Gece mi Dünyayı, Dünya mı Geceyi Yutacak?
19 Haziran 2018 Kültür Sanat Sinema

Gece mi Dünyayı, Dünya mı Geceyi Yutacak?


Twitter'da Paylaş
0

Deniz Moralıgil

28 Days Later filminin gördüğü ilgiden beri, sinema ve televizyon yapımcıları el ele vererek yürüyen ölüler konulu dizi film ve filmler furyasını başlatıp, peş peşe sıraladıkları çalışmalarla buldukları ganimetin içini bir güzel boşalttılar. Shaun of Dead filminden bu yana türe farklı ve özgün yaklaşımı olan bir film izlemedik. Konu sıkıntısı çeken sinemacılar bir ara Gurur ve Önyargı'yı bile zombi filmine döndürerek Jane Austen'ın kemiklerini sızlatmayı başardılar.

Dominic Rocher, ilk uzun metrajlı filmi ile zombi türünün ilk günlerine göz kırpıyor, George A. Romero; yönettiği ikinci zombi filmi olan Dawn of the Dead'de ölüleri ve onlardan kaçan sağlıklı insanları bir alış veriş merkezinde açmaza sokarak, tüketim toplumu eleştirisi yapmayı denemişti. Öldüklerinde bile vitrinlerin önünden ayrılamayan insanlar ile ölümden kaçmak için kapağı alışveriş merkezine atan insanların çaresizlikleri çarpıcı ve tiksindiriciydi.

İlk filmini çeken Rocher, tiksindiricilik sularına girmiyor. Dahası yürüyen ölü film klişelerinden toptan uzak durmayı, şiddet sahnelerini göstermemeyi tercih ediyor. Diyaloğun çok az olduğu filmde yönetmen öyküsünü günümüz büyük şehir insanının yalnızlığına odaklanarak geliştiriyor. Bu haliyle de görülmeye değer bir zombi filmine hayat veriyor.

Filmin oyuncu kadrosu hayli sınırlı, Sam karakterini canlandıran Norveç'li oyuncu Anders Danielsen Lie'yi Oliver Assayas'ın 2016 filmi Personal Shopper'dan anımsayacaksınız. Kendi ülkesinde oynadığı Reprise ve Oslo, 31 Aug. filmlerindeki dengeli oyunculuğu ona uluslararası şöhretin kapılarını açmıştı. Lie'ye iran sinemasının yasaklayarak dünya sinemasına armağan ettiği Golshifteh Farahani ile yüzden  fazla filmde rol almış Denis Lavant eşlik ediyorlar.

Sam, özel eşyalarını geri almak üzere kısa süre önce boşandığı eşinin evine gider. Kadın yeni erkek arkadaşı ile bir partiye ev sahipliği yapmaktadır. Paris için sıradan bir gece değildir: dışarıda siren sesleri, içeride hıncahınç bir kalabalık vardır. Sam özel eşyalarının olduğu arka odaya girer, kapıyı kilitler, kasetlerini toparlarken uyuya kalır. Ertesi sabah uyandığında Paris'e ölüm sessizliği hakimdir. Görünüşe göre asansörde kısılıp kalmış bir ölüden (Denis Lavant) başka konuşacak kimse kalmamıştır. Sam bu yeni dünyada aklının ona oynadığı tuzaklara düşmeden ayakta kalma savaşı verecektir elbette. Kısıldığı mütevazı apartman ortamı Sam'i ormanda yolunu kaybeden adamın karşılaşacağı türden sınavlarla yüz yüze getirir. Günler, haftalar, aylar geçer. Yürüyen ölülerden daha büyük tehlikeler de vardır, açlık, susuzluk, sessizlik, konuşacak bir insana duyulan hasret, elektrik olmadığında bir mağaradan bile tekinsiz hale gelen evler.

Zombie filmlerindeki kan banyolarına, birbiri ardına patlayan beyinlere bakmayı sevenlere hoşlanabilecekleri malzemeyi vermeyen film, yarattığı atmosfer ve diyalog azlığına rağmen oyuncularının performansı sayesinde sinemaseverlerce uzun yıllar anımsanacaktır  diyebiliriz.

La nuit a dévoré le monde, 2018

Yönetmen: Dominique Rocher

Senaryo: Pit Agarmen'in romanından Dominique Rocher, Jérémie Guez, Guillaume Lemans

Oyuncular: Anders Danielsen Lie, Golshifteh Farahani, Denis Lavant

Görüntü Yönetmeni: Jordane Chouzenoux

Kurgu: Isabelle Manquillet

Müzik: David Gubitsch

Not: filmi beğenen ve teknolojiye ilgi duyan sinemaseverler aynı gece yaşanan başka bir olayın kahramanının bakış açısı ile bir film izlemek isterlerse, Romain Chassaing'ın yönettiği  Passenger adlı kısa filmin peşine düşebilirler.


Twitter'da Paylaş
0

YORUMLAR


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR