Sevilen yazar İrem Uşar, COVID-19 pandemisiyle dünyaya yayılan koronavirüsü bir çocuğun gözünden öyküleştiriyor. Bu olağanüstü süreçten birçok açıdan olumsuz etkilenen çocukları bilime yakınlaştırmayı, bilim insanı olmaya heveslendirmeyi amaçlayan yazar, her yaştan okuruna umut dolu bir macera anlatıyor. Pandemiyle birlikte okul ve aile yaşamı altüst olan bir çocuğun keşif yolculuğu, yetişkinlerin çocukların virüsle ilgili sorduğu soruları dürüstçe ve anlaşılır biçimde yanıtlamasına yardımcı olacak nitelikte. Türkiye’nin 2021 ALMA (Astrid Lindgren Anma Ödülü) adayı olan ödüllü sanatçı Huban Korman’ın renkli resimleriyle canlanan kitap, Prof. Dr. Önder Ergönül’ün danışmanlığında hazırlandı.
Ayşe Yazar: Ocak 2020’de başlayan hepimizin adını dahi duymaktan hoşlanmadığı bir virüsü kitabınıza konu etmek çok cesurca geldi. Neden böyle bir konuyu işlemek istediniz?
İrem Uşar: Kasvetin farkındayım, onu yok saymıyorum. Fakat karanlığa bakıp, onun tasvirini yinelemek bize aydınlığı getirmeyecek. Einstein’ın “karanlık, ışığın yokluğudur,” diye bir sözü var. Ben de bu kitabı, pandemiden bile doğabilecek bir aydınlık olduğuna inandığım için yazdım.
Karantinanın ilk günlerinde, mahallenin sokaklarında in cin top oynarken, iki köpeğimle yürüyüş yapıyordum. Balkonlardan, pencerelerden dışarı bakan çocuklarla merhabalaşmaya, ayaküstü sohbet etmeye başladık. Pandeminin kendilerini yalnızlaştıran yanını dengelemek için olsa gerek, balkon arkadaşlarım aşağı sarkıttıkları sepetlerin içinde bana armağanlar veriyor, oynadıkları oyunları, şeklini değiştirdikleri odalarını bıcır bıcır anlatıyorlardı. Ben de onların posta kutularına kitaplarımı bırakmaya başladım. Birbirimizin yüzünü güldürdük. Virüs hakkında da konuşuyorduk elbette. Onların kafa karışıklığını gördükçe, pandemi sürecinin tuhaf hayat ritmini kayıt altına alan, çocuklara insan vücudunu ve işleyişini tanıtırken, koronavirüsten nasıl korunabileceklerini aktaran, bilim insanı olma hayali kurdurmasını umduğum bir öykü yazmaya başladım. Öykünün sırtını güvenli bir yere dayamam gerekiyordu ve enfeksiyon hastalıkları uzmanı Prof. Dr. Önder Ergönül ile çalışmaya başladık. Kendisi, öykünün yapı taşlarından biridir. Öyküyü yazdığım dönem boyunca pandemiyi sormak, öğrenmek, bilmek, anlamak beni özgürleştirdi. Çocuklar da bu yolla özgürleşsin istedim.
AY: Meşe ağacı olan bir park hayli fantastik geldi gözüme. Kitabınızda, Ali’nin annesi Feride Hanım’ın parktan topladığı meşe palamudu ile başlayan ve onun filizlenmesine dek süren bir iyileşme ve değişme sürecinde üç ayrı koldan ilerleyen olay örgüsü var. Böyle yapmanızın kitaba nasıl bir katkısı oldu?
İU: Filizlenme ve öykünün diğer katmanları, okuyucumun pandeminin girdabına kapılmasını engelliyor. Oralardan öyküme gün ışığı giriyor. Babaannesinin hastalanmasıyla korkunç bir endişe Ali’nin yüreğine kök salarken, saksıdaki tohum kökleniyor. Ali’nin virüsle ilgili merakı artıyor, sorular soruyor. Saksıdaki tohum başını topraktan dışarı çıkarıyor. Tohum filizlendiğinde ise Ali’nin yaşamak hevesi, umudu yeniden dallanıp budaklanmaya başlıyor. Ali, virüsü sorguladıkça, kitaplar karıştırdıkça pandemi süreci dönüşüp geliştirici bir boyut kazanıyor. Öyküde Yaşar ninenin de dediği gibi “küçücük palamutlardan dev meşe ağaçları büyür,” ki benim de çocuklara bakınca hayranlıkla gördüğüm şey o dev meşe ağaçları.
AY: Yaşar Nine, Ali’nin renk renk boya kalemlerini yerden toplarken tarladan topladığı domatesler geliyor aklına. Yaşar Nine ile yaptığınız zaman geçişlerinde şikâyet ettirmek yerine, aradaki benzerlikten yararlandığınızı gördüm. Bu tercihiniz üzerine konuşmak isterim.
İU: Yaşar nine, yaşamı seven bir kadın. Köyünden uzak, torun sevdasına oradaki evini, hayatını bırakmış şehirde oğlu ve geliniyle birlikte yaşıyor. Bir seçim yapmış ve seçiminin sorumluluğunu almış, şikayetçi değil. Ali’nin yere saçılmış turuncu, sarı, yeşil boya kalemlerini toplarken aklına domatesleri geliyor. Tarlasını özlüyor ama şehirde de bu kez torunu, gözünün önünde serpilip büyüyor. Ali’ye her gün şifalı çorbalar pişiriyor, aralarındaki bağı ilmek ilmek örüyor, az şey mi? Üstelik yaşamın bizi sürüklediği, kendimizi içinde buluverdiğimiz hatta bazen sınırlarımızı zorlayan dönemlerin bile dönüştürücü bir yanı var.
AY: Cavid’i bozuk bir anlatımla konuşturmuşsunuz. Ne demek istediğini çocuğa bu şekilde anlatmak çok zor. Bunu nasıl başardınız?
İU: Uzak bir gezegenden dünyamıza düşmüş gibi algıladığımız bu acayip şey elbette bozuk, kaba saba bir dille konuşacaktı. Cavid karakteri için kullandığım dil, bir yabancılaştırma, ötekileştirme formülü. Aynı zamanda öyküdeki virüsün pek de dostane olmayan, iletişime gönülsüz yanını sergiliyor. Ali, aralarındaki dil engelinin yarattığı güçlüğe rağmen pes etmiyor, çünkü onu rahatlatan şey oturup olan bitene üzülmek, kızmak yerine anlamaya çalışmak. Koca dünyaya bir güzel yayılmışken nasıl olup da odalarımıza tıkıldığımızı, hastalanan babaannesinin bedeninde neler olduğunu bilmek istiyor.
AY: Hikâyede virüs apartman sakinlerinden Külyutmaz teyzeden diğerlerine bulaşıyor. Bunda özel bir sebep var mı? Neden bunun için Külyutmaz karakterini seçtiniz?
İU: Bildiğini okuyan, çıkarına göre eksenini değiştiren, kurnaz bir karakter Külyutmaz. Kibirli, “önce ben” diyen, doğanın ve hayvanların yalnızca kendisine hizmet için var olduğuna inanan insan ırkının temsili resmi. Huzur Apartmanı’nda virüsü ilk yutan da ne hikmetse, kendisi oluyor.
AY: Resim dersinde yaptıkları çalışmalarda resim öğretmeninin Ali’ye sorduğu soruya Ali cevap verene kadar ders bitiyor. Bu tavrınızın metni genişlettiğini düşünüyorum. Bu anlamda neler yapıyorsunuz kitaplarınızda?
