Birlikte yaşayan kültürlerin hakikat yolunda ilerlemeye ihtiyacı vardır, yoksa kopuşlar acıtır, haliyle bütün kötülüklere davetiye çıkarır. Otoriter bir gücün tahakkümü altında yalan ve yanlışa alkış çalanlar gün geçtikçe kişilikleri kadar kimlikleriyle de ciddi bir yabancılaşma içine girer.
Kitap adları tutkulu okurların duyusal tepkilerini açığa çıkaracak etkiye sahiptir. Bu kanı, içerikten yoksun aldatıcı bir çekim olabileceği gibi doğrudan eserle kurulan bağın izlerini de taşıyabilir. Neden sorunsalı üzerinden beğeniye sunulan bir eserde, okundukça merak ve heyecan artıyorsa haliyle okurun zihninde özel ifadeler yer edinir. Derinlikli bir anlatımın temeli belli bir birikim ve emeğin sonucundan ileri gelir, çok yönlü düşüncelerle karşılaşmak esere paha biçtiği kadar okurun o dünyayla deneysel bir iletişim kurmasını da sağlar. Abartısız bir yargıya varıp yazarın amacına ulaştığını, yaratılan karakter ya da karakterlerle yakınlık kurulduğunu söyleyebiliriz. Bunu kavramlarla açıklamak belirli çabaların sonucu da olsa doğrudan tasavvur edilmesi yanılgıya yol açar. Yaşamın anlatımsal gücüyle, eserde varlığını hissettiren izler okurun benliğindeki gelgitlerin nedenlerini dışa vurur. Çelişkilerin, çatışmaların zorunlu bir evreden geçerek hakikati dinlendirmesi önemlidir. Zorluğu başarmanın ön koşulu inanç ise kitapta bu mutluluğa erişmek ancak ilgi alanlarının yüceliğiyle açıklanabilir. Niteliksiz Adam’ın niteliklerini dışa vuracak atmosfere dahil olan okur, hafızasında yer edinen parıltıya Robert Musil’i eklerken edebi yolculuğa sessizliğin deryasında girmeyi daha erdemli bulur.
Robert Musil uğraştığı işleri bırakıp sadece yazın dünyasına tabi olmak istiyordu. Herhangi bir gelir kaynağı yoktu Musil’in, yazdıklarıyla kazandıklarını güncellersek tuhaf bir bocalama yüzümüze yansır. Açlığın ve yokluğun ne olduğunu çok iyi biliyordu, maddi sorunlarla boğuşarak geçen ömrünü, bıraktığı eserler dillendirse edebiyattan hiç kopmadığı rahatlıkla imlenir. Öngörülü yazar, bilim dalları ve felsefeyle uğraşmayı da seviyordu. Yaşadığı toplumda insanlar umursanmayacak derecede keyfi tutumlarla yönetiliyordu, eserlerinde bunlara değinmekten hiç çekinmedi. Şanslı olmak ya da olmamak onun gibi düşünen bir yazar için dönemseldi. Ötelerde kimliğiyle hep yaşayacak bir zamanı çağrıştırıyordu.

Puslu hislerle iç içe yaşayan Robert Musil dört ciltlik Niteliksiz Adam eserine bir ömür verdi diyebiliriz. Sonu tahminden öteye gitmeyen bu uzun yolculukta konular, olaylar ve sayısız anlamlarla mükemmelliği yakalamaya çalışıyordu. Yazar, bilinen bir dünyanın açmazlarına kafa yormayı, sorunları niteliksel ele alıp işlemeyi, mizahi yönlerle dışa vurmayı benimseyen bir yaklaşıma sahipti. Her nefesin tekabül ettiği olaylarla peşi sıra sürüklenmek Musil’in kalemine duyulan güveni öne çıkarır. Amacı doğrultusunda ilerleyen Musil sorunlara üzülecek zamanı bile kendinde bulamaz. Kurguladığı yerin içsel atmosferine nasıl yenilik katacağı noktasında tamamıyla değişimden yana bir profil çizer. Etkilendiği evrenin tahayyülünde klişeleri aşacak düzeyde yetkinliği aşikâr bir benliğe sahipti. Hangisinin önce bittiği abartılı ve muğlak görünebilir, ama Ulrich gibi düşünsel yönü gelişkin bir karakterle, bilim ve toplum üzerinden aşka, kadına, iktidara varan bir dolu dünyaya sürüklenmek okur için meşakkatli görünse de böylesi bir romanda o anlara tanık olmak bile bir nevi şanstır, çünkü Niteliksiz Adam'la hissedilen tarihi ve düşünsel karşılaştırmayı edebiyatın özgücüne borçludur. Bir uğraşıyı yaşam felsefesi haline getirmeden başarı elde edilmesi zordur, bunu en iyi Robert Musil’in hayatı anlatır.
