Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

31 Ocak 2024

Edebiyat

Han Kang ile Şiddet, Güzellik ve Masumiyetin İmkânsızlığı Üzerine

Bethanne Patrick

Paylaş

1

0


Bu roman insan şiddetiyle ve şiddetin reddinin mümkün olmayışıyla ilgili.

Çoğu insan bana sık sık okuduğum kitapları nasıl seçtiğimi sorar ki, bu eminim çoğu eleştirmenin yanıtlamak zorunda kaldığı bir sorudur. Editörler tarafından belli bir tema belirlendiğinde ya da bir yazarın çalışmalarını zaten biliyor ve seviyorsam seçim yapmak kolay. Fakat ilk kez kitap yayımlayan ya da ABD pazarına yeni giren yazarlar söz konusu olduğunda bu biraz çetrefilli. Vejetaryen Han Kang’ın kendi ülkesi Kore’de 2007 yılında yayımlandı. İngilizceye çevrilip Amerika Birleşik Devletleri’nde yayımlanmasıyla 2016 yılını buldu. Şanslıyız ki, aile içi travmanın yankılarını ele alan bu romanın tadını çıkarabiliyoruz. Vejetaryen’de anlatılan hikâye sadece yazıldığı ülkeye ve kültüre uygun olmakla kalmayıp aynı zamanda herhangi bir yerde yaşayan herkes için farklı bakış açıları sunuyor.

Han Kang ile yaptığımız bu söyleşide Vejetaryen’i, Kore ataerkilliğini ve Kore edebiyatının dünyayı nasıl gördüğünü konuştuk.

Bethanne Patrick: Neredeyse on yıl önce yazmış olduğunuz bir romanla bu ölçüde başarı elde etmek nasıl bir duygu?

Han Kang: Bir romanı ne zaman bitirsem bir şekilde beni kendinden uzaklaştırdığını hissederim. Ama Vejetaryen’de öyle olmadı. Hem dokuz yıl boyunca farklı dillere çevrilip yayımlandığı hem de Human Acts ile iç içe geçtiği için kendimi hâlâ yakın hissediyorum.

hen kang vejetaryen

BP: Vejetaryen’deki hikâye ilk nasıl belirdi? Önceleri sadece fikri temsil eden bir imge miydi yoksa Yeong-hye karakterinin kendisi mi?

HK: Evet aslında bir imge, bitkiye dönüşen bir kadın imgesi. 1997 yılında “The Fruit of My Woman” isimli kısa bir öykü yazmıştım, kadın karakter orada tam anlamıyla bir bitkiye dönüşüyordu. Yıllar sonra aynı imgeyi Vejetaryen’de daha karanlık ve sert bir üslupla işledim.

BP: Romanınızda fiziksel ve cinse istismar, terk edilme, kendine zarar verme ve erotizm gibi son derece güçlü temalar yer alıyor. Okurlardan ya da eleştirmenlerden gelen tepkiler nasıldı? Mesela bu temaların belli bir noktasına takılıp farklı yönleri kaçıranlar oldu mu?

HK: Bence romanda birden fazla katman var: insandaki şiddet duygusu ve buna bağlı olarak mutlak bir masumiyetin mümkün olup olmadığı, akıl sağlığı ve delilik, bir başkasını gerçekten anlayıp anlayamadığımız, sığınılacak bir mekân olarak beden ve daha fazlası. Dolayısıyla herkes, mensup olduğu kültürel bağlama göre farklı noktalara odaklanarak okuyabilir. Bu konuyla ilgili söyleyebileceğim tek şey var, o da romanın sadece Kore ataerkilliğini ilgilendirmediği. Şiddetin ve güzelliğin bu derece iç içe olduğu bir dünyada mutlak masumiyetin mümkün olup olmadığı konusu ele almak istedim. Kitabı yazdığım esnada beni meşgul eden evrensel sorular bunlardı.

BP: Bizler Amerika Birleşik Devletleri’nde dünyanın geri kalanında yazılan eserleri ve başka ülkelerin edebiyatlarını pek takip edemiyoruz. Tıpkı diğer kültürler gibi Kore edebiyat geleneğinden de haberdar değiliz. Siz Kore edebiyatının bir parçası olmakla birlikte aynı zamanda Kore kültürüne karşı belli bir mesafeniz var?

HK: Kore edebiyatı bazı yönleriyle Batı edebiyatından farklıdır. Mesela Kore’de güçlü bir şiir ve öykü geleneği var. Kurmaca yazarlarının çoğu kariyerlerine öyküyle başlar. Ben de öyle başladım – şiir ve öyküyle. Kore edebiyatına, Korece yazılan bütün o eserlere karşı kendimi borçlu hissediyorum çünkü kelimenin tam manasıyla onların içinde, onlarla büyüdüm. Ve elbette çeviriler, farklı dillerde yazılmış çoğu eseri Korece çevirilerinden okudum. Bunu hâlâ yapıyorum, yani sürekli okuyorum.

han kang vejetardyen

BP: Kore edebiyatının konusu açılmışken, sizin kitaplarınızı okuduktan sonra başka hangi yazarları ve türleri okumamızı önerirsiniz?

HK: Az evvel de belirttiğim gibi, Kore edebiyatı en güçlü yönlerini şiir ve öyküyle ortaya koyar. Ama elbette çok iyi romancılar da var. Mesela Lim Chulwoo ve Hwang Jeong-eun benim favorilerim.

BP: Kitaplarınızın çevirmeni Deborah Smith ile nasıl bir çalışma süreci yürütüyorsunuz?

HK: Deborah çeviriyi bitirdikten sonra aldığı notlar ve sorularıyla birlikte bana dosyayı gönderiyor. Ben de yanıtlarımı, kendi notlarımla birlikte ona gönderiyorum. Bu durmaksızın sohbet etmek gibi bir şey. Gerçekten keyif aldığım bir süreç. Deborah ile tanıştığım için şanslıyım çünkü metne aynı anda hem ustalığını hem de zarafetini yansıtabilen harika bir çevirmen.

BP: Hangi yazarlardan ilham alıyorsunuz?

HK: Yazar ismi vermek benim için zor çünkü sürekli değişiyor. Hatta görsel sanatlardan daha fazla ilham aldığımı bile söyleyebilirim. Buna rağmen isim vermekte zorlanırım ama yine de şunu söyleyebilirim, Käthe Kolwitz’in portrelerinden biri taşındığım her yer de mutlaka odamın duvarında oluyor.

BP: Vejetaryen’de ana karakteriniz Yeong-hye’nin geçirdiği kendi benliğini inkâr süreci geçmişinde yaşamış olduğu deneyimlerden kaynaklanıyor ve kendi deneyiminin acımasızlığı ailesinde de benzer nitelikte acımasız olaylara sebep oluyor. Batı edebiyatları bu tarz bir olay örgüsünde konsept olarak Yunan mitolojisine başvurur. Peki siz?

HK: Yeong-hye karakterini oluştururken yirmi altı yaşında aklıma gelen bir imgeyi, bitkiye dönüşen bir kadın imgesini kullandım. Kitabın ikinci bölümü geleneksel trajedi yapısına uygun – kişinin herhangi bir etmen sebebiyle kendi içinde oluşan ince bir çatlak ve çökmeye varan bir parçalanma süreci. Yaptığım, içsel süreci en inci ayrıntısına kadar tasvir etmekti. Yazarken en çok hoşuma giden kısımsa O’nun, Yeong-hye ile buluşmaya giderken kendi kendine ölümden bahsettiği sahne oldu. Acı, karakterin özüydü.

BP: Vejetaryen, bazı eleştirmenlere göre bir öykü üçlemesi bazılarına göreyse bir roman. Sizce böyle bir ayrım önemli mi?

HK: Bana kalırsa bir roman. Birbirinden bağımsız üç novellanın oluşturduğu bir üçleme ya da triptik de diyebiliriz.

BP: Kore’deki kadın karakterlerinizle dünyanın geri kalanındaki kadınlar arasında kültürel açıdan derin farklar olsa da değişmeyen bir şey var, o da kadın bedeninin metalaştırılması, hatta salt bakışlarla bile parçalara ayrılması. Romanınızdaki karakterlerden biri karısının sutyensiz meme uçlarıyla takıntılı ama öte yandan ailedeki diğer bireyler et parçalıyor. Bu ardışıklık gerçekten şok edici. Feminizm açısından bakıldığında Koreli kadınlar nasıl bir duruş sergiliyor?

HK: Güney Kore çok hızlı bir değişim süreci geçirdi. Dolayısıyla melezleşmiş bir kültüre oluştu. İstatistiklere göre Kore’deki çoğu kadın ciddi bir eğitim alıyor ve kariyerlerinde kayda değer bir performans sergiliyorlar. Feminizmin buradaki yükselişi 90’lı yılların başına tekabül ediyor ve günümüzde çoğu insan artık feminizm kelimesini demode buluyor. Bütün bunlara rağmen arka plandaki mücadele hâlâ devam ediyor. Edebiyat sahnesine gelirsek durum biraz daha tuhaf; kadın yazarların sayısı 90’lı yıllarda artmaya başladı ve şu an Kore edebiyatındaki kadın yazar sayısı erkek yazar sayısından çok daha fazla. Okurlar ve eleştirmenlerse yazarın kadın mı yoksa erkek mi olduğuyla ilgilenmiyor.  Bu gerçekten garip bir durum çünkü neresinden bakarsak bakalım nihayetinde Kore muhafazakâr bir toplum.

han kang vejetaryen

BP: Kadınlar hakkında epey konuştuk. Şimdi sıra erkeklerde. Hikâye için önemli isimlere birkaç dakika ayıralım. Bay Cheong’un, babanın, Ji-woo’nun babasının ve J’nin sesleri birbirinden olabildiğince farklı. Bu karakterleri nasıl oluşturdunuz?

HK: Daha önce de belirttiğim gibi, bu roman insan şiddetiyşe ve şiddetin reddinin mümkün olmayışıyla ilgili. Yeong-hye et yemeyi reddediyor çünkü kendini insanın yol açtığı vahşetlerden uzaklaştırmak istiyor. Üstelik belli bir andan sonra kendini insan ırkına da mensup olmak istemiyor ve bir bitkiye dönüştüğüne inanıyor. Vietnam Savaşı’nda gazi olan babasının onu et yemeye zorladığı bir sahne var. Aynı şiddet üç bölümde de karşımıza çıkıyor. Mesela üçüncü bölümde doktorlar, hastanenin psikiyatri kliniğinde yatan Yeong-hye’yi zorla beslemeye çalışıyorlar. Belki biraz basit bir yaklaşım olacak ama aslında sözünü ettiğiniz karakterlerin tamamı Yeong-hye’nin, kararlılığı karşısında maruz kaldığı şiddetin kişileşmiş halleri.

BP: In-hye’nin Yeong-hye’ye verdiği bakım kitabın sonlarına denk gelse de aslında bunun bir başlangıcı ve bitişi yok. Ve Vejetaryen, bu yönüyle bir terse dönüş hikâyesi. Siz ne dersiniz?

HK: Yeong-hye’nin ölümünü anlatmak istemedim. Bunun yerine son bölüme In-hye’nin ambulans penceresindeki protest bakışını yerleştirdim. Şiddet ve güzellik yaşadığımız bu dünyada öylesine iç içe geçmiş durumda ki, bence bu sahne insanın bu dünyaya olan bakışının bir tasviri. Başı ya da sonu yok. Sadece açık gözlerle inadına süren bir mücadele var.

Alman bilim insanlarından biri kısa süre önce ağaçlar hakkında bir kitap yayımladı ve ağaçların da kendilerine özgü bir yaşamı, sosyal ağları ve bağları olduğunu kanıtlarla ortaya koyup onların ne denli canlı olduğunu anlattı. Ağaçlar ve bitkiler hakkında farklı bir kavrayışınız var. Bunu nasıl başardınız, yani kitabın bu yönünü nasıl bir araştırma sürecine dayandırdınız?

HK: Bahsettiğiniz kitabı okumak isterdim. Kitabı yazmaya başlamadan önce bitkiler hakkında birkaç kitap okumuş ve beğenmiştim. Ama kitap için ayrı bir araştırma yapmadım. Bunun yerine ikinci bölüme başlamadan evvel bir video sanatçısıyla buluştum ve ondan bazı şeyler öğrendim. Üçüncü bölüm içinse bir doktora danıştım ve onun yönlendirmesiyle akıl hastalıkları hastanesinde biraz gözlem yapabildim. Bütün bu detaylar kitabın tamamlanmasına yardımcı oldu.

BP: Vejetaryen’in Amerika Birleşik Devletleri’ndeki kapağı hikâyenin köklerle ilgili olduğu izlenimini yaratıyor. Kore’ye, Kore toprağına bağlı mısınız?

HK: Yeong-hye öylesine kararlı ki, artık insan ırkının bir parçası olmadığına inanıyor. İnsanlardan tam manasıyla kopmak, varoluş hiyerarşisindeki konumundan sökülüp alınmak istiyor. Bunu yaparken bir yandan kendini kurtardığına inanıyor ama öte yandan ölüme yaklaşıyor. Gerçek dünyanın penceresinden baktığımızda elbette bu delilik ama onun bakış açısına göre gayet mantıklı. Kendini önce yeryüzünden koparmak ardından kendi kurguladığı tuhaf dünyada kök salmak istiyor.

Çeviren: Fulya Kılınçarslan

YORUMLAR

Henüz hiç yorum yapılmamış. İlk yorum yapan sen ol!

Öne Çıkanlar

James Joyce ve Virgina Woolf Klasikler..Oggito
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Muhammed İnan

30 Nisan 2025

Dili Kemikleştirmek Kendi Adına Konuşm..

“Benim vatanım Portekizcedir.”– Fernando Pessoa Foucault’un geçtiğimiz yüzyılda çok özel bir alet edevat olarak bize öğrettiği temel etik kuralı olarak kullanılmasına uygun bulduğum destur: kendi adına konuşmanın erdemi. En basit durum olarak başkası ..

Devamı..

En Güzel Uçan Muharri

Nurgök Özkale

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024