Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

10 Mayıs 2017

Edebiyat

Kurt Kanunu (Kötü) Bir Tarihsel Roman mıdır?

Erol Köroğlu

Paylaş

29

0


Kemal Tahir, İzmir Suikastı gibi Cumhuriyet tarihinin bu kadar önemli bir olayını odağa aldığı, resmi tarihin değerlendirmesiyle çelişen, ona meydan okuyan bir romanı neden böyle Don Kişotça bir kahramanlık gösterisiyle bitirmektedir.

Kemal Tahir’in geç dönem romanlarından olan ve 1969’da yayımladığı Kurt Kanunu, belki başlığı kadar ünlü şu epigrafla açılır: “Kurtlukta düşeni yemek kanundur.” Roman, bu başlık ve epigrafla uyumlu bir biçimde, 1926 İzmir Suikastı hazırlıklarını, komplonun başarısız olmasıyla hem suikastçıların hem de bazılarının olayla ilişkileri bugüne kadar kesinleştirilememiş eski İttihatçı önde gelenlerin tutuklanıp İstiklâl Mahkemesi’nde yargılanmalarını, özellikle eski İttihatçı fedai ve vali Abdülkadir’i temsil eden Abdülkerim ve tarihsel figür Kara Kemal’in tutuklanmaktan kaçış öyküleri üzerinden anlatır. Romanda, Kemal Tahir romanlarında âdet olduğu üzere bol kabadayı erkek söylemi, cinsellik ve şiddetin yanı sıra tarihsel ve siyasal sırlar üzerinden yürütülen uzun yorum/dedikodular mevcuttur. Bu açıdan romanın temelde kurtlukla, düşeni yemekle, kurt kanunuyla ilgili olduğunu kabul etmek gerekir. Nitekim genel alımlanışı bu yönde olmuş, bir yandan Abdülkerim’in silahşorluk ve cinsel iştihasına, diğer yandan Kara Kemal’in 1908’den 1926’ya uzanan tarihle ilgili yorumlarına yoğunlaşan okuma, değerlendirme ve filme/diziye aktarma biçimleri öne çıkmıştır. Oysa kan, şiddet ve erkeksi siyasetle örülü roman beklenmedik bir biçimde sona erer. Kara Kemal, eski maliyeci ve İttihatçı Emin Bey’in evinde saklanırken baskına uğrayınca intihar eder (ya da belki de öldürülür). İzmir İstiklâl Mahkemesi’nde yargılanıp suçsuz bulunan Emin Bey serbest kalarak İstanbul’a döner. Gece evde otururken kapı çalar, kız kardeşi birazdan geri gelir ve diğer kaçak Abdülkerim’in de sığınmak istediğini ama onu geri çevirdiğini söyler. Romanın üçüncü ve neredeyse yarısını kapsayan “İnsanlık Sorunu” başlıklı son bölümünde Kara Kemal’i korka korka ama sorumluluk üzerine düşünüp bundan güç bularak saklayan, savunmasını da bunun üzerinden yaparak mahkemede ceza almaktan kurtulan Emin Bey, kız kardeşinin kendini engellemesine imkân vermeden sokağa uğrar ve sokakları inleterek Abdülkerim’in ardından bağırmaya başlar: “– Arkadaaaş... Arkadaaaş... Emin’i arayan arkadaş!.. Buradayım ben, burdayım!”

Kemal Tahir’in, iyi bir Balzac okuru olması bir yana, aynı zamanda türle ilgili en ünlü araştırmalardan Georg Lukács’ın Tarihsel Roman’ını Fransızcasından okuduğunu Notlar: Sanat Edebiyat 1’den biliyoruz. Bu açıdan, Kemal Tahir’in seçimlerini bilerek yaptığını düşünebiliriz.

Kurt kanununu, düşenin ayaktakilerce parçalandığı siyaset âlemini anlatmaya adanmış bir romanın bu şekilde sona ermesi teknik bir hata değil midir? Gerçekçiliğiyle ünlü Kemal Tahir, İzmir Suikastı gibi cumhuriyet tarihinin bu kadar önemli bir olayını odağa aldığı, resmi tarihin değerlendirmesiyle çelişen, ona meydan okuyan bir romanı neden böyle Don Kişotça bir kahramanlık gösterisiyle bitirmektedir. Kaldı ki, İttihatçılık ve 1926’nın siyasetiyle hiç ilgisi kalmadığı gibi, dünyadan da neredeyse elini eteğini çekmiş Emin Bey, özellikle Kara Kemal’in intiharından sonra sorumluluk üzerine ne felsefeler yürütür, işin içine Heidegger’i bile sokarak kafamızı şişirir. Kurt Kanunu’na böyle bir son reva mıdır? Ben, Kemal Tahir’e inat, başlığımla uyumlu bir yönde ilerleyeceğim. Bu sonun romanın bütünlüğüne uygunluğunu, romanın haşinliğine verdiği zevali bir yana bırakıp, biraz da romanın tarihsel roman türüne uygunluğunu, kötü bir tarihsel roman olup olmadığı ve hatta acaba tarihsel roman olup olmadığı noktaları üzerinden tartışmak azmindeyim. Bu doğrultuda, öncelikle roman karakteri Emin Bey’le ilgili bir anakronizme, tarihsel çarpıtmaya değineceğim. Romanda doğrudan kurmaca karakterlerin yanı sıra, ya Abdülkerim gibi adları değiştirilen ya da gerçek adlarıyla anılan tarihsel karakterler de vardır. Emin Bey adı değiştirilmiş bir karakterdir. Gerçek adı Enver Alpyürek’tir. Gerçekten de Teşkilat-ı Mahsusa’da görev almış ve İstanbul İaşe Müdürlüğü yapmıştır. Bu romanda adı değiştirilen iki karakterden biridir. Çünkü yazar, diğer karakter Abdülkerim gibi onun da tarihsel kişiliğini çok değiştirmiş, kurmacasını oluşturmak için bu iki karaktere gerçek hayatta olmayabilecek pek çok özellik vermiştir. Enver Alpyürek’in Emin Bey gibi davrandığına dair bir bilgiye sahip olmadığımız gibi, aynı zamanda Kara Kemal’i saklamak suçundan beraat da etmediğini ve üç yıl hapis cezası yediğini biliriz. Yani gerçek hayatta insaniyet siyasete galebe çalamamıştır. Üstelik romancı, Emin Bey’i kahramanlaştırmak adına, 27 Temmuz’da gerçekleşen Kara Kemal’e yönelik baskını daha önce olmuş gibi göstermekte ve gerçekte bunun ardından tutuklanacak Emin Bey’i, daha önceki bir tarihte, 13 Temmuz’da gerçekleşen İzmir İstiklâl Mahkemesi’nde yargılatıp beraat ettirmektedir. Genel okur kitlesince İzmir Suikastı’nın içyüzünü anlamak adına okunan bu romanda Kemal Tahir bu tür anakronizmlerle tarihsel olgularla uyumsuz ve dolayısıyla kötü bir tarihsel roman üretmiş olmamakta mıdır? [

kemal tahir

Kemal Tahir, Halit Refiğ ile.[/caption] Pek öyle değil! “Kötü” sıfatı şimdilik bir yana, yukarıda zayıflık ya da sorunmuş gibi sözü edilen hiçbir nokta romanın gerçekçiliğine de, tarihsel roman türüne dahil oluşuna da zeval vermez. Kemal Tahir’in, iyi bir Balzac okuru olması bir yana, aynı zamanda türle ilgili en ünlü araştırmalardan Georg Lukács’ın Tarihsel Roman’ını Fransızcasından okuduğunu Notlar: Sanat Edebiyat 1’den biliyoruz. Bu açıdan, Kemal Tahir’in seçimlerini bilerek yaptığını düşünebiliriz. Lukács’ın Balzac’tan Scott’a uzanan tarihsel romanın ortaya çıkışı ve klasik biçiminin işleyişi üzerine yürüttüğü tartışmayla uyumsuz bir durum yoktur Kurt Kanunu’nda. Lukács’a göre tarihsel roman, ikincil ya da üçüncül öneme sahip olarak düşünebileceğimiz ve genellikle “dünya-tarihsel olmayan”, yani tarihsel açıdan önemi haiz kişilerden romana ithal edilmişler arasında yer almayan, vasati bir kurmaca karakteri başkahraman yapar. Tarihsel dönüşüm ve çelişkilerin sancı ya da sıkıntısı bu türden kurmaca karakterler üzerinden daha rahat verilir. Çünkü bunlar tarihsel kişilikler gibi benzersiz değildir ve toplumsal açıdan tipik özelliklere sahip olarak tarihsel romanın merkezini oluştururlar. Tarihsel roman bu türden bir toplumsallık ve gerçekçilik anlayışını kurmaca alanına taşıdığı için, kurmacanın selameti adına belirli oranlarda anakronizm elzem ve kabul edilebilirdir. Romanın son bölümünde entrikanın yavaş yavaş sorumluluk üzerine felsefi bir soruşturmaya dönüşmesi ve en sonunda Emin Bey’in diğer kaçağı da bulmak için sokağa fırlaması, romanın genel işleyişini zayıflatmadığı gibi hem gerçekçi hem de tarihsel roman oluşuyla uyumlu, gayet yerinde bir seçimdir de. Asıl, romanın ortasına kadar olan kabadayılık söylemini ve romanın sonuna kadar devam edecek Kara Kemal üzerinden yakın tarih sorgulamasını öne çıkaran yorum ve alımlama biçimleri sorunludur. Çünkü genel olarak kurmaca anlatılarda ama özellikle gerçekçi olanlarında anlatının kapanışı, nasıl sonuçlandığı önemlidir. Hatta belirleyicidir, çünkü okur ulaştığı bu kapanışın sunduğu çözümler üzerinden tüm anlatıyı yeniden değerlendirir ve bütünsel anlama ulaşmış olur. Dolayısıyla Kurt Kanunu’nu romanın sonunu dikkate almadan değerlendiren her yorum sorunlu ya da eksik kalacaktır. Kemal Tahir’in bu tarihsel olayı kurmaca alanına taşıması tam da bu tarih aşırı “insanın diğerlerine ve vicdanına karşı sorumluluğu” noktası üzerinden olmakta, bizleri bu ahlaki noktaya ulaştırmak için bütün bu macera ve tarih anlatısını geliştirmektedir. Romanın gerçekçi anlatı tekniği bunu gerektirmektedir.

Öte yandan romanın tarihsel roman türüne dahil oluşu da bu durumla bağlantılıdır. Klasik tarihsel romanlar, tümdengelimci romanlardır. Tarih aşırı ve evrensel bir genellemeden, mesajdan yola çıkarak yazılırlar. Tarihsel roman türü şu formülle işler: “Burada anlatılanlardan çıkan ders, bu örnekte böyle olduğu gibi her zaman da böyledir.” Dolayısıyla tarihsel roman evrenselci ve büyük anlatı geleneğine dayanan bir türdür. Kemal Tahir de Kurt Kanunu’nda bu kurala uymakta ve İzmir Suikastı çevresinde, okuru konformist olmayan etik bir duruşa davet etmektedir. Kurt Kanunu bir tarihsel romandır. Peki ama iyi bir tarihsel roman mıdır? Burada iyiden kasıt nedir? Yukarıdaki tartışma sonrasında anılan tarihsel romana özgü türsel özellikler tabii. Ancak edebi tür kuramları alanı, günümüzde türü bir deli gömleği ya da askeri talimatlar çizelgesi olarak değerlendirmiyor. Bir tür, oraya dahil olan yazarların temel aldığı ortak özelliklere dayanıyor ama bir türe giren her örnek aynı zamanda ortak özellikleri şu veya bu oranda ihlal ediyor ve türün görünümünü değiştiriyor. Edebi tür her yeni örnekle yeniden üretilen ama belli oranlarda da değişen, dönüşen bir olgu. Dolayısıyla Kurt Kanunu, sadece tarihsel roman oluşuyla değil, türünün kurallarını ihlal edişiyle de tipik bir örnek. Bu anlamda bu romana kötü bir tarihsel roman diyemeyiz ama klasik tarihsel romanlardan farklılaşan, kendine özgü semptomlar ortaya koyan bir tarihsel roman diyebiliriz. Kurt Kanunu’nun “tipik”in temsilinden uzaklaşan, kurmaca karakterlerden çok şu veya bu oranda tarihsel kişiliklere dayanan bir yapısı var. Doğrusu tarihsel romanla akraba ve özellikle 1950 sonrasında yaygınlaşan başka bir roman türü tam da böyle karakterlere dayanır. Sözünü ettiğim tür “biyografik roman”. “Belge roman” ya da “yeni gazetecilik” gibi adlar da alabilen, İngilizce edebiyatta Michael Cunningham, Jay Parini, Joyce Carol Oates gibi ünlü temsilcileri olan bu edebiyat pratiği, özellikle belirli tarihsel figürlere odaklanır ve kurmacayla gerçekliği bir araya getirerek ilerler. Tıpkı Kurt Kanunu’nda olduğu gibi bu romanlarda da, yazarın odaklandığı mesaj doğrultusunda bilerek oluşturduğu anakronizmler bulunur. Ancak tarihsel romandan farklı olarak, biyografik romanlar tümevarımcıdır. Ele alınan biyografi üzerinden tüm zamanlara yayılmayan, belki romanda ele alınan o anla şimdiyi karşılaştırmaya odaklanan kültürler arası mesajlar aracılığıyla okuru düşünmeye sevk eden romanlardır.

Kurt Kanunu, sadece tarihsel roman oluşuyla değil, türünün kurallarını ihlal edişiyle de tipik bir örnek. Bu anlamda bu romana kötü bir tarihsel roman diyemeyiz ama klasik tarihsel romanlardan farklılaşan, kendine özgü semptomlar ortaya koyan bir tarihsel roman diyebiliriz.

Ne var ki, Kemal Tahir’in bu romanı yayımladığı sırada henüz biyografik roman türü görünür hale gelmemişti. Dolayısıyla Kurt Kanunu’nun biyografik roman alanına kaydığı için klasik tarihsel roman olmaktan uzaklaştığını söyleyemeyiz. Nitekim romanın tümdengelimci mesajı da gerçekçi tarihsel roman alanında kalma kararının ilanı gibidir. O zaman Kurt Kanunu’nun sorunu nedir? Neden bu kadar çok tarihsel kişilik var? Hatta romanın üç temel kişisinden ikisi, Emin ve Abdülkerim kurmacalaştırılırken, üçüncü ve tarihsel açıdan en önemli kişi Kara Kemal neden âdeta hiç değiştirilmemiş, tam tarihte yaşamış gibi, âdeta bir anı, biyografi ya da otobiyografi kitabından bu romana aktarılmış gibi görünüyor? Kurt Kanunu’ndaki bu sorunlu yapının, Kemal Tahir’in cumhuriyet dönemindeki tarih yazımına dönük eleştirisiyle bağlantılı olduğunu düşünüyorum. Tahir, yine Notlar: Sanat Edebiyat 1’de, 304. ile 309. sayfalar arasında, Doğan Avcıoğlu ve başka tarih ve sosyoloji çalışmalarını da eleştirmekle birlikte, temelde Türkiye’de yaşamış siyasetçilerin yazdıkları özyaşamöyküsel yayınları eleştirir ve bunları aşağılayıcı anlamda “belgesel roman” olarak adlandırır. Tahir’e göre örneğin Atatürk’ün Nutuk’u da, ona karşı yazılmış Rıza Nur, Kazım Karabekir, Rauf Orbay ve Halide Edip Adıvar’ın hatıraları da birer “belgesel roman”dır: “Belgelere, hiç değil olaylara dayanır görünürlerse asıl çabalamaları temeldeki büyük gerçeği örtbas etmektir. Bu sebeple uydurma roman yönleri ağır basar. Karşılıklı söğüşmelere rağmen okurlar, gerçeği bir türlü bulamazlar, büsbütün karanlığa düşerler.” (s. 305) Kemal Tahir’in dahil olduğu döneme ait tarih yazımı anlayışı, tarihsel belgelere dayanarak üretilen bilgilendirici/açıklayıcı çalışmayı öne çıkarır. Tarihsel romancı böyle tarih yazımı örneklerine dayanarak, bu konuyla ilgili anlayışı derinleştirecek bir kurmaca anlatıyı üretir. Oysa Türkiye’de tarihin siyasiliği ve iktidar kavgalarının malzemesi olması nedeniyle, arşive ve belgeye dayanan çalışma azdır. Romancının da dahil olduğu genel okur, tarihi daha çok tarihsel kişiliklerin kendi siyasal pozisyonlarını savundukları, apolojetik ve son derece sübjektif anılar üzerinden okur. Oysa Tahir’in vurguladığı üzere, bu malzemeden yola çıkarak bir tarihsel anlayışa ulaşmak mümkün değildir. O zaman Kurt Kanunu, Türkiye’de tarihsel olgulara dayanacak bir tarihsel romanın yazılamayacağını ortaya koyan bir tarihsel roman haline gelir. Büyük ve tarihsel kişiliklere dayalı anlatıların bizi nasıl tarihsel anlayış ya da kavrayıştan uzaklaştıracağını, gerçekte otobiyografik üretimi olmayan Kara Kemal’i âdeta hatıratını yazmış olsa nasıl konuşacağını hayal ederek bizlere göstermiş olur. Bu yüzden de Kara Kemal romanın gerçekliği en sakat, en cansız karakteridir. Bize hem tarihsel olgularla hem tarihsel anlayışımızla ilgili dişe dokunur hiçbir şey söyleyemez. Kurt Kanunu kötü bir tarihsel roman değildir ama Kara Kemal kötü bir tarihsel roman karakteridir. Bu yüzden de yazar, onun sakatladığı romanı toparlamak ve yaptıkları tarihe yamuk bakan siyaset kurtlarını eleştirmek üzere vicdan ve sorumluluk sahibi Emin Bey’i devreye sokar. Yazar âdeta, “İnsan olmanın yolu tektir, siz aldırmayın bu siyaset erbabına ve palavralarına,” demektedir. Kurt Kanunu, Türkiye’de siyaset yapmanın ve tarihe bakmanın zorluklarını ortaya koyan özel bir tarihsel romandır.

YORUMLAR

Henüz hiç yorum yapılmamış. İlk yorum yapan sen ol!

Öne Çıkanlar

Bilginin Romana GirişiErhan Sunar
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Nurgök Özkale

29 Nisan 2026

Kıştan Sonra Aşk Mümkün mü?

Kıştan Sonra kişilerinin ortak özelliği müzik ve edebiyatla iç içe olmaları. Bol bol şarkı dinliyor, kitap okuyor, şair ve yazarlardan söz ediyorlar.Guadalupe Nettel’in iki kitabından çevirmen Banu Karakaş’ın sosyal medyadaki paylaşımları aracılığıyla haberdar oldum. İlkin..

Devamı..

Gece Hayatının Ortasında Bir Halk Sağl..

Gökhan Güvener

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024