Kurgusal metinlerdeki karakterlerin gerçek yaşamda karşılaştığımız insanlara benzemesi ancak inandırıcı bir karakter gelişim süreciyle mümkün.
Hikâyeler insanları anlatır – ana karakter bir kedi, bir ağaç ya da başka bir varlık olsa bile. Büyük eserlere imza atan isimler muazzam karakterler yaratmışlardır çünkü bir hikâye ne kadar insani özellikler barındırıyorsa okur o hikâyeyle o kadar özdeşleşir. İyi düşünülmüş karakterlerin hikâye boyunca gösterdiği gelişim hem olay örgüsünü üç boyutlu hale getirir hem de okura olan biteni izlemesi için geniş bir pencere açar.
Peki karakter gelişimi derken tam olarak neyi kast ediyoruz? Aslında gerçek yaşamdan çok da farkı yok. Amacımız -tıpkı gerçek yaşamda olduğu gibi- bir karakterin karşısına çıkan engellerle nasıl mücadele ettiğini, mücadele ederken nasıl büyüdüğünü, olgunlaştığını ve içinde olduğu duruma nasıl uyum sağladığını gösterebilmek. Bu da derin ve karmaşık bir karakter yaratma süreci anlamına geliyor.
Yazarlar planlamış oldukları olay örgüsünü inandırıcı kılabilmek için öncelikle farklı özelliklere sahip karakterlerden faydalanırlar. İyi bir karakter gelişimiyse genellikle aşağıdaki unsurları içerir:
Arka plan: Olay örgüsünün başlangıcından önce meydana gelen ancak her halükârda olay örgüsü üzerinde etkisi olan olaylardır. Mesela en sık rastlanan motiflerden biri, karakterlerin çocukluk döneminde yaşadığı travmatik olaylardır.
Kusurlar: Tıpkı gerçek insanlar gibi karakterlerin kişilikleri de kusurludur. Kibir, gurur, tembellik ya da dürtüsellik gibi kişilik özellikleri karakterin kötü kararlar almasına sebep olarak başlı başına bir çatışma yaratabilir ya da mevcut çatışmayı güçlendirebilir.
Amaçlar: Karakter gelişimindeki en önemli bileşenlerden biri karakterin amacıdır. Ne istiyor, neye ihtiyacı var, neyi arzuluyor ve bunlara erişmesini engelleyen şeyler ne? Bu kısa sorular hikâye içinde önemli ölçüde yer kaplar ve aynı zamanda karakter gelişiminin yönünü belirler.
Kişilik: Kişilik en basit tabiriyle bir insanı oluşturan düşünce, eylem ve inançlar bütünüdür. Hikâyenizdeki karakterlerin ne gibi kişilik özellikleri var? Bu özellikler tutarlı bir biçimde bir araya geliyor ve gerçeğe yakın diyebileceğimiz kadar karmaşık bir kişilik oluşturuyor mu?
Dünya görüşü: Hikâyedeki karakterleri gerçeğe en yakın kılan özelliklerden biri de sahip olunan dünya görüşüdür. Burada dünya görüşüyle kast ettiğimiz şeyse felsefi düşünce yapısından dini inanca ve politik eğilime kadar, bir kişinin çevresiyle olan etkileşimini şekillendiren her şey. Örneğin bir karakter insanın doğuştan iyi olduğuna inanırken başka bir karakter insanın doğuştan bencil ve sorumsuz bir varlık olduğuna inanabilir. Bu tip ayrımlar hikâye açısından önemlidir çünkü bir karakterin ötekini nasıl algıladığını ve yaşamını nasıl şekillendirdiğini, dolayısıyla da olay örgüsünün gidişatını etkiler.
Fiziksel özellikler: Karakterinizin dış görünüşü nasıl? Sahip olduğu bu fiziksel özellikler öteki karakterlerin ona bakışını nasıl etkiliyor? Dürüst olmak gerekirse gerçek dünyada dış görünüşümüz insanların bize nasıl davrandığını değiştirir – iyi ya da kötü yönde. Kurgusal metinler açısından da durum aynı, o yüzden bir karakteri yazarken fiziksel özelliklerini iyi tasarlamanız gerekir.
Ahlak ve etik değerler: Karakteriniz bu hayatta en çok neye değer veriyor? Unutmayın ki, ahlak doğası gereği illa iyi değildir. Mesela bir cinsiyetin ötekinden üstün olduğu fikri de ahlaki bir inançtır ve beraberinde bu fikre özgü değerler bütününü getirir – kötü bir inanç olsa ve beraberinde çoğumuzun “değer” olarak kabul edemeyeceği yargı ve inançları taşısa da.
Maneviyat: Karakterinizi yönlendiren bir din ya da manevi inanç var mı? Bu en sık karşılaştığımız üç kurumsal dinden biri de olabilir, bu gezegende milyonlarca insanın yürüdüğü yüzlerce manevi yoldan biri de. Asıl önemli olan karakterinizin maneviyatı, başka bir deyişle hayatın bir anlamı olduğuna ya da insanların bir amaç uğruna dünyaya geldiğine ve belli şekillerde davranmaya mecbur olduğuna inanıp inanmadığı.
İşte bütün bu özellikler hikâyedeki çatışmayla birleşir ve karakter gelişimi ortaya çıkar.
Karakter eğrisi
Karakter gelişimine daha detaylı bir giriş yapmadan önce karakter eğrisinden bahsetmekte fayda var. Bu eğri karakterin içsel yolculuğunun ve duygusal olgunlaşmasının hikâyenin başından sonuna kadar izlediği yörüngedir. Başka bir deyişle, karakterin kişisel büyüme sürecinin hikâyedeki belli çatışmalarla uyum içinde ilerlemesidir.
Mesela Bir Noel Şarkısı’ndaki Ebenezer Scrooge’u ele alalım. Charles Dickens’ın bu ünlü eserinde hikâyenin başlarında ölümüne cimri olan Scrooge başına gelen bazı olaylardan sonra cimriliğinden sıyrılır ve çok büyük bir kişilik değişimiyle bambaşka bir insan haline gelir. Ne var ki, bu gelişim eğrisinin çizilebilmesi için Scrooge’un önce salt paraya ve zenginliğe dayalı bir yaşamın ne denli yalnız ve sefil olabileceğini görmesi gerekir.
Fakat bu örneğin tam aksine olumsuz kişilik özellikleri olan bir karakter, mevcut halinden çok daha kötüye giderek olumsuz bir değişim de geçirebilir. William Shakespeare’in ünlü oyunu Hamlet’i düşünelim. Başlangıçta göz alıcı bir varis olan Hamlet babasının hayaletinin musallat olmasıyla birlikte iyice kararsızlığa kapılır ve bu kararsızlık zaman içerisinde dürtüselliğe dönüşerek onun kendini izole etmesine, Polonius’un ölümüne ve Claudius’u ortadan kaldırma konusunda en baştan beri içinde olduğu isteksizliğin devam etmesine neden olur. Ne yazık ki başlangıçta çizdiği parlak varis rolünü sürdüremeyen ve olumlu bir kişilik gelişimi gösteremeyen Hamlet oyun boyunca engellenebilecek pek çok ölümü de sırf bu yüzden engelleyemez.
Özetlemek gerekirse, bir hikâyedeki karakter eğrisi bir karakterin sahip olduğu kişilik özelliklerinin içsel yolculuğu süresince geçirdiği evrimdir ve bu evrim sürecinin yönü, karakterin hikâyedeki çatışmayı aşıp aşamayacağını etkiler.
İki farklı karakter gelişim örneği
- Charlotte Bronte, Jane Eyre
Nasıl başlar: Jane Eyre, çocukluktan yetişkinliğe geçişi konu alan bir bildungsromandır ve romanla aynı ismi taşıyan karakter, güçlü bir iradesi olan, bağımsızlığına düşkün fakat aynı zamanda aşırı dürtüsel ve sevgi görmemiş bir kişilik olarak karşımıza çıkar.
Temel amaç: Jane’in bütün mücadelesi kabul görme arzusu üzerinde yükselir. Hayatını yönlendiren temel itki gerçek aşkı ve yuvam diyebileceği bir yeri bulma umududur.
Temel çatışma: Jane’in etrafı anti kahramanlarla doludur – onu evlat edinen aile, yatılı okuldaki öğretmen ve müdürler, hatta aşık olduğu adamlar.
En önemli çelişki: Jane hiçbir zaman kendini harika durumlar içinde bulmaz ama kötü durumların üstesinden gelebilmek için de kendi kendine yetmeyi öğrenmesi gerekir. Romanın Viktorya Dönemi İngiltere’sinde yayımlandığını düşünürsek bu oldukça fantastik bir senaryo çünkü kadınların oldukça sınırlı bir yaşam alanına sahip olduğu bir dönemde Jane, akranlarının evlendiği bir yaşta iş bulmak ve kendi ayaklarının üstünde durmak zorunda kalır. Jane’in karakter gelişimindeki çelişkiyse özverili ve gerçek bir aşk karşısında bile kendi özdeğerini ve bağımsızlığını korumayı öğrenmek zorunda kalmasıdır.
Nasıl sona erer: Jane kimseye bağımlı kalmadan yaşamayı öğrenen gerçek bir yetişkin haline gelir. Hem finansal durumu hem de Rochester ile olan evliliği düzelir ve kendi kendine yetmeyi öğrenmiş bir insan olarak her zaman özlemini çektiği sevgiyi ve kabulü, her zaman eksikliğini hissettiği güvenli yuvayı bulur.
- J. D. Salinger, Çavdar Tarlasında Çocuklar, Holden Caulfield
Nasıl başlar: 17 yaşındaki Holden okuldan atılmak üzere olan depresif bir gençtir. Sınıf arkadaşlarına, ailesine ve topluma karşı yabancılaşır, geleceğe dair planlar yapmayı reddeder ve kimsenin onu bulamayacağı bir yere kaçmanın hayallerini kurar.
Temel amaç: Holden etrafındaki insanlarla bağ kurmak istese de insanlara olan uzaklığı sebebiyle kendini çaresiz hisseder. Bir yandan etrafında bulunan ve “sahte” olarak nitelendirdiği kişilere karşı kendini üstün göstermeye çalışır öte yandan bunlarla derin bir bağ kurmayı umut eder.
Temel çatışma: Görünüşe bakılırsa Çavdar Tarlasında Çocuklar’daki herkes Holden için bir çatışma kaynağıdır. Ailesiyle doğru düzgün bir ilişki kurmaz, arkadaşlarıyla sürekli kavga eder, ilişki kurma girişimleri sürekli reddedilir ve bu daha fazla kavgaya yol açar.
En önemli çelişki: Basitçe ifade etmek gerekirse Holden sevimsiz bir karakterdir. Dolayısıyla çoğunlukla olumsuz kişilik özelliklerinin bir araya gelmesinden oluşur. Aceleci, sinir bozucu, olgunlaşamamış ve kendini beğenmiş. Öte yandan toplumdaki yüzeyselliğin farkındadır ve insanlarla derin, anlamlı sohbetler yapmaya çalışarak bu yüzeyselliği aşmaya çalışır. Holden’in karakter gelişimini tanımlayan şey etrafındakilerle yaşadığı bu çatışmalardır. İnsanlarla bağ kurabilmek için onlara olan sevgisiyle onlara yönelttiği eleştirileri dengelemeyi bilmeli ve her şeyden önce doğru iletişim kurmayı öğrenmelidir.
Nasıl sona erer:Çavdar Tarlasında Çocuklar ana karakterin kendi gelişimini reddettiği bir hikâyedir. Holden hikâyenin başında nasılsa sonunda da öyledir çünkü insanlarla anlamlı bir bağ kurabilmek için öğrenmesi gereken hiçbir şeyi öğrenemez. Bunun başlıca sebebiyse sorunun bir parçası olduğunu kabul etmeye yanaşmamasıdır.
Üç boyutlu karakter gelişimi için ipuçları
Karakter gelişiminde her yazar farklı bir yol izler. İkna edici karakterler yaratmak için tek formül olmasa da, karakterin zihnine girebilmek için bütün yazarlar aynı araca sahiptir. Önceliğiniz her zaman karakterinize derinlik, ilişkilendirilebilirlik ve kusur kazandırmak, ayrıca bu karakterleri canlı kılan yaşamsal detaylar ve arka planlar sunmak olmalı.
Üzerinde çalıştığınız bir karaktere hiç kişilik testi yapmayı denediniz mi? Elbette bu testler kesinlikle hiçbir şeyin ölçüsü değildir ve gerçek yaşamda asla işe yaramazlar ama söz konusu olan hikâye kahramanlarıysa hem karakterlerin zihniyetini anlamanıza yardımcı olur hem de potansiyel çatışma fikirleri üretmenizi sağlar.
Biraz çizim yeteneğiniz varsa eskizlerden faydalanabilirsiniz. Karakteriniz nasıl görünüyor? Boyu ne kadar, saçları ne renk, gözlerinin ve dudaklarının biçimi nasıl? Belli bir kıyafet tarzı var mı, kazak mı tercih ediyor ceket mi, nerelerden alışveriş yapıyor?
Ayrıca bakış açısı üzerinde de düşünmelisiniz. Birinci, ikinci ve üçüncü tekil şahsın gözünden yazmak hikâyeyi baştan sona değiştirir ve her biri karakterinizi farklı yönde etkiler. Hangi bakış açısıyla devam edeceğinize karar vermeden önce kendinize düşünmek için zaman tanıyın, karar verdikten sonra da karakterinizin gözlemlerine göre hikâyenin ortamını ve duyusal ayrıntıları planlayın. Karakterlerinizin içinde bulunduğu dünyayı nasıl algıladığı aslında onun kişiliğini yansıtır, o yüzden bütün bunların karakter gelişiminin önemli bileşenleri olduğunu unutmayın.
İç dünya yaratın. Karakteriniz yalnızca somut gözlemler aktaran bir aygıt değil. Düşüncelerini, geriye dönüşlerini, iç çatışmalarını ve derin arzularını ortaya çıkarın. Karakteriniz kendisi hakkında neler biliyor? Peki bilmedikleri neler? Hepimiz kusurlu varlıklarız ve sürekli gelişim halindeyiz. Karakterleriniz de öyle.
Çeviren: Fulya Kılınçarslan






