Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

30 Nisan 2021

Öykü

Kedi Bekçisi

Alper Derin

Paylaş

2

0


  Apartman boşluğunda bağrışma sesleri yankılanıyor. Yatağımdan kalktığım gibi başımı pencereden çıkarıyorum. Gece kapanıyor. Gün yeni yeni ağaracak. Sabahın köründeki tantanayı anlamaya çalışıyorum.

  “Yemin et,” diye inliyor Rasim bey. Çapaklı gözlerimle iniyorum merdivenleri.

  “Hayrola Rasim bey, hırsız mı girdi apartmana?”

  “Daha fenası,” diyor, “bir katil var yakınlarımızda.” Yerde boylu boyunca yatan, üzerinde de bir lira bulunan boz kediyi damarlı elleriyle gösteriyor. Gülnaz’ın büyük kızı fırsattan istifade gözden kaybolmuş.

  “Hayvanı katletmişler, üstüne de dalga geçer gibi bozuk para atıp, çekip gitmişler.”

  Kedinin iki kulağında da ince bir kan sızıntısı var. Teninde diş ya da yaralama izi yok. Kendiliğinden ölmüştür belki diyeceğim ama ses etmiyorum. Uykuluyum. Ağzımda ekşi bir tat. Almasın kokumu Rasim bey. Sonra nasihat vermeye kalkışıyor.

  Ümit Bakkal yazılı tabelanın üstündeki pencereden beyaz tenli kıvırcık saçlı bir çocuk bize bakıp duruyor. Rasim bey çocuğa baktığımı fark edince, “O görmemiştir,” diyor.

  “Polisi aradım, şimdi gelirler?”

  Terlikle çıktığımdan sabahın ayazı içimi irkiltmişti. Eve dönemedim. Dönsem ne duyarsızsın diyecek. Donmaya bile razıyım, kafamı ütülemesin yeter.

  Güneş çizgilerini açtı. Sarı sarı ışıklarla mahallenin bakkalcısı kepenklerini kaldırdı. Ancak polisler yok ortada. Elimle ağzımı tutarak, “Gelmeyecekler herhal,” diyorum. Yönetici beyimizin de ümidi kesilmiş. “Kapıcıyı çağırayım da hayvanı yukarıki konteynıra götürsün.” İstemsizce başımı sallıyorum. O an Rasim beyle vedalaşıyoruz. Cumartesi sabahının çekici tarafı dürtüyor beni. Yatağıma geçiyorum. Işık dans ediyor duvarımda. Uyur muyum? Yok, uyunmaz daha. Kalkayım da bir soda içeyim. Sabaha kadar mideme kramplar girdi. Ardından kahvaltımı eder, psikiyatrın yazmış olduğu ilaçları içerim. Ancak dışarıdan yine bağrışma sesleri geliyor.

  Gülnaz hanım iri kollarıyla Rasim beyin başını, kavradığı çalı süpürgesiyle yardı. İki dakikaya da siren sesleri duyuldu. Bu sefer geldi ekipler. Polisin gözleri kimi gördüyse arabaya sıkıştırdı. Koşarak kapının önüne indim. Suratı sapsarı kesmiş Rasim beye ekip araçlarının arasında göründüm.

  “Gomserim acık garayız diye, bizi cani belledi bu bunak,” dedi Gülnaz.

  Rasim beyse zor nefes alıyordu. Ambulans geldi. Mahalleli balkonda, camında. Bakkalcı da yakmış sigarasını bıyıklarını sıvazlayarak yaşananlara anlam vermeye çalışıyor. Sonunda yanıma gelerek, ne olduğunu sordu. Kedi hadisesini anlattım. “Hadi ya,” dedi, “kedinin üzerinde bir lira varsa bu kesin cinayettir.” “Ya hastaysa kedi. Yürürken de ölüverdiyse, illa katledilmiş olmaz ki.” “Bir lira çok tuhaf. Polise anlatsana, mahallede şeytanlar var desene.” “Yok,” dedim, “işlerim var benim.”

  Anahtarlığı çevirirken, Gülnaz’ın kızı çıktı karşıma. “Bodruma sevabına müteahhit Salih bey koymuştur bizi. Şikâyet gelirse atarım dediydi, sövecek bize,” deyip ağlamaya başladı. “Ama güzel abim, okumuş abim, vicdanlı abim, sen konuşsan müteahhitle, desen ben bunların üst kat komşusu, iyidirler desen…” Leş gibiydim. Başım ağrıyordu. Bir şey demeden evime girdim. Birkaç dakika sonra kapı çaldı. Yüzü, karalığında boyanmış bir kadın. Çiçek desenli mor eteğini salladı. Mavi penyesini kıvırdı. İnce beli göründü. “Oynayayım be ya,” dedi, “gülüverirsin, he!”

  Kapıyı tam kapatırken Gülnaz’ın kızı ayağını sıkıştırdı. Kendini içeri attı. Güya dün gece apartmanın köşesinde beni görmüş. Zikzak çize çize gelmişim. Ayaklarıma sürünen kediye de tahammül edemeyip, çalı süpürgesiyle vurmaya başlamışım.