İU: Ali, Cavid’in bir resmini yapıyor. Yaptığı resmin konuşma balonuna “miyav” yazıyor. Öğretmeni bunun anlamını soruyor, ama Ali açıklama yapamadan ders “kapanıyor”. Okuyucular Ali’nin ne cevap vereceğini merak edecek ve belki kendi yanıtlarını verecekler. Öykünün gelip dayandığı yer gereği, verilecek yanıtın epey ustaca tasarlanmış olması gerekiyor. Çünkü Ali burada ne dese olmayacak gibi. Metinde böyle es’ler vererek çocukların hayal gücüne alan açmaya çalışıyorum.
.jpg)
AY: "Sosyal Mesafeli Çay Partisi" bölümünde Selamsız’ın hapşırması üzerine apartman sakinlerinin gülüşmelerini anlattığınız kısımlar, Ali’nin “insan vücudu” kitabından yaptığı araştırmalar, Fen öğretmeni Alper’in uzaktan eğitim sürecinde dersi renklendirmek için yaptıkları… Bütün bunlara baktığımızda yer yer çocukları gözlem yapmaya sevk eden ifadelerinizin yanında mizahi ögelere de epeyce yer vermişsiniz. Fantastik bir kitaba bilimi ve mizahı ustalıkla yerleştirmişsiniz. Okurlar bir virüsle başkalaşıp adeta fantazyaya dönen yaşamlarında bu kitabı okuyup meşe palamudu gibi filizlenir mi?
İU: Öykünün temennisi bu. Bir roman okursunuz, yargıladığınız insana bakışınız değişir. Elbette karakteri sevip sevmemek size kalmış, ama artık resmin bütününü görürsünüz, daha iyi anlarsınız. Pandemiye yol açan, hepimizi bıkıp usandıran, kayıplar verdiren bir virüsü, fantastik bir öyküde konuşturdum. O da kendince, kendi gerçeğini ortaya koydu. Kendi büyük resmini gösterdi Ali’ye.
Dünyada hiçbirimiz bu salgını daha önce tecrübe etmedik. Çocuk, yetişkin hepimiz bununla ilk kez karşılaştık. Kimimiz yakınlarımızı kaybettik, kendimiz hastalandık. Çocukların hayatına endişe, korku, sosyal izolasyon gibi kavramlar ve her şeyin “uzaktan” versiyonu girdi. Okuldakinin yerini bambaşka bir eğitim aldı. Ben de bu ortamda, çocukların elini tutmak istedim. Kendilerini köşeye sıkıştıran şeyleri nasıl dönüştürebileceklerini göstermek... Bu amaçla pandemiye inat, odasında kendine meraklı bir dünya kuran Ali’yle tanıştırdım onları.
Ali odasına kapandığı günler boyunca, dünyayı paylaştığımız diğer canlılardan, iç organlarımızdan ve işleyişlerinden, en küçük birimimiz hücrelerimizin bile adeta birer gezegene benzediğinden haberdar oluyor. Doktorun dostane yaklaşımı, annesinin “merak etmek güzel şey oğlum. İnsanı en çok bilmediği, görmediği şeyler korkutur,” sözü Ali’yi sarmalayıp cesaretlendiriyor. Bilimin ışığında kendine bir yol bulunca, gölgeleri onu ele geçiremiyor. Kitabı yazarken kendime sordum: “Bugün ülkemizde kaç çocuk bilim insanı olmayı hayal ediyordur?” Buna verdiğimiz yanıt ve nedenleri hakkında kafa yormalıyız.
Konunun ağırlığını dengeleyen mizah bölümlerini ise gerçek hayattan olduğu gibi yansıtmayı tercih ettim. “Sosyal Mesafeli Çay Partisi” bölümünde ya da Alper öğretmenin uzaktan eğitim dersinde olduğu gibi. Öyküde mizah var, çünkü çocukları karanlıkta, endişeli bırakmaya gönlüm razı olmadı.
.jpg&w=3840&q=75)

.jpg)



