Okumaya dair en erken anım Michelle Magorian’ın İyi Geceler Bay Tom isimli kitabı. Bu kitabı unutacağımı sanmam. Kendi başıma okuduğum ve bana rahatsızlık veren ilk kitaptı. Acıyla, ihmalle ve ıstırapla dolu ama aynı zamanda beraberinde muazzam bir nezaket de getiren yeni bir dünya sundu. Yaşım ilerledikçe çocukluğumu kitaplarla dolduran bir aileme minnetim artıyor. Hem kitapların verdiği mutluluğu hissetmemi sağladılar hem de yaşamın alışılmışın dışında bir yerlerde de olabileceğini gösterdiler.

Ergenlik çağımda değişmeme sebep olan kitap Hermann Hesse’den Siddhartha. İnsanın gençliğinde bu denli açgözlülükle, adeta yutmak istercesine okuması ve kitapların sizde bıraktığı derin etki gerçekten çok tuhaf. Siddhartha’yı okuduğumda Budizmle ilgilenmeye başlamış, hatta kendi kendime sessiz inzivalara çekilmiştim. Bu süreç aynı zamanda felsefe okumaya karar vermeme ve olaydan ziyade fikre odaklanan romanlara ilgi duymama sebep oldu. Yani bir bakıma hayatımı değiştirdi. Teşekkürler Herman Hesse.
Düşünme biçimimi değiştiren kitaplar, CS Lewis’in Hristiyanlığı konu alan eserleri: Screwtape Letters, The Problem of Pain, Mere Christianity, Surprised by Joy. Bu kitaplar beni bir Hristiyan haline getirmedi ama dini bir inancın ne denli güzel, güçlü, parlak ve mantıklı olabileceğini gösterdi. Bu kitapları okuduktan sonra gerçek bir Hristiyan olmak, daha doğrusu Lewis’in sahip olduğu inanca sahip olmak istedim. Ama ne yazık ki, bende bu tür bir inancın olduğunu sanmıyorum.

Bende yazar olma isteği uyandıran kitaplar AS Byatt’in Ölü Doğa’sı, Graham Swift’in Su Diyarı ve Milan Kundera’nın Varolmanın Dayanılmaz Hafifliği. Her üç kitabı da aynı dönemlerde okudum ve yazar olma düşüncesi o sıralar zihnimde şekillenmeye başladı. İçimde beliren, “Acaba yapabilir miyim,” diye soran belli belirsiz bir his. Okurken hem okumanın kendisinden hem de okumanın beraberinde getirdiği olasılıklardan heyecan duyuyordum ve bu heyecan zamanla gizli bir eylem çağrısına dönüştü.
Tekrar tekrar okuduğum kitaplar genelde şiir kitapları oluyor. Ted Hughes, Anne Carson, Jack Underwood, Thomas Hardy, Alice Oswald… Şiir benim için başlı başına bir mihenk taşı.
Asla yeniden okuyamayacağım kitap bir hayli fazla çünkü okuduğum çoğu romanı tekrar okuyamam. Şayet okuduğum romandan etkilenmişsem bu onu yeniden okuduğumda muhtemelen artık ilk okumamadaki kadar etkilenmeyeceğim anlamına gelir ve buna cesaret edemem. Aslında böyle bir denemem oldu. Geçmişte okuyup etkisinde çok kaldığım bir romanı yaklaşık on yıl sonra yeniden okumuştum ama gördüm ki, bendeki dönüştürücü etkisi tamamen kaybolmuş.

Geç keşfettiklerim öylesine çok ki… Mesela JL Carr’dan Taşrada Bir Ay ya da Doris Lessing’den Türkü Söylüyor Otlar. Her ikisi de abidevi eserler.
Şu an okuduğum kitap Amerikalı yazar Jamie Quatro’nun Two-Step Devil isimli romanı. Bu bittikten sonra da Andrew Miller’ın The Land in Winter’ına başlayacağım.
Bana konfor alanı sağlayan kitaplar Winston Graham’ın Poldark serisi. Evet, hiç havalı olmadığını biliyorum ama ergenlik çağımın başlarında hepsini okudum, hatta bir şey itiraf edeceğim, Ross Poldark’a aşk mektupları bile yazdım.
Çeviren: Fulya Kılınçarslan






