Nöroloji ve Kitaplarla Dolu Bir Hayat: Doktor Oliver Sacks
21 Eylül 2018 Kültür Sanat

Nöroloji ve Kitaplarla Dolu Bir Hayat: Doktor Oliver Sacks


Twitter'da Paylaş
2

Bütün hayatını beyinin ve bilincin gizemlerine adanmış olarak yaşayan Sacks, kitaplarıyla bugünün okuruna bir şeyler söylemeye hâlâ devam ediyor.

2015'te kaybettiğimiz Nöroloji Uzmanı ve yazar Oliver Sacks'ın ölmeden önce üzerinde çalıştığı son kitabı The River of Consciousness, geçtiğimiz yılın ekim ayında İngiltere ve ABD'de piyasaya çıktı. Sacks bu kitabında hafıza, zaman ve bilinç üzerine soruları irdeliyor: Nasıl düşünüyoruz? Nasıl hatırlıyoruz? Bireylerin farklı düşünme yolları ve hızları olabilir mi? Hafıza ne kadar güvenilirdir? Nörolojik anlamıyla bilinç nedir?

Uzun yıllardır editörü ve arkadaşı olan Kate Edgar'ın söylediklerine göre Sacks, ölmeden iki hafta önce araştırmayı tamamlar, içeriği tasarlar ve dostlarını kitabın yayımlanmasını sağlamakla görevlendirir. Yapı Kredi Yayınları'nın yakın zamanda Türkçe çevirisini basacağını öğrendiğimiz kitap dolayısıyla bu sıra dışı insanın hayatına ve eserlerine bir göz atalım istedik.

oliver sacks

İlk tanısı 2005'te konan, aldığı tedaviler sonucunda sağ gözünü kaybetmesine neden olan oküler melanom, yaklaşık dokuz yıl sonra karaciğerine metastaz yaparak nüks eder. Oysa daha birkaç ay önce tamamladığı Hareket Halinde-Bir Hayat adlı otobiyografisinde, geçirdiği o zorlu tedavi sürecinden şöyle bahsetmektedir:

"Körlükten korkuyordum ama ölüm daha da korkunçtu, bu yüzden melanomla bir çeşit anlaşmaya vardım. Alacaksan gözümü al, dedim ona, ama bedenimin kalanını rahat bırak."

Melanom bu anlaşmaya sadece dokuz yıl sadık kalır ne yazık ki. Mevcut şartlarda, bu yeniden tekrarlayan hastalık için umut vadeden bir tedavi seçeneği yoktur. Karaciğere yayılmış tümörlerin büyümelerini geçici olarak durduracak embolizasyon yönteminde karar kılarlar. İşlem, tümörleri kalıcı biçimde yok etmeyecektir. Düşünecek, yazacak, alıştığı aktif yaşamı sürdürebilecek fazladan birkaç ay kazandıracaktır belki.

Dostları Kate Edgar ve Bill Hayes'ten, son bir iki gün içinde yazdığı ama göndermekte tereddüt ettiği Benim Hayatım adlı yazıyı, ameliyata girmeden önce New York Times'a iletmelerini ister. NYT editöründen kısa sürede yanıt gelir. Yazıyı hemen ertesi günün gazetesinde basmak istemektedirler. Edgar ve Hayes tereddüt içinde, ameliyat sürecinin güvenli şekilde atlatıldığından emin olmak için bir gün geciktirmelerini rica ederler. Durum anlayışla karşılanır ve yazı bir sonraki gün yayımlanır. Ölümcül hastalığın haberini hastalarına ve okurlarına duyuracak olan yazı şu etkileyici cümlelerle sonlanmaktadır:

"Korkmuyormuş gibi davranamam. Öte yandan içimdeki hâkim duygu şükran duygusu. Sevdim ve sevildim; çok şey aldım ve bunların karşılığında bir şeyler verdim; okudum, seyahat ettim, düşündüm ve yazdım. Dünyayla ilişkiye geçtim, yazar ve okur arasındaki o özel ilişkiyi yaşadım. Her şeyden önce, bu güzel gezegende duyarlı bir varlık, düşünen bir hayvan olarak bulundum ve bu muazzam bir ayrıcalık ve serüvendi."

Geleneksel hekimliğin önerdiği mesafeli yaklaşımın aksine, hastalarını arkadaşı, yakını gibi görür Sacks. Uzmanı olduğu nöroloji alanında, özellikle alışılmadık davranış ve hareket bozuklukları gösteren beyin ve sinir hastalarını –farklı ve olağanüstü– varlıklar olarak tanımlar. Kitaplarına da aktardığı hikâyelerinin kahramanları, –Tourette sendromundan otizme, Fantom uzuv sendromundan epilepsiye, şizofreniden Alzheimer hastalığına– birer nörolojik olgu olmanın ötesinde, kendilerine özgü farklı dünyalarda yaşayan ama farklı oldukları için insanlıklarından hiçbir şey kaybetmeyen bireylerdir.

oliver sacks

Ağırlıklı olarak olgu sunumları içeren eserler yazar.  Kitapları sadece ABD'de bir milyonun üzerinde baskı yapar. Pek çok dile çevrilir, hem bilim ve tıp dünyasında hem de yazın dünyasında tartışmalara yol açar. Asperger sendromu, Tourette sendromu gibi o güne kadar pek de üstünde durulmayan hastalıkların toplum tarafından fark edilmesine, hasta ve hasta yakınlarının bilinçlenmesine yardımcı olur yazdıkları. Benzer sıkıntıları olanlar, kitaplardaki olgularla benzer şikâyetlere sahip yakınları olanlar ulaşmaya çalışırlar Dr Sacks'a. Yılda on bin civarında mektup alır. Hepsini yanıtlamasına imkân yoktur elbette ama, on yaşın altındaki ve doksan yaşın üstündeki insanlardan ve hapishanelerden gelen mektupları mutlaka şahsen yanıtlamaya çalıştığını belirtir bir söyleşide.

Çocukluğu İngiltere'de ikinci dünya savaşının zor koşullarında geçer. Tungsten Dayı kitabında da bahsettiği gibi, kimyaya, özellikle metallere ve elementlere büyük ilgisi vardır. Müzik de bir diğer tutkusu. Ancak doktorluğa giden yol aile içinde çizilmiştir neredeyse. Aile hekimi olan babası, onu küçük yaşlardan itibaren hastalarının ev ziyaretlerine yanında götürür. Muayene ederken, hastanın öyküsünü sorgularken odada bulunmasını ister. Yol boyunca da düşündüğü tanılara, planladığı tedavilere dair bilgiler verir. Cerrah olan annesi, Oliver'ı daha 14 yaşındayken anatomi laboratuarına sokar ve kadavralarla çalışmasını sağlar. O da iki büyük ağabeyi gibi tıp okuyacaktır. 

Üç ağabeyi arasında yaşça kendine en yakın olanı Michael'a küçük yaşta şizofreni tanısı konur. Bu durumun aile üzerinde travmatik bir etkisi olur. Genç doktor Oliver'ın mezun olduktan sonra İngiltere'den ayrılıp ABD'ye gitmesinde, Michael'ın durumunun yarattığı yükten kurtulma isteği de vardır. Yıllar sonra otobiyografisinde bu konudaki düşüncelerini pişmanlıkla dile getirir:

"Daha sevgi dolu davranıp onu daha fazla destekleyebilirdim, öyle de yapmalıydım. Ama bunları yapmadım ve bunun utancı –kötü bir kardeş olduğum, ihtiyaç duyduğunda yanında olmadığım duygusu– 60 yıl sonra bile hâlâ içimde."

ABD'de ilk kitabı Migren'i yazar. Kitap beğeniyle karşılanır. Artık hekimliğin yanında yazarlık dünyasına da adım atmıştır. San Francisco ve UCLA'de geçen uzmanlık eğitim süreci sonrasında New York'a taşınır ve Beth Abraham Hastanesi'nde çalışmaya başlar. Burada bir grup özel kronik hasta da yatmaktadır. Bunlar 1920'lerde görülen Uyku hastalığının (Letarjik Ensefalit) mağduru, bir kısmı donup kalmış, bir kısmı yaklaşık kırk yıldır uykuya benzer bir halde bekleyen olgulardır. Sacks bu vakalarda Parkinson tedavisinde kullanılan L-dopa'yı denemek için araştırma lisansı alır. On yıllardır hareketsiz halde yatan hastalar birer birer "uyanarak" hayata dönmeye başlarlar. Gece nöbetlerini de meslektaşlarından devralarak 24 saat hastanede yaşamaya ve hastalarını sürekli gözlemeye başlar. Görüntüleri kamera ile kaydeder, tüm gelişmeleri, reaksiyonları, yan etkileri belirten notlar tutar. Bu süreci Uyanışlar adıyla kitaplaştırır. Çok ilgi gören yapıt belgesellere ve tiyatro oyunlarına konu olur. 

