İtalyan yazar Bernardo Zannoni, ödüllü romanı Benim Aptal Niyetlerim'de bir sansarın gözünden inancı, varoluşu ve insan olmanın ağırlığını sorguluyor.
Kimin hikâyesi dinlenmeye değerdir? Hangi kahraman, anlattıklarıyla bizi ikna edebilir? Kulak vermeye değer bir “kahraman” olmanın ölçüsü var mıdır? Aslolan hikâye midir yoksa anlatan mı? Yoksa yaşadıkları mı?
Mesela bir sansarın hayatı… Yeterince ilginizi çekti mi?
Cevaplar farklı olabilir, ancak İtalyan yazar Bernardo Zannoni, yirmili yaşlarının başında kaleme aldığı ilk romanı Benim Aptal Niyetlerim (I miei stupidi intenti) ile okurları Archy isimli bir sansarın hikâyesine ortak olmaya ikna etmeyi başardı. Öyle ki bu ilk romanıyla İtalya’nın en prestijli iki edebiyat ödülü olan Premio Bagutta ve Premio Campiello’ya değer görüldü.
Timaş Yayınları tarafından Hande Kınacı’nın çevirisiyle Türkçeye kazandırılan Benim Aptal Niyetlerim sansar Archy'nin babasına dair sert ve sert açılış sözleriyle başlıyor:
"Babam hırsız olduğu için öldü."
Bingo! Bu sansarın hikâyesi devamını merak edecek kadar ilgi çekici olmayı başardı.

Archy, bir kış gecesi kardeşleriyle birlikte dünyaya gözlerini açmış. Neredeyse her zaman açlar, soğuktan muzdaripler. Öyle kötü ve yoksul durumdalar ki bazen küçük ve zayıf kardeşlerini yeme fikri üzerine bile konuşuyorlar kardeşi Leroy ile. İşte tam da burada Archy’nin ağzından dökülen sözler, okura onu daha yakından tanıma fırsatı veriyor: Archy’nin kardeşlerine göre “yeterince” hayvan olmadığını fark ediyoruz. Kendini yeterince güçlü ve hayvan hissetmiyor hatta rüyasında sürekli avlandığını görüyor kahramanımız. Bu hislerinde çok da yanılmıyor aslında, Archy’de bir başka şey var…
Aradığınız peri masalına ulaşılamıyor
Gel zaman git zaman Archy bir kaza geçiriyor. Hayvanların konuştuğu, doğanın başrolde olduğu bir “mutlu son” masalı değil okuduğumuz. Gücünden ve varlığından şüphe duyan Archy, bir de geçirdiği kazadan sonra sakat kalıyor. Ve annesi sakat kalan yavrusunu “bir buçuk tavuk” karşılığında yaşlı tefeci tilki Solomon’a takas ediyor. Terk edilen Archy’nin hayatı iyice tepetaklak oluyor.
Tilki Solomon Archy’i köle gibi çalıştırıyor, zorluyor ama bir yandan da ona okuma yazma öğretiyor. Okuyan, okudukça ufku açılan Archy, bu kez de insan yaşamı hakkında öğrendikleriyle sarsılıyor. Tanrı’yla, onun varlığıyla ve olmasına “izin verdikleri” ile tanışıyor. Archy’nin duyduğu bu derin huzursuzluk hissi ve “cevapsız” soruları kendisini rahatsız etse de okur da bu sorulardan payına düşeni alıyor, düşünmeye başlıyor. Zavallı bir sansarın yaşadıkları; varlığını sorgulaması, inançları, hesaplaşmaları ve çatışmaları okura da armağan oluyor. Düşünen, okuyan ve öğrenen Archy, romanın sonunda da huzura eremiyor. Ve Archy’nin sesi, romanın sonunda şu sözlerle yankılanıyor:
“Tanrı ruhumu kim bilir nereye götürecek, bedenim toprağa karışacak, fakat düşüncelerim burada, yaşsız, gece gündüz güvende kalacak. Nasıl Cennet Solomon’a huzur verdiyse bu da bana huzur vermek için yeter. Belki onun da yazdığı gibi ben de gerçekten bir insanım ve kurtarılacağım. Belki Tanrı beni sınamak için bir hayvan yaptı. Gençliğimde saçma bulduğum şeylere inanıyorum. Fakat hayvana dönüşmek beni üzüyor, umutsuzluğa düşürüyor. Yok olmak istemiyorum, gerçekten, bunu düşünmek bile istemiyorum.”
Can sıkıntısından yazılan bir roman
Başta da belirtildiği gibi genç yazar Bernardo Zannoni, Benim Aptal Niyetlerim ile ödüller kazandı. Ve bu romanı can sıkıntısını gidermek için yazdığını söylüyor. Liseyi zar zor bitiren ve eğitimine devam etmemeye karar veren 28 yaşındaki yazar, romanın 2021'deki yayımına kadar hamallık, garsonluk ve tur rehberi gibi işlerin yanı sıra çalışmış. Ancak hayat bu ya, can sıkıntısına çare niyetiyle yazdığı kitabı ertesi yıl kendisine İtalya'nın prestijli Campiello edebiyat ödülünü kazandırdı. Belki de Zannoni’nin can sıkıntısından doğan bu hikâye, tam da Archy’nin dünyaya sorduğu o kadim sorunun cevabıdır: “Ne yaparsak yapalım, düşüncelerimiz kalır mı geride?






