Demet Taştemir
Sessizliğin içinde bir ses olabilmeyi diledi durdu bütün gece. Saatler gece yarısını gösterdiğinde, dünya üzerinde eylemsizliği var eden uykuya karşı tüm saygısını yitiriyordu. En azından, dedi kendi kendine, bir pencere kenarında yahut kapı aralığında olabilseydim. O vakit gökyüzünü gözlemleyip yıldızların dilini çözebilir, iki mekân arası bir geçitte soluklanabilirdim. Bir kapı çalsaydı gecenin şu kör vaktinde, duvardaki bozuk saat aniden sessizliğin içine doğsaydı. Saat, durduğu zaman diliminden seslendi ona: Durduğum yerden devam edebilmem için yabanıl bir el gelip bulmalı beni, yoksa senin dileğini gerçekleştirmeye artık ne gücüm ne de takatim var. Yalnız değilim, koşar adım ilerleyen zamana yenik düşen bir saat bile derdini dile dökebilirken, ben neden susuyorum diye düşündü.
Sevdiği şeyleri düşündü bir an ve de sevmediklerini. Uğuldayan rüzgârı seviyordu, hafiften esen yeli değil. Yağmurun sağanağını seviyordu, sessizden yağan karı değil. Yetişkin bir bireyden ziyade vara yoğa gülüp, ağlayan bebekleri ve çocukları seviyordu. Son cümleyi bir daha düşündü. Neden? dedi. Neden sevmiyordu yetişkinleri? Hiç çekinmeden söyledi sonra, nasıl olsa kimsenin kulak astığı yoktu ona: Çünkü çocuklar sevinçlerini kusuyor yüzüme, daha hırçın olsalar da beni kırıp incitmelerinden korkmam. Gözleri kalplerinin ve akıllarının aynaları çünkü. Bilmezler kırılabilecek olduğumu. Gördüklerinde beni eylemsizliğimden gocunmazlar, sevinçlerine ortak ederler. Oysa yetişkinler öyle mi, bütün gün karşımda takındıkları maskeleri, döndüklerinde yüzüme vururlar bir bir. Kendilerine olan öfkelerini, hayatlarındaki başarısızlıklarını, yüreğindeki sevgisizliği benden bilirmiş gibi bakarlar gözlerimin içine. Oysa bana baktıklarında aslında kendilerine baktıklarını o an görmezler. Tek kelime etmeseler de suskunluklarını dökerim yüzlerine bir bir. Bazı zamanlar gelir dokunurlar varlığıma. Tamam, derim. Varlığımı sevmesinin sebebi benim. Ama bilirim ki sevgileri bende gördüğü kendilerinedir asıl. Belki de korkuyorlar benden, bir gün dile gelebileceğim ihtimalinden. Sus, diyor, karşımda bana bakan yüz. Kendimle yüzleşmeye hazır değilim henüz. Çünkü hayatlarının en özel noktasındayım. Sabah uyandıklarında rüyalarını suya anlattığı yerlerde, en savunmasız oldukları anlarda, uykuya yenik düştükleri yerdeyim. Şimdi içlerinden birinin gözlerine bakıp ona yüreğinin çirkin olduğunu söylesem, ona bunu ben mi söylemiş olurum yoksa bu onun kendine itirafı mı olur? İnsan bazen de kendi yargılarını yüklemez mi bir diğerine? Birini suçlamak, suçlananın dünyasında bir nebze de olsa yıkıntıya sebep olmak demek değil midir?
Düşüncede var edilmiş bir sözcüğün dile getirilmesinde izlediği yol günler hatta haftalar sürebilir. Tanıdığım insanların çoğu bu yolu hep kestirmeden gitmiştir. İşte tam da burada söz, incelmek yerine inceldiği yerden kopar diye düşünürüm. İnsan böyledir; evrensel olması gereken bir doğrunun peşine düşmek yerine kendi doğrusunu kendi yaratır ve bundan iletişimsizlik doğar. Böyle böyle yalnızlaştı bireyler, böyle böyle göç etti insan ilişkileri. Bunu gözlemlerim sonucunda söylüyorum. Oysa ben öyle değilim, ne düşünüyorsam söylüyor ne hissediyorsam onu gözler önüne seriyorum. Bu sebepledir ki, beni görenler bir dalın kırılıp düştüğünü, bir kuşun yavrusunu gömdüğünü görmüş olanlardır. Kendilerini görenler ise, bir toprağı sevebilmenin onu kendi memleketinden ayırmamak olduğu bilicine varamamış olanlar, bir çift gözü yeterince saramamış olanlardır. Benim gördüklerim insanın tohumunun acıdan ekilmiş olduğu, söylemlerinin bir ateşi körükleyebileceği, eylemlerinin ise sözcükleri boğabileceğidir.
Şimdi topla cesaretini, geç karşıma ve duymak istediklerini koy bir bavula kendinden en uzak diyara yolla. Çünkü gerçek, karşıma geçtiğinde gelip seni yüzünün en orta yerinde bulacaktır. Gerçek, kendinle kalabildiğin noktada sana ulaşacaktır. Durma, bak bana ve sor! Avuçların büyüklüğünde bir narı önüne dökeceğim ve sen, üzerine bulaşanların kaynağının aslında nar olmadığını anlayacaksın.
De ki: Ayna ayna, söyle bana. Sana doğrulttuğumda bir kalbi, bana gerçeğin nasıl göründüğünü gösterebilecek misin?