Kitap ayrıca, 1990 tarihli başrollerinde Robert De Niro ve Robin Williams'ın oynadıkları, Penny Marshall'ın yönettiği filme de esin kaynağı olur. Film üç dalda Oscar'a aday gösterilir.

Doktor Sacks'ın bir öğretmen olarak yaklaşımı da özgündür. Hastanenin bağlı bulunduğu tıp fakültesi, nöroloji stajındaki öğrencileri bu kronik hastaları görebilmeleri için gruplar halinde eğitime gönderir ve not verilerek değerlendirilmelerini ister. Sacks, formlarını doldururken tüm öğrencilere en yüksek not olan A verir. Bu duruma öfkelenen Nöroloji bölüm yöneticisi: "Hepsi birden nasıl A alabilir, şaka mı bu?" diye sorar. "Hayır," der Doktor Sacks. "Şaka değil. Öğrencileri tanıdıkça, her birinin ne kadar farklı yetenekleri olduğunu görüyorum. Hepsine A vermemin sebebi yapay bir eşitlik düşüncesi değil, her birinin benzersiz yönlerine veriyorum notumu." Sonunda yöneticiler bu notla değerlendirme talebinden vazgeçerler.

oliver sacks

Öğrencilerine bir hastayı inceleme görevi verdiğinde, sadece nörolojik sorunların ve bunlarla nasıl yaşadığının değil, kişiliğinin, ilgi alanlarının, ailesinin, bütün hayat hikâyesinin de ayrıntılı olarak değerlendirilmesini ister.

Bir sonraki kitabı Dayanacak Bir Bacak, hasta-hekim ilişkisinin diğer tarafına geçmiş haliyle yaşadığı deneyimi anlatır. Norveç'te tek başına bir dağ yürüyüşünde geçirdiği kazada sol bacağının kuadriseps tendonu kopar. Kendisine ait olmayan bir organmış gibi peşinden sürüklediği bacağıyla sekiz saatte sürünerek iner dağdan. Daha sonraki ameliyat ve iyileşme süreci, bacağını yeniden kendine ait hissetmeye başlaması, Mendelssohn'un keman konçertosunun yardımıyla yürümenin –kinetik melodisini– yeniden kazanması, bunları hem hasta  hem de bir nörolog gözüyle anlatması çok etkileyicidir.

Karısını Şapka Sanan Adam ve Mars'ta Bir Antropolog adlı kitaplar birbirinden ilginç nörolojik olguları anlatırlar. Tourette sendromlu, sürekli takıntılı tiklerle yaşayan bir cerrahın, ameliyat yaptığı anlarda tamamen düzeldiğini görürüz mesela. Çeşitli nörolojik bozukluklar nedeniyle, örneğin hafıza kaybı yaşayan ve geçmişini kaybetmiş olan veya uzuvlarını bir yabancı doku gibi gören hastaların şaşırtıcı hikâyelerini okuruz. Bunların hem tıbbi temellerini anlatmaya hem de insan olarak iç dünyalarına uzanmaya çalışır. Zihinsel açıdan sorunlu kabul edilen bireylerin gizli dehalarını da sergiler. Karısını şapka sanan adam başlıklı olgunun hikâyesi aynı isimle bir operaya  uyarlanır. En çok satan ve okunan kitapları bunlar olur.

Sonraki eserleri, Sesleri Görmek sağır kişilerin dünyasını ve konuşma dilini, Renkkörleri Adası ise Pasifik'te bir adada izole bir hayat süren doğuştan renkkörü olan topluluğu inceler.

Müzikofili - Müzik ve Beyin Öyküleri adlı yapıt, insanoğlunun müzikle ilişkisine dair olağanüstü detaylara değinir. Müziğin ruh sağlığına, vücut kimyasallarına ve beyin işlevlerine yönelik şaşırtıcı gücünü inceler. Çeşitli nörolojik rahatsızlıklar sonucu, hafızamızın derinliklerinde gizlenmiş kimi müzikal kayıtların –müzikal halüsinasyonlar– olarak ortaya çıkması gibi özel durumları yine olgu örnekleriyle sergiler. Yıldırım çarpması sonrası kalbi duran, bir süre böyle oksijensiz kaldıktan sonra kalp masajı ile hayata dönen ortopedi uzmanı doktorun hikâyesi, müzik-beyin ilişkisinin nasıl bilinmezlerle dolu bir alan olduğuna dair çarpıcı bir örnektir. Öncesinde müzik dinleme gibi bir alışkanlığı dahi olmayan, ciddi anlamda bir enstrümana elini sürmemiş ve nota bilmeyen ortopedist, komadan çıktıktan sonra piyano âşığı, sürekli piyano kayıtları dinleyen, hatta zaman içinde besteler yapan bir müzisyene dönüşür. Müzikofili, yazarın kendi müzik tutkusunun da devreye girmesi ile, özel bir yere konumlanmıştır.

Oxaca Günlüğü yazarın doğaya ve tarihe tutkun bir başka yönünü gösteren Meksika'ya dair bir gezi kitabıdır. Kendi oküler melanoma hastalık deneyimini de aktardığı beyin hasarlarında oluşan kimi bozukluklara dair kompanzasyon mekanizmalarını incelediği Aklın Gözü ve Halüsinasyonlar son dönemlerinde çıkan diğer eserleridir.

Tungsten Dayı İngiltere'de geçen çocukluk ve ilk gençlik dönemini, sıra dışı ailesini ve akrabalarını anlatan bir erken dönem otobiyografisidir. Dayısı aracılığıyla başlayan elementlere olan tutkusundan, evde kurduğu kimya laboratuarından, ikinci dünya savaşı günlerinden söz eder. 

oliver sacks

Yaşama veda etmesinden sadece dört ay önce basılan Hareket Halinde-Bir Hayat adlı otobiyografisi ile tüm yaşamı içinde derinlemesine bir gezintiye çıkarır okurlarını.

New York Times için yazdığı dört makale, ölümünden sonra Gratitude adıyla kitaplaştırılır. (Türkçe çevirisinde Benim Periyodik Tablom ismi kullanılmıştır.) İlk yazı, henüz hastalığın nüks ettiğinden haberdar olmadığı sekseninci doğum gününün hemen öncesinde yazılmıştır. 

Yaşlılığın hazzı başlığını verdiği makalesinde şöyle der:

"Seksen yaşında insan tepkileri biraz yavaşlar, isimler daha sık unutulur olur, enerji biraz tasarruflu kullanılmak zorundadır. Ama yine de insan, içinin yaşam ve enerjiyle dolu olduğunu, hiç de ihtiyar olmadığını hissedebilir."

Yine aynı yazıda ölümünden sonrasına dair bir arzusunu dile getirir:

"Bazı kitaplarımın ölümümden sonra da insanlara bir şeyler söylemesini umuyorum."

Bütün hayatını beyinin ve bilincin gizemlerine adanmış olarak yaşayan Sacks, kitaplarıyla bugünün okuruna bir şeyler söylemeye hâlâ devam ediyor. Tıpkı son yazılarında arzu ettiği gibi...


Twitter'da Paylaş
2

YORUMLAR


Nurşin Kaynarca Külcü
Temple Grandin'i keşfetmeme neden oldu...Pek çok kitabını okudum...Tekrar tekrar okunabilen metinlerdi... O.S mükemmel özetlenmiş, derli toplu kapsayıcı ve derinlikli bir yazı.
8:10 PM
Zeynep Kurt
Çok etkileyici bir hayat, ayrıca akıcı ve bilgilendirici anlatım kitaplarını okuma heyecanı verdi 👏👏👏
9:14 AM

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR