Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

7 Ağustos 2023

Edebiyat

Okumak ya da Okumamak / Orpheus’un İzinde

Sezen Ergen Breitegger

Paylaş

4

3


Kitaplardaki imge kadınlara ulaşmak, onlar gibi olmak imkansız bir uğraşmış, bunu anlamam çok uzun sürdü.

 

Ve Larkin: ′Neden yazamıyorsun?

Sen de benim gibi

Edebiyatın ne kadar önemsiz

Olduğunu mu kavradın yoksa?′

– Şavkar Altınel

Handan İnci’nin Orpheus’un Şarkısı kitabında Tanpınar'a göre aşk ne demek, Tanpınar romanlarındaki kadın imgesi anlatılıyor. Kitap Tanpınar eleştirisinin yanında aşk felsefesi kitabı gibi de yazılmış. İnci, Tanpınar'ın özellikle Mümtaz'la açıkça aşkı ve kadını sanat eseri yaratabilmek için bir yakıt olarak gördüğünün ve mutsuz aşkların peşinde koştuğunun altını çiziyor.

"Öğrencilik yıllarımdan bu yana, çevresinde Nuran gibi kadınlar arayan, ona tıpkı Mümtaz gibi âşık olmak isteyen erkek okurlara az tanık olmadım" demiş Handan İnci. Sadece ideal kadınlara âşık olunabildiğini yazdığı için yazarın kadınlara yaklaşımını seksist bulmuş. İmgeye âşık olma meselesi bizim edebiyatımızda önemli bir yer tutuyor. Sanatla ilgilenmeyen insanların da böylesine imgelere âşık olup olmadıklarını çok merak ediyorum. İnci, Nuran'ı bir kadın olarak fazla ideal buluyor. Tanpınar için ışık mühim, kendisi de ışık kırılmasını çok izlemiş. Belki resim yaptığımdan, ışığı takip etmenin ne kadar hayranlık uyandırıcı bir şey olduğunu anlayabiliyorum. Tanpınar kadınları hep ışıklı, parıltılı bir şey olarak tasvir ediyor.

Nuran'a âşık olmak isteyen erkek okur var tabii de Nuran olmak isteyen kadın okurlar da var elbet. Sonuçta Mümtaz'ın ideal kadınında üç ölçüt var. İstanbullu olmak, Boğaz’da yetişmek ve birebir Nuran’a benzemek. Üniversitede romanı okuyup hikâyenin geçtiği semtleri turlarken ilk ikisi tutmadığı için bari Nuran gibi biri olayım derken Türkçe'yi teganni eder gibi nasıl konuşurum diye az düşünmedim. İnci, Tanpınar kadınlarının en sonunda aslında kendileri olduğu için değil, imgelerinin sevildiği için isyan ettiklerini de yazmış. Sevmek Zamanı'ndaki surete olan büyük aşktan, büyük bir tutkuyla bağlı olduğum Buzul Çağı’nın Virüsü romanında Viola’nın Osman’a, “Senin verdiğin bir ad, yapma çiçek değilim, kendimin simgesi de” isyanından bahsetmeden nasıl durayım? 

Kitaplardaki imge kadınlara ulaşmak, onlar gibi olmak imkansız bir uğraşmış, bunu anlamam çok uzun sürdü. Yine de hâlâ bazı roman kahramanlarıyla kendimce aşık atmaktan vazgeçemiyorum, romanları tekrar okurken bak ben bunu öğrendim ama sen bilmiyorsun diyorum. Ya da belki benden şimdi kim bilir kaç yaş küçük olan roman kahramanının hâlâ benden akıllı ve olgun konuştuğunu görünce şaşırıyorum. Nuran, Mümtaz'ın eskilerden getirdiği kılıklara kimliklere bürünmek istemiyor. Yaşadığı yıldan memnun, bunu da açıkça söylüyor. İdealize edilen, kalıplara sokulmaya çalışılan roman karakterleri romanlarda bile buna karşı çıkıyor.

Mümtaz bize aşkın biraz da kültürel bir şey olduğunu söylüyor. Bence de böyle bu. Derste Divan edebiyatı öğreniyoruz sonuçta, gam kervanlarına binip de inemeyen bir kez gördüğü ya da hiç görmediği âşığına şiirler yazan şairlerin geleneğinden geliyoruz. Halbuki Fransız lisesine giderken okulda öğretilen Fransız şair Ronsard aynı dönemde genç sevgilisine yaşlı olduğuma bakma, senin de güzelliğin yaşlanınca solacak diye sesleniyor, ulaşılamaz aşklardan pek de dem vurmuyordu. “Evet, bir adımda eski, yeni ne varsa hepsini silkip fırlatmalı. Ne Ronsard, ne Fuzulî…” diyen Suad’a bazen hak vermiyor değilim. Yine de biz divan şiirinden etkilendiğimiz için edebiyatımızda imgeye âşık olmanın izine çok sık rastlıyoruz. Örneğin Demir Özlü Bir Beyoğlu Düşü’nde güzelliğine hayran kaldığı komşusunu, “ilk gençlik yıllarımın düşlerini dolduran (…) o eşsiz kadın imgesine” benzetiyor.

Handan İnci de enginar ayıklayan gündelik Nuran'ın Nuran imgesine ters düştüğünü söylüyor. Işıklı üst insan Nuran'ın normal insanlara özgü bir yemek pişirmesini hayal edemiyoruz. Kar romanında Ka, âşık olması için kadını tanımaması gerektiğini söylüyor İpek'e. “Yani bana hiç tanımadığın için mi aşıksın? Gerçekten aşk mıdır sence bu?” “İnsanın her şeyini vereceği aşk böyle olur,” dedi Ka.” Tanışıldıktan sonra elde kalanın ise aşktan kalan mutluluk olduğunu ve bu mutlulukla birbirlerine sarılacaklarını iletiyor.

Kendi yarattıklarına hayran olmayı öğütleyen yazarlarımız. Ben de romanların içinde büyüyen, romanların hayatın ideası olduğuna inanan biri olduğumdan ilk gençliğimde böyle düşündüğümü, bu fikirlerden etkilendiğimi anımsıyorum.  Nick Hornby, filme de çekilen Ölümüne Sadakat kitabında bence çok doğru bir soru soruyordu: ”Hangisi önce başladı müzik mi, ıstırap mı? Istırap çektiğim için mi müzik dinliyordum? Yoksa müzik dinlediğim için mi ıstırap çekiyordum?” Müzik, roman ya da şiir; bunları varlığının merkezine yerleştirenleri, gerçekliği ancak edebiyat merceğinden süzerek anlamlandırabilenleri bekleyen hayal kırıklıkları da galiba etkilendikleri sanat eserlerinin büyüklüğüyle doğrudan orantılı.

Roman eleştirisinin merkezindeki bir tür büyü bozumu, okurun ruhunda kopan fırtınalarla hiç ilgilenmeden, hatta belki küçümseyerek bu insani hislere tamamen mesafeli davranması, eserlerin bizde yarattığı sübjektif etkiyi tamamen göz ardı etmesi bana büyük bir şaşkınlık yaşattı. Sokakta oynamayı sevmeyip kardeşi olmadığı için çok sıkılan çocukların romanlarda yaşadıkları maceraların, aşkların bir değeri olmadığını öğrenmeleri, imgelerin gerçeğin yerini tutmadığını öğrenmeleri zorlu oluyor. Çözüm olarak da yine benzer hislerle yazılmış şiirlerde kendilerini avutmaya çalışıyorlar.  Hem zaten enginar ayıklamak da büyük maharet gerektiriyor.

YORUMLAR

Berke Atabey

Cok guzel bir yazi, cok begendim. Bahsi gecen kitaplari farkli bir perspektifle dusunmemi sagladi. Handan Hanim’in kitabini okumamistim, onu da listeme ekledim. Hem cok icten yazilmis hem de zengin icerigi ile insani derin dusuncelere sevk ediyor.

8 Ağustos 2023

Ayşegül Kanat

Keşke alıntılar ekleseydiniz metne.

12 Ağustos 2023

Ayşegül Kanat

Keşke alıntılar ekleseydiniz metne.

12 Ağustos 2023

Öne Çıkanlar

E-Kitaplar “Aptalca” Değil, Bir DevrimOggito
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Muhammed İnan

30 Nisan 2025

Dili Kemikleştirmek Kendi Adına Konuşm..

“Benim vatanım Portekizcedir.”– Fernando Pessoa Foucault’un geçtiğimiz yüzyılda çok özel bir alet edevat olarak bize öğrettiği temel etik kuralı olarak kullanılmasına uygun bulduğum destur: kendi adına konuşmanın erdemi. En basit durum olarak başkası ..

Devamı..

En Güzel Uçan Muharri

Nurgök Özkale

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024