Romanın ilk paragrafında ilginç açıklamalar belirmesine rağmen sonu yalın bir cümleyle biter. “1913 yılının güzel bir Ağustos günüydü. “ Dışarıdaki ağır havayı hafifleten sağlam bir roman girişi gibi duruyor. Bilinçli bir anlatıcının okurla iletişim kurması elbette soru işaretlerini ardında bırakacaktır. Önemsiz bir kaza olayıyla devam eden giriş bölümü anlatımlar ve diyaloglarla okurda hafiften bir esinti uyandırır. Sonrasında bölüm başlıkları ve o bölümlerde karşımıza çıkan karakterlerin tanıtımı, iç dünyaları, düşünsel yönelimleriyle konulara yaklaşımlarını anlatan bir dil ve üslup okuru sarsacak yoğunlukta görünür. Birlikte yaşayan kültürlerin hakikat yolunda ilerlemeye ihtiyacı vardır, yoksa kopuşlar acıtır, haliyle bütün kötülüklere davetiye çıkarır. Otoriter bir gücün tahakkümü altında yalan ve yanlışa alkış çalanlar gün geçtikçe kişilikleri kadar kimlikleriyle de ciddi bir yabancılaşma içine girer. Burjuvazi gerçeklerden kaçmayı mutluluğuyla bir tutar, ondan otoriteyle beraber kendine yer bulma kaygısındadır. Özellikle halktan insanların seçme şansları sıfıra indirgenecek düzeydedir, işçiler ise şartların iyileşmesindeki umuttur bir nevi. Sınıfsal çatışmaların olduğu bir anlatım akla gelmesin, aksine romanın derinliğini hissettiren çabalar söz konusudur.

İmpkralya, Avusturya Macaristan İmparatorluğu’nu ifade etmek için anlatılan bir yerdir. Yaşayanların rahatlığı ve mutluluğu görecelidir. Sona yaklaşan bir imparatorluğu kurtarmak için seferber olan belli bir kesim vardır. Buna ön ayak olanların başında Kont Leinsdorf bulunur. Daire Başkanı Tuzzi ve güzel eşi Diotima bu serüvene dahil olunca yeni insanlar da sırayla belirmeye başlar. Geçip giden zamanı lehlerine çevirmek düşüncesinde olan üst sınıftan insanlar, Paralel Eylem gibi büyük bir organizasyonla İmpkralya’yı eski gücüne döndürmek gayesiyle planlar yapar ve sürekli toplantılar düzenlerler. Burjuva kültürünü temsilen sanatçı, ekonomist, yazar, düşünür rollerini icra edenler, fikirlerin ne zaman meyvesini vereceğini merakla bekler. Orijinal diyebileceğimiz öneriler havada uçuşur. Ordu, sivil bürokrasi, ün peşinde koşanların telaşlı halleri romanın hiçbir yerinde İmpkralya ülkesini kurtaracak izlenimi vermez. Tahammül sınırlarını zorlayan kişisel sorunlar yaşanır, kıskançlık kadar anlaşılmaz düşünceler de bu kopuşa zemin hazırlar.
Niteliksiz Adam’ın bizzat kendisi olan Ulrich tanıdıkları sayesinde Paralel Eylem’in en önemli kişilerinden biri olur. Sıra dışı özelliklere sahip karakterin birçok bölümde düşünsel tartışmalarına tanık oluruz. Zıt kutuplarda seyreden fikir çatışmalarının Alman Sanayici Arnheim ile olmasının belli nedenleri vardır. Arnheim ünlü bir yazar oluşunun yanında çok zengindir de. Rahatına düşkün birinin Ulrich ile kuracağı diyaloglar bir romanda ender rastlanılacak türdendir. Heyecanın doruğa çıktığı anlardan sadece birisidir aralarında yaşananlar.
Ulrich tutum ve davranışlarıyla o dönemin ele avuca sığmayan erkeğidir, tanıştığı kadınlar üzerinde bıraktığı izlenimler mutlaka karşılık bulur. Birbirinden farklı kadınlarla yakın iletişim kurması karakteriyle örtüşür. Nietzche’nin kitaplarını Ulrich sayesinde okuyan evli Clarisse’in iç dünyasında anlatılmayan birçok şey dile gelir. Gerda başka biriyle evlilik düşünür ama Ulrich’e karşı zaafını saklamaz. Diotima nasıl bir tutkunun peşindedir? Bonadea mutlu olduğu bir ilişkiden neden kopar? Agathe ve Ulrich arasında geçenler aşk mıydı? Yanıt bulunması gereken sorulardan sadece birkaçı, düşünmekten korkmayan bir zihin tehdit mi tehlike mi diye iç çekenlerin ilk karşısına çıkan başka bir karakter, bir kadın katili Moosbrugger olur. Bu katili idamdan kurtaracak kişi yine Ulrich’tir.
Niteliksiz Adam belleklere kazınacak ağırlıkta, yeri ve zamanı gelince pişmanlık duymadan bir daha okuyacağımız, nadir eserlerden birisidir. Hayatın devamından yana olan her düşünce Ulrich ile büyür, Robert Musil ile ebedileşir.






