Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

25 Kasım 2025

Kültür Sanat

Zamansız Notlar

Cüneyt Ayral

Paylaş

0

0


İnsan dev bir hastalıktan kurtulunca yaşamanın değerini daha iyi anlıyor galiba…

Temmuz ayının 22'sinde akciğer kanseri ameliyatı oldum. İki hafta hastahanede kaldıkta sonra, yalnız yaşayan hastaların iyi bakılabilmeleri için gönderildikleri bakım evine gönderildim ve altı hafta da orada ciddi olarak ele alınıp bakıldım. Hastanede ve bakım evinde kaldığım sürelerde pek çok “vah vah” içeren mesaj ve telefon aldım, dostlar sağ olsun. Ancak 60 yıl sigara içmiş birisinin sonunda kızamık olmayacağı bir gerçekti…

Gerek hastahanede gerekse bakım evinde geçen süre içinde çok düşünebilecek zamanım oldu.

Yaşamımda önemli bir yeri olan Vüs’at O. Bener’in 100'üncü yaş günü için yeğeni yazar Yiğit Bener’in öncülüğünde Everest Yayınları tarafından hazırlanan tüm eserlerini Yiğit bana da göndermişti, o zaman oturup uzun bir yazı yazmam gerekiyordu, ancak o günlerde kendi romanımın içinden çıkmayı deniyordum, sonrasında da kaldı öyle… Vüs’at'ın bana yazmış olduğu mektupları önce Enis Batur’a vermiştim. Enis Vüs’at ın özel olarak sevdiği, değer verdiği bir yazar ve editördü, fakat Enis mektupları değerlendirmeyince Yiğit’e, yani aileye vermek istedim ve gönderdim. O günlerde Yiğit ile bir haberleşmemizde Ayşe Bener’in birkaç yıl önce ölmüş olduğunu duydum. Ben 70 'i yaşlarıma geldiğime göre Ayşe de 80’lere yakın olmalıydı öldüğünde, üzülmenin çok daha ötesinde bir özlem geçti içimden bu haberi duyduğumda. Annemin sağlığında her yıl Ankara’ya gidiyordum ve Ayşe’yi de telefonla arıyordum, son gittiğimde aramamıştım, o da o arada ölüp gitmiş…

Vüs’at O. Bener’in Manzumeler kitabını yazmış olmasındaki ısrarımı, Bay Muannit Sahtegi romanındaki Çeşmi Bülbül delikanlının ben olduğumu, YKB yayınlarından çıkmış olan Canım Tavşancığım kitabında da yer yer benden söz edildiğini söylersem, Vüs’at ile ilgili ne kadar çok anım olduğunu belirtmiş olurum, belki bir gün oturup onu da yazarım.

Özellikle bakım evindeki düşüncelerimin, önemli ve derinlemesine etkileyen bölümünü iki ölüm kapladı. Bir tanesi bebekliğimden beri arkadaşım olan yazar Liz (Lizi) Behmoaras’ın ölümüydü. 

29 Ocak 2023'te imzaladığı Köpük kitabında “En eski dostlarımdan” demiş… Son kitabı Azra’yı gönderemedi, öldü! Son birkaç telefon konuşmamızda kemoterapi görüyordu ve hep çok yorgundu, o yüzden evden çıkamıyordu. Lizi ile yapacağımız çok iş vardı daha, ne var ki o işlerin yapılabilmesi için zaman yetmedi, zaman bu çok eski dostluğa kıskanç davrandı…

Figen Batur’da (Sünkitay) ve Nükhet Duru ile.

İstanbul’a gittiğim zamanlarda genellikle Avrupa yakasında kalırım, çünkü editörüm ve yayıncım Oğlak Yayınları Taksim’de, pek çok arkadaşım da Nişantaşı, Etiler vb. yerlerde yaşıyorlar. 2023 yılında gittiğimde bu sefer Fenerbahçe’de Figen Batur’da (Sünkitay) kalmak istedim ve kalmış olduğum süre içinde de Figen’in yaşamaktan usanmışlığına tanıklık ettim. Onu hayata bağlayan yegane şey oğlu Sarp’ın çocuğuydu, bana sürekli olarak Sarp’ın onu evden nasıl aldırdığını, haftanın belli günlerinde torunuyla nasıl zaman geçirdiğini anlatıyordu. Benim üstlemem üzerine bir gün birlikte Bebek’e gittik ve yazar Zeynep Göğüş’ü de çağırdık, hep birlikte birkaç saat sohbet ettik. Sonra… Sonrası yok işte! Figen Batur da öldü, gitti. Yaşadıklarını, yazmış olduklarını, gezip gördüklerini tüm üstelemelerime rağmen yazmadan çekip gitti. Belki Sarp annesinin gazete yazılarını toparlar ve bir kitap haline getirir, kim bilir?

Figen Batur (Sünkitay) benim Ankaralı yıllarımdan dostumdu, pek çok anı biriktirdiğimiz, uzun soluklu gerçek dostluklardandı bizimkisi, onun dalgalı yaşamını konuştuğumuzda, benim dalgalarımla bana takılırdı ve sonunda, “ikimiz de kova burcu değil miyiz!” der susardık. 

İşte bu kayıplar karşısında ben de “ölmemekle ayıp mı ettim?” diye sormadan edemiyorum, çünkü o derinlikte, o anlamda ve o sıcaklıkta yeni dostluklar edinebilecek kadar zaman da yok artık…

Onay Akbaş ve Deniz Demirer

Zamanın azlığına tanıklık ettiğim bir sergi açıldı geçenlerde Paris’te. Ressam Onay Akbaş’ın eserleri Paris’in en işlek caddelerinden birisi olan Rivoli Caddesinde 4. Belediyenin tarihi binasının duvarlarında sergilendi. Genç sanatçı-küratör Deniz Demirer’in üstün gayreti ve becerisiyle gerçekleşen serginin açılışında, 61 yaşında olan sanatçının zamanla arasındaki sıkıntıyı gözlerindeki sevinçten okumamak mümkün değildi. “Sonunda bu da oldu! Paris’te, şehrin en baba caddesinde sergim açıldı” diyordu bakışları.

Onay Akbaş’ın sergisi Sunay Akın’ın bir şiiri ile başlıyor, şiiri Türkçeden Fransızcaya  İnci Çakır çevirmiş. Her eserin altında açıklamasının yanı sıra bir de QR code var, onu telefonunuza okuttuğunuz zaman serginin küratörü Deniz Demirer’in yapay zeka kullanarak elde ettiği resmin hareketli halini görebiliyorsunuz.

Deniz Demirer'in meme çalışmaları.

Deniz Demirer üzerinde durulması gerekli bir sanatçımız, alçıdan elde ettiği kadın memeleriyle kadının özgürlüğü ve toplumdaki yeri konusunda ciddi işler üretiyor. Fransa’da, özellikle de Paris’te sanatın içinde olmak bir sanatçı için paha biçilmez değerdedir, ancak ortaya çıkıp yaptığı işlerle kendisini anlatabilmek de o derece güçtür, şehrin sanat ortamı açımasız bir değirmen gibi öğütür durur insanları. Sanatçımız Deniz Demirer de küratörlük de yaparak değirmenin suyunu verenlerin arasına girmeyi başaranlardan oldu, yolu açık olsun demekten başka elden ne gelir?

Paris’ten sanatla ilgili haberleri cevval bir muhabir edasıyla anında verdiğim günler artık geride kaldı, yaş ilerleyince hizmet de yavaşlıyor.

Paris’in en ünlü resim sanatı etkinliği yıllarca FIAC sergisiydi. Grand Palais de açılan bu sergiye dünyanın önde gelen galerileri katılırlardı. Böylesine önemli bir başka etkinlik de İsviçre’nin Basel şehrinde olurdu, onun da adı ART BASEL'di. Ne olduysa oldu sonunda FIAC’ın yerini Art Basel Paris aldı, aynı sergi Miami’ye ABD ye de uzandı. 24-26 Ekim günlerinde Grand Palais’de gerçekleştirilen Art Basel Paris mekânın önünde de eserler sergileyerek sanatseverlerle daha yakından bir ilişki kurmayı denedi. 

Bedri Baykam'ın sergisinde, Paris Büyükelçisi ile birlikte.

Paris ünlü sanatçıları ağırlamayı sürdürürken, ölüp gitmişleri de unutmadı ve sokak sanatının en ünlü isimlerinden MİSTİC’in dev bir sergisi Matgot Galerisinde 13’üncü Paris’te açıldı. Ayrıca Paris’in bilinen galerilerinden Galerie S/Beaubourg geçtiğimiz Mayıs ayında Bedri Baykam’ı ağırladı. İlk sergisinde, henüz sanıyorum altı yaşındayken tanıştığım Bedri Baykam’ın sergisi ilgiyle izlendi.

Kasım ayı Paris’te yalnızca fotografın konuşulduğu aydır. PARİS PHOTO her yıl Kasım ayında Grand Palais’de açılır. 2025 versiyonu da 12 Kasım’da açıldı, 13-16 Kasım arasında da sanat severler dev sergiyi ilgi ile izlediler.

Yıldız Moran'ın eseri.

Bu yıl Türkiye’den Dirimart ve Ankaralı Galeri Nev Paris Photo’daydı. Genç fotograf sanatçısı Cihan Öncü Dirimart’ın bu dünya çapındaki sergi için seçtiği sanatçıydı. Sanatçıyla tanışma fırsatım da oldu ve biraz konuşabildik fotograf üzerine, ya da daha doğrusu ben konuştum o dinledi. Galeri Nev ise çok farklı yaklaşmış sergileme işine ve Türkiye’de sanat fotografçılığının ilk kadın sanatçısı olarak bilinen Yıldız Moran’ın eserlerini sergilemişler. Türkiye’nin genç fotograf geçmişinin tarihsel ürünlerini sergileyerek doğru bir çalışmaya imza atılmış. Sanatçının İsviçre’de yaşadığını belirten oğullarından birisiyle annesinin sanatı üzerine epey sohbet edebildik. Sergide sanatçının hayatta ike kendi bastığı birkaç fotografının da sergileniyor olması ilgi çekiyordu. 1932-1995 yılları arasında yaşamış olan Yıldız Moran’ın bu sefer de uluslararası bir platformda sergileniyor olması çok başarılıydı.

Haldun İplikçioğlu'nun eseri.

Uzun lafın kısası, canımı acıtan ölümlerin ardından gelen ölümcül sıkıntıları da atlattıktan sonra Paris’in heyecan verici yaşamına yeniden ayak uydurmayı deniyorum. Yazmakta olduğum üç tane kitap var, Madam İvon’u Kim Öldürdü adlı polisiye romanımın kapağını Prof. Dr. Haldun İplikçioğlu hazırlıyor, sanatçının dev bir sergisi Ankara’da Yavrukuş galerisinde 21 Kasım’a kadar izlenebilecek, çok farklı teknikleri kullanarak eserlerini oluşturan diş hekimi Haldun İplikçioğlu “Tıp fakültesinden doktordan çok sanatçı çıkar” demesinin canlı kanıtlarından. Ne Yerler Ne İçerler adlı yemek kitabımın kapağını da artık üniversitede akademisyen olan Begüm Canel hocamız hazırlıyor. Begüm Hoca benim tüm yemek kitaplarımın kapaklarını yaparak ortak bir çabaya imza atıyor. Otobiyografik bir çalışma olan 10 Metrekare alı kitabım henüz emekleme döneminde olduğu için onun kapağı konusunda henüz bir çalışma yok. Bu arada yayıncım Oğlak Yayınları kaybolmuş romanlarımın yeni baskılarını da yapıyor, ilki Müjgan, İstanbul Kitap Fuarına yetişeceğini umuyorum.

Bir yandan kitaplarımı yazmayı sürdürürken bir yandan da hayata dair gündelik yazılar yazmayı düşünüyorum, kısa kısa gündelik “yaşamak” yazıları. İnsan dev bir hastalıktan kurtulunca yaşamanın değerini daha iyi anlıyor galiba, bunu da paylaşmak lazım…

Paris, 16 Kadım 2025

YORUMLAR

Henüz hiç yorum yapılmamış. İlk yorum yapan sen ol!

Öne Çıkanlar

Orwell Ödülleri: Siyasi Yazıyı Sanat H..Özge Kılıçoğlu
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

M. Horton-Insch

24 Ağustos 2025

Naziler Niçin Bayeux Duvar Halısının P..

Ortaçağ’a ait böylesi olağanüstü bir nesneden arta kalan ufacık bir parça bile bulunduğunda heyecan yaratır.Bayeux duvar halısının bir parçası Mart ayında Almanya’da, Schleswig-Holstein eyalet arşivlerinde bulundu. Peki söz konusu parça..

Devamı..

Banu Yıldıran Genç: “Okur problemimiz ..

Halil Yörükoğlu

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024