Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

2 Temmuz 2017

Edebiyat

Keder Saatleri

Şükrü Erbaş

Paylaş

14

0


Şükrü Erbaş
Gökyüzü saatleri, dedim, atkestanelerinin üstünden bir boğuntu duygusuyla şehre bakarak. Göğü yere indiren yağmur şehri parça parça asfalta gömüyordu. Ya da inen her damla, insanlar içlerine bakarken sokakları dünyanın dışına taşıyordu. Omuzumda bir kâkül bahçesi, içerlek bir gülüşle, ‘yağmur, işte’ dedi. Peki –dedim- yağmur saatleri olsun. Uzaklarda bulanık bir ses, “her şey bana yabancı” diyordu. Herkes sessizce birbirine bakıyordu. ‘Yağmur yetmiyor, bir de akşam’ dedi, soluğuyla avcuma kırmızı boncuklar bırakarak. Ebruli bir gülüşle baktım yüzüne. “Sevmek korkulu rüya” diyordu ses. Peki –dedim- keder saatlerine ne dersin. Gözlerinin, yeşille mavi arasında titreyen menevişine bir sessizlik oturdu. Eline uzandım. Parmaklarının ucunda bir mahcup karınca, gamzelerinde kırmızı bir zaman, göğsünden havalanmış iki yavru serçe, canımdan uzayan kapısız penceresiz bir yol... ‘Anlamıyorum –dedi- acı nasıl güzel oluyor böyle, nasıl haz veriyor insana.’ İnsanlar taşıtların altlarından, vitrinlerin içlerinden, binaların dışlarından, birbirlerinin üstlerinden, ne zaman, nereye çözüleceği bilinmeyen bir kördüğüm halinde savrulup duruyorlardı. Hangi iyimser sözle büyürlerse büyüsünler, hangi evler şefkatini bir tanrı gibi üstlerine çekerse çeksin, sabahlar hangi rüyaları bağışlarsa bağışlasın, her şey bir iç üşümesine, acı bir vazgeçişe dönüyordu. Dünya, insanlardan yapılmış bir yalnızlıktı da bunu anlamak için akşam ve yağmur gerekiyordu. Bir de, içeriye de dışarıya da aynı solgunlukla bakan boyasız bir pencere. Herkes birbirine bakarak kendi mutsuzluğunu seviyordu. Evlerden bir ‘bulantı cenazesi’ olarak çıkanlar, iki başlı bir korkuyla evlerine koşuyorlardı. Uzak bir eşikte durdun. Akşamlara kadar kirpiklerinde biriken zehirle geldiğin yola baktın. Arzu ile korku teninde kanıyordu. Pişmanlık, aşktan önce düşmüştü göğüs kafesine. İçindeki sarkaç, bir hazzın mihrabında duruyordu, bir günahın. Korkularıyla sevişen kadınım... Cezayir menekşem, cam güzelim, kâkül düğünüm, humar gözüm, topuk gülüm, nar evim, uykulu şarabım, ay bahçem... dünyanın bütün pencerelerini açıp bağırmıştım bir gün, hatırlar mısın: bu dünyada ölümden büyük zaman, ölümden büyük günah yok. Sonra çaresizce susmuştum: insan yaşıyorken özgürdür, insan yaşıyorken özgürdür.* İki damla yaş, hâlâ düşer yüzüme... Haziran, 2017 *Edip Cansever
YORUMLAR

Henüz hiç yorum yapılmamış. İlk yorum yapan sen ol!

Öne Çıkanlar

Kenzaburo Oe Neden Kendini Tekrar Eder?Ufuk Karakurt
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Ayzer Bilgiç

20 Ağustos 2026

Huzursuz Okur ve Bir Öykü

Yazar merkeze yerleştirdiği konu etrafında, sekiz ayrı zaman diliminde geliştirdiği olay örgüsünde Amerika’da hukukun zenginlerin, güçlülerin elinde olduğunu, hukuk herkese karşı eşit şekilde görevini yerine getirmediğinde insanların vicdanlarını rahatlatmak için kendi adale..

Devamı..

Topkapı Sarayı Gezi Rehberi

Oggito

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024