Sahipsiz bir gündü, akışına bıraktım. Eve duvar yerine pencere yapmışlar, alt kat boş nasıl olsa, taktım hortumu foşur foşur yıkadım. En son sirkeli suyla sildim, kötü kokuyor ama güzel parlatıyor camları, hem toz da tutmuyor böyle. Perdeleri asarken kısa boyuma söylendim yine, bu güzelliğe biraz boy vermeliydi ki işe yarasın... Uzun boylu adamın perde takması nasip olmadı. Dolaba tıktığım, gelince takar dediğim ampulleri hatırlayınca, sağlam bir küfür çıktı ağzımdan.
Belim ağrıyor, boynum da gerildi iyice. Umursamıyorum. Kalbimin ezilmesi bastırıyor hepsini. Bu halimi sevmiyorum, geçmeyen bir kalp krizi gibi. Kahve yapayım, balkona oturup imbata vereyim kendimi. Cezveyi makineye sürdüm, makinenin bir adı var, söylemem. Kahve makinesi ayrı bir hüznün konusu. Haikusu bile var:
"hatır değil ki
kırk ömürlük ah kaldı
kahve kokulu "
Ne diyordum, kalbimin ezilmesi, evet. Görür görmez sevdim onu. Öncesinde oluşan bir bağ vardı elbette ama o ilk karşılaşma sıcacık yerleşti içime. Bütün sorular cevabını bulmuş, kaygılar umuda dönmüş, eksikler tamamlanmıştı. Şaşkın, sevinçli, mutlu sarıldık uzun süre.
İşte duvara tosladım. Burnum ezilmiş gibi sızlıyor. Kayıp Hevesler Bürosu açayım diyorum, sermayem var, başkaları da eklenir, büyür gider işler.
"Geçmişi yük etme kendine" demiştim eski evinden ayrılırken. Sadece eşyaları bırakmış. Tepkilerini, savunmalarını, duvarlarını, silahlarını, korkularını, kalıplarını da bırak demiştim, dememiş miydim? Geçmiş eşyadan fazlasıdır, anlar diye düşündüm demek ki. Özlemle aradığım o akşam, "Sıkışmış hissediyorum kendimi," dedi. O anda sıkışan, nefes alamayan bendim artık. Bırakmadığı geçmişin altında yorgun, beni suçluyordu. Hayatındaki varlığım ne kadardı, her şey güzel olacak demişti, ama şimdi değil, şimdi onun kendini bulması gerek, şimdi ben vazgeçilebilirim. Affetmedim.
Gelecekle avutulma yaşımı geçtim ben. Yarını şımartıp bugünün boynunu bükmek hayat suçudur, bunca yaşanmamışlığın öğrettiği bu oldu. Bir gün mutlaka dedik hep, yarına inanıp bugünü geçiştirdik, güzel cümleleri gelecek zaman kipinde kurduk, o gelecek hiç gelmedi.
Kahvem çoktan bitmiş, fincanı kapatmışım. Kahve fincanını kapatmak alışkanlık oldu bende. Geleceği telvede aramak hoşuma gidiyor. Hep kalp çıkıyor, hep kuş, hep balık, hep yol. Şimdiki zamanda seviniyorum. Bak ikidir adının baş harfi çıkıyor. Sen de beni seviyorsun, üzgünsün, için eziliyor, yol var, çıkamıyorsun değil mi? Gördüm, saklama.
Aklım yüreğimden güçlü değil. Aklım akıllı değil. Havada asılı kalan o son sözleri kovalıyorum, sivrisinek kadar sevimsiz hepsi. Ben olsam beni üzmeye kıyamazdım.
Saksıdaki reyhan kurumuş, üşenmeyip sulamalı. Gün akşama döndü, ben ona durdum, zaman sahipsiz akıpduru. Reyhana su, kendime çay katayım.