Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

1 Mayıs 2022

Söyleşi

Ethem Baran: "Bazı konular roman olarak doğuyor zihnimde."

Şirvan Erciyes

Paylaş

1

1


Yazdığınız bir metni üzerinden bir hayli zaman geçtikten sonra yeniden ele aldığınızda aklınızda ve yüreğinizde bazı şeylerin değiştiğini fark edersiniz.

Şirvan Erciyes: Yarım ilk olarak 2008’de yayımlanmış. Geçtiğimiz günlerde İletişim Yayınları tarafından yeni baskısı yapıldı. Roman yeni baskıya girmeden önce üzerinde çalıştığınızı biliyorum. Romanda ne gibi değişiklikler yaptınız?

Ethem Baran: İlk yayımlanış tarihinden bugüne kadar geçen süreyi düşününce aklımdaki soruları cevaplamakta zorlanıyorum. Romanın içine girip metne sorduğum sorular yeni soruları doğurdu, metnin bana sordukları da sırtıma yük oldu. Beklemesini söyledim ona. Romanın bazı yerlerine, daha çok da bazı cümlelerine başka bir gözle bakmam gerektiğini hissediyordum ama neden bilmiyorum garip ya da tanımlayamadığım bir duyguyla bundan kaçınıyor, uzak duruyordum. Yeniden yazmakla gözden geçirmek, ufak müdahalelerde bulunmak arasında gidip gelen kararsızlığım da bu süreyi uzatmış olabilir. Sonuçta birçok yeri atmak, kısaltmak ve bazı cümleler üzerinde yeniden çalışmakla yetindim.

ŞE: Yarım’ı yazan Ethem Baran’la onun üzerinde yeniden çalışan Ethem Baran’ın edebiyata bakışında bir farklılık var mı?

EB: Yazılışının üzerinden on beş yıl geçti. Dünya o zamanki dünya değil, ben de aynı ben değilim. Bu süre içerisinde sürekli okudum, yazdım, yeni şeyler öğrendim, öğrenmeye devam ediyorum. Edebiyata bakışım da yeni bilgiler ve düşüncelerle yeniden şekilleniyordur diye düşünüyorum. Yazdığınız bir metni üzerinden bir hayli zaman geçtikten sonra yeniden ele aldığınızda aklınızda ve yüreğinizde bazı şeylerin değiştiğini fark edersiniz. Yabancılık hissi olarak da adlandırabileceğimiz bu değişiklik yeni çıkılacak yolculukta yazarın kulağına çok şey fısıldayacaktır.

ethem baran

ŞE: Adı bilinmeyen ama ülkenin doğusunda olduğu söylenen bir şehre uzman olarak atanan (ne uzmanı olduğu belirtilmeyen) Metin ve mahkûm Adıgüzel’in arkadaşlığı, Adıgüzel’in mektupları ve Metin’in yazdıklarıyla ilerliyor roman. Keşke Metin’in Adıgüzel’e yazdığı mektuplar da romanda yer bulsaydı dedim bir okur olarak. Metin’in mektupları nerede Ethem Hocam? Bir devam romanında olabilir mi?

EB: Bir devam romanı düşünmedim siz söyleyinceye kadar. Ama güzel fikir, teşekkür ederim. Söylediğiniz gibi Metin’in mektupları yok romanda. Sadece o mektuplar değil başka pek çok şey de yok aslında. Romanda işlenen yarımlık duygusunu hatırlarsak, diğer yarımda buluruz belki aradığımız cevapları. Yarılmış akıl meselesi… Bu çerçeveden bakılırsa romanda anlatılanların gerçekliğinin yeniden sorgulanması gerekecektir.

ŞE: Öykülerinizden aşina olduğum oyunsu ve duyarlı dil ve kırılgan, farkındalığı yüksek karakterlere Yarım’da da rastladım ancak Yarım diğer eserlerinizden farklı. Bu farkı yaratan da dilden ziyade tema. Toplumsal, edebi ve politik tartışmalar ekseninde ilerliyor roman. Karakterlerden birinin siyasi mahkûm olması kaçınılmaz olarak romanı politize ediyor. Katılır mısınız bu görüşlerime?

EB: Yarım, söylediğiniz unsurları içeriyor elbette. Biliyorsunuz en çok kafa yorduğum konuların başında gelir dil. Yalnızca kâğıt üzerine düşen harfler anlamında söylemiyorum bunu, görünmeyen kısmı da önemli benim için. 12 Eylül öncesi ve sonrası yaşanan olayların daha evvel ele alınmamış, görülmemiş, fark edilmemiş kısmına yaklaşım biçimi de bu dile dahildir Yarım’da. Karakterin düşünsel dönüşümü, içinde çırpınıp durduğu politik tartışmalar, ideolojilere, inanç sistemine yaklaşımı ve bütün bunları tetikleyen derin okumaları romanın önde gelen meseleleridir. Yazma sorunları, edebi tartışmalar, kurgu sanatı gibi işin arkaplanına da yöneltilen bakış nedeniyle pek çok kitap ve yazar adı da geçer metinde.  

ŞE: Yarım’da, yer yer okuru zorlayan oldukça kapalı bir anlatı tercih etmişsiniz, kar, soğuk, uzaklık, yalnızlık, mahkûmiyet derken karamsar bir hava egemen olmuş romana.

EB: Çok haklısınız. O karamsarlık, romanı yazarken beni de avcunun içine aldı ve bir hayli sarstı açıkçası. Yola çıkarken öyle olması gerektiğini biliyordum ama metnin içinde ilerlerken bu denli sarsılacağımı tahmin etmemiştim. Yolu yarıladığımda ben de metnin içinde kıvranıp duran bir mahkûma dönüşmüştüm. Karla kapanmış, ufkun bir adım ötede başlayıp bittiği, benim zavallı kahramanlarım için kurulmuş ve iş bitince kaldırılacak bir film setine benzeyen, her şeyin sonuna varıldığı hissini derinden derine duyuran bir sınır şehri ve bu şehre kapatılmış insanlar adım adım metni de kapatmak zorundaydılar; öyle de oldu. Henüz yirmili yaşlarının başındaki gencecik insanları dalından koparıp önünü ardını hesap etmeden uzaklara savuran, umutlarını ellerinden alan, hayallerini oyuncak eden, onları oyalamayı ve unutmayı tercih eden bir anlayışın kontrolündeki çarkın dişlileri dönüp duruyor romanda.

ŞE: Otel odası ve cezaevi romanın geçtiği iki mekân olarak öne çıkarken dışardaki tutsaklıkla içerde olmanın ortak yanlarını vurguluyor.  Özgürlüğün bir yanılsama olduğunu da. Metin ve Adıgüzel yazarak ve okuyarak tutsaklıkla ve yalnızlıkla baş etmeye çalışıyor. Özgürlük kâğıt üzerinde bir kavram mı sizce?

EB: Çalışmak için gelen insanların ev bulamayıp otele mahkûm edilmeleri yersiz yurtsuzluk ve yabancılaşma, yalnızlaşma duygusunu artırdığı gibi içinde bir cezaevi olan şehri de bir cezaevine çeviriyor. Şehir de romana ağırlığını koyuyor böylece. Sonuçta, özgürlüğün ne olup olmadığı da tartışmaya açılıyor. Romandaki şu satırlar cevap olur belki sorunuza: “Aslında olmayan bir şeyi var mı sanıyorduk yoksa? Aslında bir hücrede yaşıyordum da, içinde bulunduğum yeri karlar şehri diye ve romantik olduğunu sandığım bir ad takarak şirin göstermeye mi çalışıyordum? Aslında bu hücrenin dışına ancak ırmağın çıkabildiğini niçin söylemiyordum? Balıkçıların buzda delik açarak balık tuttukları, üzerinden atlı kızaklarla köylülerin geçtiği ve bu yüzden durduğunu, hiçbir yere gitmediğini zannettiğimiz ırmağın aslında buzun altından akarak bu şehri terk ettiğini... Geri dönüşü, geriye akışı olmadığını...
Yollara benzemezdi ki ırmak. Akşamları bu şehirden çekip gittiğini düşündüğümüz yollar aslında her sabah yeniden giriyordu şehre...”

ŞE: Yarım çağrışımlara davetiye çıkaran bir sözcük. Metin ve Adıgüzel’in birlikte bir bütün oluşturduğunu imlediği gibi insan ömrünün ve edimlerinin ne yaparsa yapsın yarım kalmaya yazgılı olduğunu da. İnsan yarım bir varlık mıdır?

EB: Evet, yarım sözcüğünü her iki anlamıyla ele alabiliriz burada. Basit ama derin, anlamlı bir sözcük. Romanda da didik didik edildiğini söylemek sanırım yanlış olmaz. Yarım’ın epigraflarından biri olan Emerson’un şu sözüyle cevap vereyim bu sorunuza: “İnsanın kendisi yalnızca yarımdır, diğer yarımsa ifadesidir.”

ŞE: Okurlar sizi daha çok öykülerinizle tanısa da Yarım dışında Emanet Gölgeler Defteri adında bir romanınız daha var. Öykü ve roman yazmanın benzer ya da farklı yanları defalarca sorulmuştur size. Bense, sizi roman yazmaya yönelten nedenleri öğrenmek isterdim?

EB: Bunu ben de bilmiyorum; bazı konular roman olarak doğuyor zihnimde. Şimdi bir romanla uğraşıyorum mesela. Yıllardır notlarını aldığım, ayrı bir defter tuttuğum bir roman. Yazmak istediğim başka romanlar da var. Elbette öyküler de… Hepsi ayrı defterlerde, zihnimde. Benimle dolaşıp duruyorlar. Zihnime en başta ne olarak düştüyse öyle devam ediyor bende.

YORUMLAR

DİLEK KARAASLAN

Taşra insanını ve gerçeğini romantize etmeden anlatabilen, küçük şehirlerde dışardan basit ve anlaşılır gibi görünen yaşamlara içeriden bakan bir roman. Döngel Dünya'dan sonra ikinci favori Ethem Baran kitabım.

1 Mayıs 2022

Öne Çıkanlar

Basılı kitap dijital okumaya karşıOggito
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Hülya Duman

15 Ocak 2025

Per Petterson ve Kitapları Üzerine 2

Evet, kafamızdaki şüphelerle üçlemenin ilk kitabında kalmıştık.Kahramanımız Arvid, boşanmanın eşiğindedir. Gençliğindeyse okulu bırakıp, fabrika işçisi olarak, zaten mesafeli olan annesinin tepkisini üzerine çekmişliği vardır. Bu arada anne altı yıl önce bir oğlun..

Devamı..

Başroldeki Ortam

Nihat Kopuz

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024