Komşu ve Ölüm
28 Kasım 2019 Öykü

Komşu ve Ölüm


Twitter'da Paylaş
0

Bir komşumuz vardı. Üç nüfustular. Nine, kızı ve torunu... Nine dediğim çok yaşlı biri de değildi, altmış yaşlarındaydı. Kızı otuz beş, torunu on üç yaşlarındaydı. Evde bir tek ninenin kızı çalışıyordu. Sonralar onun şehirdeki bir güzellik salonunda çalıştığını öğrendik. Arada bir karşılaştıkça selamlaşıyorduk. Torunu dışarıya çıktığımda görüyordum. Bazen bizim çocuklarla da bahçede oynuyordu. Bir gün bir dostumuz bizi misafir çağırdı. Yemek yedik, sohbet ettik, bir hayli geciktik. Evimize geldiğimizde kapının önünde bir ambulans gördük. İçime garip bir ölüm duygusu çöreklendi. Bizim binada bir yaşlı adam daha yaşıyordu, belki odur, diye düşündüm. Heyecanla kapının önüne toplanmış kadınlara ne olup olmadığını sordum. Güzellik salonunda çalışan kadının öldüğünü söylediler. Bu haberi duyunca dilim ağzımda kurudu, çok şaşırdım. Sapasağlam, gencecik bir kadındı. O kadar kederli, hastalıklı birine de benzemiyordu. Ne zaman görsem hep neşeliydi. Maddi durumları da kötü değildi, kadının arabası da vardı. Otuz beş yaş ve ölüm! “Bu yaşa pek ölüm yakışmıyor,” dedim kendi kendime. “Nasıl ölmüş?" diye sordum. Eve gelmiş, yemek yerken kalp krizi geçirmiş diye anlattılar. Peki ya ambulans? Ambulans gelene kadar kadın ölmüş ve şimdi morga götürüyorlar. Bizimkiler de haberi duyunca çok üzüldüler.

Çocuklar kötü etkilenir diye hemen evimize girdik. Eve girince kendimi biraz rahatsız hissettim. Kimsesiz insanlardı, belki yardıma ihtiyaçları vardır. Zaten aşağıda anlattıklarına göre cenazeyi indirirken bir sürü problem yaşamışlar. Hem aşağı inmek, yardım etmek istiyordum, hem de garip bir duyguyla evde duruyordum. Sadece yaşlıların değil, kendi yaşıtlarımın bile ölüm haberini duyduğumda içimi hemen korkular sarıyordu ve sanıyordum ki şimdi sıra bana gelmiştir. Ölmekten daha çok her şeyin yarım kalması insanı üzüyor. Ne zaman öleceğini bilsen de ona göre işlerini ayarlasan. Eğer genç ölecek isen evlenmenin, çocuk dünyaya getirmenin manası nedir? Her gün erkenden uyanmak, gözleri ovuştura ovuştura işe gitmek, bir sürü zahmetlere katlanmak... Bütün bunları insan öleceğini bilse yapar mı hiç?

Bu düşüncelerle aşağıya indim. Kalabalık dağılmış, herkes evine çekilmişti. Birazcık bahçede dolaştım, temiz havayı içime çektim. Tekrar eve girdiğimde tam asansörde ölen genç kadının oğluyla karşılaştım.Yapayalnız ve gözleri ağlamaktan kıpkırmızı olmuştu. Yüzünün rengi sapsarıydı. “Merhaba,” dedim. Her zaman birbirimizi görünce selamlaşır, sohbet ederdik. Derslerinin nasıl olduğunu sorardım. Bu kez hiçbir şey söyleyemedim. Öylece karşısında kalakaldım. Doğrusu çocuğun gözlerine bakmaya da utanıyordum. Onun bundan sonraki hayatı çok zor olacaktı. İçimde sanki ona karşı bir suç işlemişim duygusu uyanmıştı. Şimdi ben ona ne diyeyim, ne sorayım? Annesi için rahmet dilemeye de dilim varmıyordu. Yeni ölen bir anne için çocuk ne düşünüyordu şu an? Eğer büyük biri olsaydı belki bunu sindirebilir ve ben de ona, “Başın sağ olsun,” diyebilirdim. Ama şimdi? Anne daha mezara bile konulmamıştır. Bu durumlarda dilim tutulur, elim, ayağım eser. Kendimi ne kadar zorlasam da ağzımı açamıyordum.

Bir heykel gibi öylece durmuştum. Ama mutlaka bir şey söylemeliydim. Zar-zor ağzımı açtım ve, “Nasılsın?” diye sordum. “Kötü,” dedi ve kayboldu yanımdan. O gidince kendi kendimi kınadım. Bu yaşta adamdım ve yüzlerce defa yas yerlerine gitmiştim, insanlara baş sağlığı dilemiştim. Şimdi annesi daha yeni ölen küçücük bir çocuğa “nasılsın” diye soruyorum. Ah, ne yaptım ben? Belli ki kendimi kaybetmişim. Ne yapacağımı bilmez haldeyim. Asansöre bindim. Yukarı çıkarken içim darmadağınıktı. Öyle utandım ki... Keşke asansör yukarı değil de yerin dibine doğru gitseydi. Sabah cenazeyi köye götürdüklerini öğrendim. Birkaç gün sonra ise nine ile torunu geri geldi. Bizim binada ölünün yedisi günü anılırken ben de gittim. Orda hep o çocukla karşı karşıya gelmemek için her şeyi yaptım. O odaya girer girmez kafamı başka yöne çeviriyordum. Aradan birkaç ay geçti hâlâ oğlan ile karşılaşmamaya çalışıyordum. Karşılaşınca da ne diyeceğimi bilemiyor ve yolumu değiştiriyorum. Bir türlü selamlaşıp hal hatırını soramıyorum. Hatta birkaç kez yanımdan geçince kendimi görmemezliğe verdim ve yanından kaçarcasına uzaklaştım. Bu ne kadar böyle devam edecek bilmiyorum. Belki yine bir gün ona “nasılsın” diyebileceğim. Zaman geçtikçe onun da yüreğindeki acı tam dinmese de azalacak ve “nasılsın” sorusuna “iyiyim” diye cevap verecektir. Ama anne kaybı için yüreğinde hep “kötüyüm” diyecek.


Twitter'da Paylaş
0

YORUMLAR


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR