Sean Penn: “Karakterlerimin acılarını kendimde hissediyorum.”

Sean Penn: “Karakterlerimin acılarını kendimde hissediyorum.”


Twitter'da Paylaş
0

Sektördeki en zor iş oyunculuk. Kendi deneyimlerinde içinde bir dünya yaratıyorsun ve ışıklar yandığında bu dünyayı sunuyorsun.

Amerikalı sinema oyuncusu ve yönetmeni Sean Penn renkli kişiliğiyle bilinir. Bunda Rus bir baba ve İtalyan bir annenin çocuğu olmasının da payı vardır. Çocukluğundan beri sinemaya ilgi duyan Penn, oyunculuk kariyerinde daha yeniyken yönetmenlik yapmaya da başlar. Toplumsal konulara duyarlıdır. İran, Irak ve Venezüella gibi ülkelere savaş dönemlerinde ziyaretlerde bulunmuş. Savaş, siyaset, yönetim ve AIDS gibi çeşitli konularda toplumu bilinçlendirmeyi amaçlar.

Oyuncuların iyi bir oyunculuk çıkarmak için büyük fedakârlıklarda bulunduğunu düşünüyor musunuz?

SP: Genel konuşacak olursam, oyuncular bu sektördeki en iyi insanlar. Büyük şeyler yapmaya istekliler. Bunu yönetmenlik yaparken de hissettim. Gerçekten sektördeki en zor iş oyunculuk. Kendi deneyimlerinde içinde bir dünya yaratıyorsun ve ışıklar yandığında bu dünyayı sunuyorsun.

Kendinizi eleştiren bir insan mısınız? Yani kendinizi objektif bir şekilde değerlendirir misiniz?

SP: Eskiden daha olumsuz düşünürdüm ama şimdi o kadar da kötümser değilim. Önceleri kendime kızardım, kendimi üzerdim. Ama artık dünyaya karşı çıkıyorum ve görüyorum ki bazı insanlarla aynı şeylere öfke duyuyoruz. Hem siyasi hem de kişisel konularda aynı şeyleri hissediyoruz. Kendimi tamamen değiştirdiğimi söyleyemem elbette. Çok mutlu olduğumu, dünyanın ne kadar da güzel bir yer olduğunu söyleyemem.

Oynayacağınız bir karakteri yaratmaya başladığınızda dıştan başlayıp içe doğru mu çalışırsınız yoksa içgüdülere mi odaklanırsınız?

SP: Aldığım eğitimler genellikle içsel bir şeyler bulup onları yüzeye çıkarmaya yönelikti. Sonraları biraz değiştim ve artık kendimi bir saç oyuncusu olarak görüyorum. Önce karakterimin saçına karar veriyorum, sonra kıyafet, tavır ve böylelikle karakterim şekilleniyor.

Saç konusu açılınca akla gelen en güzel örnek Carlito’nun Yolu’nda oynadığınız karakter. Bu saç modeline nasıl karar verdiniz?

SP: O sıralar bir dergide hukuk okuyan bir öğrencinin fotoğrafını görmüştüm. Bunu senaryoyla birleştirdim ve ortaya böyle bir model çıktı. Karakterlerin rol modelleri herhangi bir yerde karşınıza çıkabilir. Bazen de senaryo size bu ilhamı verebiliyor.

 Madonna ile Sweet and Lowdown filmi için de gitar çalmayı öğrenmiştiniz…

SP: O filmde Woody Allen’la çalışmayı gerçekten çok istiyordum. Woody kalemi çok güçlü bir senarist. Senaryoyu okuduğumda gülmeye başladım. Karakteri duyabiliyordum. Sonraki süreç çok yoğun geçti. Gitar hocamla dört ay boyunca hiç ayrılmadık, evli çiftler gibiydik. Aynı zamanda başka bir filmimin çekimleri de devam ediyordu. Gerçekten yorucu bir dönemdi.

Peki Woody Allen’la çalışmak nasıldı?

SP: Woody’le aramda iyi bir iletişim vardı. Bir sahneyi çekerken durdurdu ve şöyle dedi: “Sean, bu sahnedeki sorun neydi biliyor musun? Her şey.” Onun yönetmenliği sayesinde çok iyi bir iş çıkardık.

Yönetmenlik yapmaya ne zaman karar verdiniz?

SP: Sanırım bunu hep yapmak istiyordum. Ama 17-18 yaşlarındayken kimse size 10 milyon dolar verip film çekmenizi beklemiyor. The Indian Runner filminde bu oldu. Setteki kamyonları, insanları görünce güldüğümü hatırlıyorum. Film çekeyim diye bana para vermişlerdi. Her filmde yine böyle hissediyorum. Yönetmenliği seviyorum.

Bir şeyler yazmayı denediniz mi?

SP: Evet denedim ama ayık olmadığım zamanlarda. Barlardaki peçetelere bir şeyler karaladım ve düşündüm ki eğer sarhoş olursam istediğim gibi yazabilirim. Belki yazdıklarımı ertesi gün beğenmem ama yazdığım anda hoşuma gidebilir. Ama bir senaryo yazmak sarhoşken yapılacak iş değil. Ayıkken denedim ve cidden ilginç bir deneyimdi.

Oynadığınız roller genellikle biraz kederli ve gerilimli tipler ama sizin bu gibi hislerden pek hoşlanmadığınız da biliniyor…

SP: Evet, hiç hoşlanmam. Ama nedense bu tip karakterleri oynamaya devam ediyorum. Bu yüzden her rolde sıkıntı yaşıyorum. Karakterlerimin acılarını kendimde hissediyorum.

Önceleri öfke probleminiz olduğu söyleniyordu. Artık bu problemi kontrol edebiliyor musunuz?

SP: Sanırım evet. Eskiden kendimi kaybetmeme izin veriyordum. Sonra birine saldırmaktan tutuklandım ve bu eğlenceli bir deneyim değildi. Fakat kameramanlar da rahat bırakmıyordu. Jack Nicholson bana eğer özel hayatımı korumaktan vazgeçersem şöhretten keyif alabileceğimi söylemişti. Ona göre eğer dikkat çekmek istemiyorsam bir çölde yaşamalıymışım.

İnsanların sizi hep Ridgemont Lisesinde Hızlı Günler filminde canlandırdığınız Jeff Spicoli diye tanıyacak olması sizi rahatsız ediyor mu?

SP: Bu her oyuncunun kaderidir. Kariyeriniz ilerler ama seyirci sizi ilk nasıl gördüyse onların gözünde öyle kalmaya devam edersiniz.

Çeviren: Deniz Saldıran

(Nev Pierce, 50 Greatest Interviews)


Twitter'da Paylaş
0

YORUMLAR


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR