Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

31 Ocak 2017

Edebiyat

Eleştiri Kendini Yeniden Keşfetmektir

Semih Gümüş

Paylaş

25

0


“Batı romanına ait tek bir düşünce yoktur ki Cervantes’te tohum halinde bulunmasın.” Peki bunun harcına karışmış bir düşüncemiz var mı, bir taş taşıyıp koyduk mu yapıya?
Semih Gümüş
Sınırlarımızı bilmek onları aşma çabasının önkoşulu, her zaman böyle. René Girard’ın eleştiri yazılarını okurken –epeyce zor olurdu ama– onun düzeyine çıkmak için bütün koşullarımı sağlamış olsam da bir şey eksik kalırdı. Sözgelimi, “Proust’un züppeliği, Stendhal kibrinin bir karikatürü olarak tanımlanabilir” yazamaz ya da Dostoyevski’nin Don Quijote’yi iyi anlayamadığını anıştıran sözler edemezdim. Burada bu düzeyde durmayı hak eden bir yazar olduğunu da sanmıyorum. Girard’ın yeri geldiğinde küstahça görünen yargıları, orada cevheri en az dört yüz yıl önce bulunmuş madenin içinde parlıyor. Oysa biz burada her sarsıntıda çatlakları büyüyen temelsiz bir binada oturmak zorundayız. Yoksulluğun gözü kör olsun. Girard okuduğum eleştirmenlerin en yaratıcılarından. Sıra dışı özgüveni, roman sanatının bütün derin yapılarına inip bütün odalarını keşfetmiş olmaktan geliyor. Nesnel bir incelemeci olmaya gönül indirmiyor o, kendi gözünden nasıl anlaşılması gerektiğini sürekli düşünüp notlarını altını çizerek düşmesi çarpıcı. Bedava dağıttığımız özgünlüğün ne olduğunu bir de düşünce içinden görmek isteyenler için yaratıcı bir örnek. Romantik Yalan ve Romansal Hakikat’te Stendhal, Proust ve Dostoyevski ile uğraşır Girard. Yaptığı uzun boylu çözümleme içinde kendi neden olduğu itiş kakışa tam boy katılır. Arada kömür kırıntılarıymış gibi mücevherler atar masaya. Psikolojik çatışmaların Proust’un yapıtında Stendhal’inkine kıyasla daha şiddetli olduğunu arada belirtip geçerken orada durup düşünmemizi beklediğini sanmıyorum. Ama bizim de yapılması gerekeni yapmamız gerekir. Stendhal’in zamanında bir tek gün içinde geçen büyük romanlar yazılmış mıydı? Mrs. Dalloway ve Ulysses gibi. Büyük roman kişilerinin büyük hayatları çeşitli olaylar içinde süregiderken Leopold Bloom ya da Mrs. Dalloway’in küçük hayatları onca hacimli romanlar içinde anlatılıyorsa, anlatılan o bir günü çok katmanlı bir dünya içinde genişletmek için iç dünyalara, dolayısıyla kişilerin psikolojik serüvenlerine gerek vardır. Proust’ta psikolojik çatışmaların tuttuğu yerin büyüklüğü, onun, yeni zamanların karmaşık dünyalarına geçiş dönemindeki bireyleri anlatmasından gelir. Artık yüce gönülleriyle çağ atlatan büyük kahramanların yerini alçakgönüllü roman kişileri almıştır. Gene de onların durduğu yer yanıltmasın, sınırlı hayatları içinde bu kez gitgide derinleşen iç dünyaları, dürbünü doğru çevirip okumaya zorlayacaktır. Burada Proust’un yapıtını anlamak daha kolay. Oysa Dostoyevski bizi her zaman kararsızlığa iter. Sonraki yüzyıla yakıştırdığımız anlatım biçimlerinin ilkörneklerini vermiştir o. Psikoloji için söylediklerim, Stendhal’den sonra olmakla birlikte, Proust’tan önce, Dostoyevski’nin romanlarında yapılmıştı. Üstelik bize daha yakın ve tanıdık gelir onunkiler. Dostoyevski’nin modern romanı ulaştırdığı erken doruk, onun içinden geldiği prekapitalist ilişkilerle hem derin bir çelişki içinde görünür hem de yaratıcı iradenin gücüyle uzun atladığı yerde Batı Avrupa romanınınkine benzer bir uyum yaratır. Demek eleştiri bu ayrımları görmekle ve başlıklarını çıkarmakla yetinmeyip nedenleriyle çözümlemelidir de. Yoksa René Girard’ın yaptığıyla bizimkini hangi cüretle yan yana getireceğiz. Ne ki işimizi zora koştukça biz kazanacağız. Eleştiri konformizmin düşmanıdır işte. Yoksa tersi mi daha doğru? Çok çalışmayı gerektirir. Çünkü roman, okundukça genişleyen uzamı nedeniyle öteki romanlara çengelleri kendisi atıyor, eleştirinin de onları bir araya getirip düpedüz bir bireşim kurmak zorunda. Şu düşünceyi biz de kavrıyoruz: “Batı romanına ait tek bir düşünce yoktur ki Cervantes’te tohum halinde bulunmasın.” Peki bunun harcına karışmış bir düşüncemiz var mı, bir taş taşıyıp koyduk mu yapıya? Değil mi ki eleştiri, kurmacanın zihninde sürerken kendini hep yeniden keşfetmektir, burada yoksanız roman yazmayı da bırakabilirsiniz.

*Üstte: René Girard

YORUMLAR

Henüz hiç yorum yapılmamış. İlk yorum yapan sen ol!

Öne Çıkanlar

Leylâ Erbil ve “Kutsal Aile”Fergun Özelli
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

M. H. Jensen

12 Mart 2025

Modern Yazarın Toplumdaki Rolü

Thomas Mann, The Yale Review’da yayımlanan denemelerinde sanatçının toplumla olan ilişkisini ele alır. Thomas Mann, Ağustos 1924’te André Gide’e bir mektup yazar ve orada, yeni romanı Büyülü Dağ’ın, son derece sıkıntılı ve Alman olduğunu söyler. Hatta kitabın Almanlığı ..

Devamı..

Amerikan Rüyası

S. E. Breitegger

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024