer orta yerde bir halkın isyanı ve katli varsa şiir de her şeyden önce insanlığın büyük karanlığına karşı bir isyan, ölümcüllüğe karşı geliştirilecek dehşetli itirazdır. Buna karşılık “Gazze’de Uyku” adlı şiirinde Necvan Derviş, Gazze bombalanırken Tanrı’ya söyle seslenir: “Yeryüzü üç çividir / Ve çekiçtir merhamet / Vur ey Rab / Sen de vur uçaklarla birlikte / Var mı daha fazlası?” Söylüyor, söylenenlere alan açma çabası güdüyoruz, yeterince açık sayalım. 

BE: Çok teşekkür ediyorum, aydınlatıcı oldu.

LTG: Ben teşekkür ederim. 

* Başlıktaki fotoğraf: Mahmud Derviş

YORUMLAR

Henüz hiç yorum yapılmamış. İlk yorum yapan sen ol!

Öne Çıkanlar

Bilinmeyenden Bilinene...Semih Gümüş
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Marie Lebert

15 Ocak 2025

19. Yüzyıldan 21. Yüzyıla Çeviri Tarih..

Çevirmenler, geçmişte olduğu gibi günümüzde de önemli rollere sahiptir ve yazarların yanı sıra çevirmenlerin ismini de unutmamak gerekir.Dillerin ve kültürlerin zenginliğine katkıda bulunan çevirmenler, tarihin hangi dönemi olursa olsun toplumd..

Devamı..

Dünyanın En Görünmez Kişisi

S. E. Breitegger

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024