Hâlâ okuruyum, defalarca okuduğum denemelerinin tutkunuyum.
İki slogan da Gezi’de çıkmıştı, memleketin en güzel baharlarından birinde, belki de birincibaharda! İki slogan da birbirinden farklıydı ama karnavalda sesler de renkler de birbirine karışmaz mıydı? “Mustafa Kemal’in askerleriyiz”le başladı, “Turgut Uyar’ın dizeleriyiz”le sürdü, galiba sonunda da “Gezi Parkı’nın ağaçlarıyız” güzellemesiyle duruldu.
Bana sorarsanız iyi oldu, sonradan, benzetme yoluyla, özenme hevesiyle ve katılma tazeliğiyle pek çok ekleme yapıldı bunlara. Ben de bir-iki teşebbüste bulundum, ‘elma bahçesinin hırsızlarıyız’, ‘yaslı gönüllerin geceleriyiz” filan gibi şeyler demiş olmam kuvvetle muhtemel!
Fakat kesin olan bir şey var ki, 1965 yılından beri ‘Salah Bey’in Okuruyuz!’ Okur az gelir, ‘Salah Birsel’in oburuyuz!’ Ases (1960) ve Kikirikname (1960) kitaplarındaki şiirlerle başladım, o küçük boy Sen Beni Sev’le (1957) karşılaştım, çok geçmeden kendimi Dört Köşeli Üçgen’de (1961) buldum ve Kuşları Örtünmek’le de (1976) iyice müptelası olmakla kalmadım, meftunu oldum! Hem mesud hem de bahtiyar olmak gibi bir şey Salah Birsel okumak!
Şiirlerindeki zamazingoyu anlamadan okurdum, hoşuma giderdi, biraz büyüyüp çakozlayınca bayıldım. Salah Bey Tarihi’nde kestiği racona ne demeli? Kendisinin de yazdığınca “Burada kimsenin avuruna-zavuruna bakılmaz” deyip, Ah Beyoğlu Vah Beyoğlu (1976) ile yakası açılmamış sözcükler, deyimler alemine daldım, “pık pık gülmeler, kuğurmalar, gürlemeler, vakvaklamalar, koşturmalar, ahlamalar, kalgımalar, ifildemeler, çakçaklanmalar” arasında nihayet kitabın yolunu buldum. “Günlük yedi iklim çalgılaması”dır dediğine göre, adı da pek hoş gelen Hacivat Günlüğü’nden günümü gün etmeye başladım. Amma velakin o denemeler yok mu, işte onlar puf böreği gibi ağzımda dağılmaya başlayınca ah of çekmek yerine Paf ve Puf( 1981) hazinesini açarak 1001 Gece Masalları’nda kayboldum!
Haklısın dikkatli okur, 1001 Gece Denemeleri'ydi, ama bana masal gibi geldiğini de söylemek boynumun borcu. İşte bunlardan birinde, Yapıştırma Bıyık’ta (1985) “Salah Bey kitaplarını imzalıyor” yazısında kendimle karşılaşmayım mı? Gülüşler içinde yatası aziz Salah Bey, konuşmalarında, yazılarında, pek çok şair arkadaşım gibi beni de anmıştır, şiirlerimden dizeler almıştır ama, bu kez iki yazıcı olarak değil, ‘yazar ve okuru’ olarak karşılaşmış olduk ki, işte onun hikayesini anlatacağım bugün, tanışma anımızı.
80’li yılların sonu olmalı, Tüyap Kitap Fuarı Tepebaşı’ndaydı henüz. Merkezi olduğu ve evimiz de yakın olduğu için birkaç kez gitme olanağım olurdu. Sanırım bir cumartesi öğleden sonraydı, standları dolaşırken Nisan Yayınevi’nde Salah Birsel’in kitap imzaladığını gördüm, hayli kalabalıktı. Öğrenciler, okurlar, gazeteciler. Öykücü, müzisyen, sinemacı, ressam, denemeci, gazeteci, yayımcı, eh bu yedisi yeter, sevgili arkadaşım Mehmet Güreli vardı Salah Bey’in yanında. Geçmiş zaman, o gün mü öğrendim yoksa önceden mi biliyordum, unuttum, Salah Bey’in Güreli’nin dayısı olduğunu. ‘Gel, dayımla tanıştırayım, seni sever!’ dedi. O kalabalık içinde tanıştık Salah Bey’le. Muhabirler fotoğraf çekiyorlardı, ertesi gün, şimdi yandaş olmuş büyük gazetelerden birinde, Salah Bey’le fotoğrafımızı gördüm. “Salah Birsel, okurlarının büyük ilgisiyle karşılaştı” türünden bir fotoğrafaltı yazısıyla yayımlanmıştı.
Elbette okuruydum, övünç duyarak söylüyorum bunu. Hâlâ okuruyum, defalarca okuduğum denemelerinin tutkunuyum. O gün telefon numaralarımızı değişmiştik birbirimizle, sabit telefonlar tabii. O yıllarda reklam yazarlığı yapıyordum, beter bir iş, göz gözü görmeyen zamanlar, ben arayacağıma Salah Bey aradı, Perşembe Toplantıları yapıyorlardı Kadıköy’de oraya çağırdı, birkaç kez, her seferinde ‘gelirim’ dedim, bir kez bile gidemedim. 1993’de Behçet Necatigil Şiir Ödülü’nü kazandı Salah Bey, ‘arkadaşlık ödülü’ diye selamladım. O sıralarda, belki de o tören konuşmasında, artık deneme yazmayacağını, denemeleriyle tanındığı için şiirlerinin unutulduğunu, yalnızca şiir yazıp yayımlayacağını söyledi. Denemelerini okumak ayrı, şiirlerini okumak daha da ayrı bir mutluluktur benim için, çok sevindim, hak verdim sözlerine. Şahane yayınevi Adam, 2-3 yıl içinde 6 yeni şiir kitabını yayımladı. Hepsini de imzalayıp yazıp yolladı, birinin arasında da Bostanlı’daki ev adresi ve telefon numarası durur o güzel yazısıyla. ‘Eve gel, oradan gideriz Perşembe’ye’ demişti, ama ne eve gidebildim ne Perşembe’ye.
O ilk ve son görüşmemizmiş meğer, ama ‘Salah Bey’in Okuru’ olmak yaşam boyuymuş, iyi ki tanışmışız!