  “Yalancı karı,” deyip, duvara ittim.

  “Teksin diye polise demedim. Ben seni nasıl yarı yolda komadıysam sen de bizi komayacan. Konuşacan Salih beyle.”

  Kapıyı açıp, kara kadını yaka paça dışarı attım. Başımı penceremden çıkarıp apartmanın girişine baktım. Dün gece işten sonra caddedeki birahanede tek başıma takılıyordum. Dönüş yolunda ne olmuştu? Acaba böyle bir şey? Devenin nalı. Bir çinganın sözüne mi inanacağım.

  Bakkalın üst katındaki daireden sabahki çocuk, sanki her şeyi biliyorum dermişçesine gözlerimin içine doğru bakıyordu. Üzerime bir hırka alıp, bakkaldan ekmek almaya indim. Kapıcıyla merdivenlerin başında karşılaşmıştım. Hızlıca, hiç çalı süpürgesi görüp görmediğini sordum. Süpürge kırılmış, sabah da çöpe atılmış.

  Dükkâna girdiğimde bakkalcı konuştuğumuzdan olacak sıcakkanlı davranmıştı. Hatta elime de bir tane broşür tutuşturmuştu. Kıllı ellerinden iğrenerek aldım broşürü. Üst kattaki oğlunun doğuştan konuşma güçlüğü çektiğini, sosyalleşsin diye de belediyenin resim atölyesine gönderdiklerini, tuvalleri başarılı bulunduğu için de meydandaki sanatçılar çarşısında çocuğa da bir stant açılacağını uzun uzun anlattı. Müsait olursam kesin gelirim diyerekten ayrıldım. Çocuğun iri gözleri sokaktaydı. El salladığımda, pencereden içeriye kaçmıştı.

  İki hafta sonra sergiye katıldığımda tuvallerin gerçekten başarılı olduğunu düşündüm. Ancak çocuğun donuk gözleri yine üzerimdeydi. Bakkalcıyla ayak üstü konuştum. Tam gidecektim ki standın arkalarında bir tuval gözüme çarptı. Ayaklarım birden uyuşmuştu. Apartman kapısı, yerde ölü vaziyette uzanan bir boz kedi ve süpürgenin üzerine çıkmış kahkaha atan cadı kılıklı bir adam. Bakkalcı tuvali incelediğimi gördüğünde, “Geçen ki kedinin katli gibi değil mi?” dedi. Evet diyemeden devam etti:

  “Biz öyle anasıyla evde konuşurken, muhayyile edip, çizivermiştir.”

  Ayağımı hissettiğim an, sergiden kaçtım. Apartmanın önüne geldiğimde kapıcı birilerini uğurluyordu. Salih bey gelip, bodrum kattakilere çıkın demiş. Kapıcıdan Salih beyin numarasını aldım. Ardından seri adımlarla sergiye dönüp, standı buldum. “Delikanlıya benim de katkım olsun. Şu tabloyu alsam, bana satar mısınız?”

  Bakkalcı gülüp, omzuma dokunmuş; tabloyu da sarıp, paketlemişti. Gözlerim yine çocuktaydı. Suratındaki ifade derin bir sessizlikti. Bakkalcı, “Bizden başka herkese öyledir,” deyince içime bir su serpilmişti.  

  Eve geldiğimde rehberimden müteahhitin numarasını açtım. Aramadan önce gözüme tablodaki cadı kılıklı adam ilişti. Salondaki aynanın karşısına geçip, arama tuşuna bastım. Ellerim titriyordu. Aramayı kapattım. Hafta içi seansa gideceğim doktorum her gün altı dakika hiçbir şey düşünmeden yazmamı istemişti. Telefonun not defterinde, “Doktora, bir kediyi öldürebileceğini söyle?” yazılıydı.

  Dış kapıya inip, apartmanın girişindeki beyaz mermere çöktüm. Sokak lambasının cılız ışığında beliren gölgemle, geceden, sabaha kadar kedilerin bekçisi olarak dikilecektim. Bakkal tabelasının üstündeki pencerede perde oynuyordu. Gülnaz yokuşun aşağısından, fırfırlı eteğini sallayarak ağır ağır geliyordu.

YORUMLAR

Henüz hiç yorum yapılmamış. İlk yorum yapan sen ol!

Öne Çıkanlar

Eşsiz Manzaraları Avuç İçine Sığdıran ..Oggito
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Nilüfer Kuzu

11 Mart 2025

Elias Canetti’nin Okuma Serüveni

Canetti’nin ilginç bir okuma serüveni yorganın altında cep feneri ile gizli gizli yaptığı kitap okumalardır.Okula başlamasından birkaç ay sonra babasının getirdiği bir kitap Canetti’nin yaşamını değiştirir. Bu kitap Binbir Gece Masalları’nın çocuklar için hazırlanmış ..

Devamı..

Hayattan Notlar

A. Dilek Şimşek

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024