Beklenen Yazar ve Büyük Romanı Nerede?

Beklenen Yazar ve Büyük Romanı Nerede?


Twitter'da Paylaş
0

Edebiyat canlıdır ve bir vakitler kazanılmış zaferlerin kaydının tutulduğu bir resmi defter değildir. Edebiyat, üzerine daima yeni, klasik ve modern yapıların inşa edilebileceği bir binaya benzer.
Erdinç Akkoyunlu
Ülke edebiyatının zenginliğini derinliği belirler. Derinlik de edebiyatın ne kadar yaşlı olduğuyla ölçülür genelde. Oysa ki bir edebiyatın derinlik ölçütünü zaman değil okuma listelerine sokabildiği eserlerin sayısı vermeli. Buradan bakınca, tarihi yüz yılı çeyrek geçen Türk edebiyatının üç yüz yılı deviren Avrupa ve Rus edebiyatı karşısında genç olduğunu söylemek övgü vurgusu barındıran bir zamansal tespit olmuyor. Aksine bu gençlik tıpkı atfedildiği ülkenin yani Türkiye'nin genç ifadesini kullanırken güvensizlik, acemilik ve işe yaramazlık anlamlarını yüklediği gibi kullanılıyor. Gerçekte ise Türk edebiyatı öznel bir bakış açısıyla yapılacak "Dünya edebiyatında mutlaka okunması gereken 150 roman listesi"ne en az 30 romanla girer. Ki bu da edebiyatımızı oldukça derin yapar. Ya da yapardı... Bugün her şeyin en iyisine ve en güzeline sahip olmak isteyenlerin iflah olmaz bir inatçılıkla aradıkları 'en iyiler' listesinin kalıcı olduğuna dair zırhlı bir inanç, bunu taşıyanı ancak yorar. Ama o, farkına varmaz. Tıpkı edebiyatın canlı bir varlık olduğunun farkına varmadığı gibi: Edebiyat canlıdır ve bir vakitler kazanılmış zaferlerin kaydının tutulduğu bir resmi defter değildir. Edebiyat, üzerine daima yeni, klasik ve modern yapıların inşa edilebileceği bir binaya benzer. Bu inşa süreci de daha önceki mimari yapının parçaları kullanılarak yapılır, üstelik eski yapı da bozulmadan aynı görkemiyle kalır. Ancak temelin sağlamsa gerçekleştirebileceğin bu çalışma, Türk edebiyatı gibi sağlam bir temele sahip bir alanda rahatlıkla yapılıyor diye geniş zaman eki kullanamıyorum artık. Çünkü bugün o temeli toprağa gömen bir popüler çaba; daha doğrusu dokunduğu her şeye hastalık bulaştıran bir veba salgını var. Adı da, Beklenen Yazarın Büyük Roman Yazmaması adını taşıyor. Sahi kimdir Beklenen Yazar ve hangi metne Büyük Roman denir? 19'uncu yüz yılda özellikle Fransa'da toplumcu olma iddiasıyla yazılmaya başlanan ve aynı yüz yılın sonuna doğru da Rusya'da hem toplumcu olmak hem de bu ifadeyi reddedip bireyin dünyasını anlatmaya dönük çabanın eseri olarak ortaya çıkar Büyük Roman. Victor Hugo'nun Sefiller'i Fransız toplumunun her kesiminden parçalar taşıyarak, topluma bir şey anlatmanın en klasik ve mükemmel ürünü olarak adını tarihe yazdırırken, Rusya'da Nikolay Tolstoy'un Savaş ve Barış'ı da bu çabadan geri durmaz ve Sefiller'e tur bindirerek dünyanın en iyi romanı listesinde zirveye oynar. Ama yine Rusya'da Dostoyevski bir vakitler topluma toplumu anlatmaya dönük çabası Rus edebiyat kanonunun suikastlarına uğradığından, insanı anlatmayı başlar. Ve Dostoyevski'nin son sürat bir yük treni gücündeki bu uğraşının karşısına dikilmeye çalışan başta Turgenyev gibi edebiyat kanonu baronlarını ezip geçen insan ruhunun en karanlık yerleriyle yüklü vagonlardan biri de Karamazov Kardeşler olur. Aslında dünya edebiyatının ilk Büyük Roman'ı, dünya edebiyatının ilk romanı sayılan Don Quijote'dir ve hem İspanyol toplumunun temel davranışları üzerinden tüm dünya halklarının yanlışlarını, eksiklerini ve olumsuzluklarını anlatır hem de ana karakterleri üzerinden insanın dünyasına bakar. Edebiyatın miladı Don Quijote'ye gidersek 17'inci yüz yıldan beri dünya edebiyatında Büyük Roman'lar var ve onları ancak Beklenen Yazarlar yazabiliyor. Ama kim bu Beklenen Yazar'lar? Büyük Yazarlar Reşat Nuri Güntekin, Halit Ziya Uşaklıgil, Sabahattin Ali, Sait Faik Abasıyanık, Yaşar Kemal, Ahmet Hamdi Tanpınar, Yusuf Atılgan, Orhan Kemal, Oğuz Atay, Adalet Ağaoğlu, Latife Tekin, Orhan Pamuk... Liste, eksikler tamamlanınca uzayıp gidiyor. Bu yazarların da Büyük Romanları var ve edebiyata yaptıkları katkılarla, getirdikleri yenilikler, kendileri ve kendilerinden sonra etkiledikleri kuşaklar, edebiyata kattıkları yeni imkânlarla Beklenen Yazar sıfatını aldılar. Bu, nehrin yatağını değiştiren bir doğa olayına benzer. Beklenen Yazar geldiğinde, ülke edebiyatının akışını değiştirir, ona yön verir; bu silinemez bir iz olur. Suçlu Eleştirmen mi? Ama ortada bir sorun var: 1980'lerin başında Orhan Pamuk'un sahneye çıkışının ardından Büyük Roman'ları yazan, bir 'Beklenen Yazar' gelmedi. Türk edebiyatının 20-30 yılda bir Büyük Roman yazan Beklenen Yazar üreten dengesi şaştı. Ya da geldi de görmezden gelindi. Beklenen yazarın gelip gelmediği ve büyük bir roman yazılıp yazılmadığı konusu bir dönem konuşulup, sonra ışık hızıyla kapandı. Galiba ortada büyük bir suçluluk var. Edebiyat eleştirmenleri ne güne duruyor böyle bir keşif için, seslenişini duymamak için sağır olmak da yetmez. Bu çok haklı bir ifade olsa da, eleştirmen sonunda elindeki malzemeyi işler. Ondan bir metinde olmayanı var etmek, beklenmediği halde gelen yazara bu sıfatı atfetmek gibi bir eylem istenmemeli. O zaman geriye Büyük Roman yazan Beklenen Yazar'ın gelmeyişine ilişkin ihtimalleri sıralamak kalıyor. Zaman alan diğer seçenekleri eleyip en güçlülerini ele alalım: Yazarlar artık beklenen olmak istemiyor ve yayınevleri büyük romanları yayınlamaktan kaçınıyor. Teknoloji Değiştikçe Yazarların artık beklenen sıfatını taşımak istememesi sır değil. Dünyanın değişimi teknolojinin devinimine göre 1900'lerin ilk yarısında 25 yılda bir olurken, bugün artık dünyanın kabuk değiştirme süresi 2-3 yıl. Sürenin onda biri kadar azalmasında başta kitle iletişim araçlarındaki çeşitlilik ve değişikliğin iletişim üzerindeki etkisi var. Sosyal medyanın her şeyi 5 dakikalığına da olsa meşhur yapabilme ve her şeye kendi reytingini gösterme yarışı bu tespiti 'Bir gün herkes 15 dakikalığına meşhur olacak' diyen Andy Warhol'u mezarında ters döndürecek kadar gerçek çıkarıyor. Bugün kimsenin oturup da bir klasiğin tam cildini okumaya ne vakti, ne de tahammülü var. Büyük Roman uzun olur Beklenen Yazar toplumu en derinden sarsan konuları ele alır çıkarsamasını mantığın kurucusu Aristo'ya da mezarında parende attıracak bir kesinlikle yapmaz bu durum. Aksine şunu söyler; edebiyat okurları kitle iletişim teknolojilerine karşı dünyanın en bağnaz insanlarıdır. Sosyal medya yıldızı da olsalar, onlar oturup Umberto Eco'nun 800 sayfalık çağdaş klasik romanı Gülün Adı'nı okurlar. O Beklenen Yazar'ın Büyük Romanı'nı hatmederler. Sahi öyle mi yaparlar? Godot'yu Beklerken Bir asır önce zamanın saatlerle ölçülmesi büyük bir olaydı. Dakikalara geçiş de hızlı oldu ama bugün saliselerle yarışan işlerde çalışırken ve hayat hızlı devinim yapan teknolojiye ayarlanırken, romanın da dili değişiyor. Roman yazma biçimleri de farklılaşıyor. Türk edebiyatındaki modern akım Latin Amerika edebiyatı kadar güçlü değil. Çünkü Latinlerin dili İspanyolca ve Portekizce hem ABD'nin hem de Avrupa'nın önemli bölümünde konuşuluyor. Dil avantajlarını kullanıp ülkelerinin siyasi ve insani tarihi hakkında Büyük Romanlar yazabiliyorlar. Ve Beklenen Yazar sıfatını alıyorlar. Türk edebiyatında ise önce yazar olmak sonra da beklenen sıfatını hak etmek gerekiyor. Yani önce yayıncıların çektiği birbirinin aynı olan az sayfalı, bol heyecanlı, basit ifadeli bir çoksatar olmak, ardından da çok satar yazar olarak 'ciddi' konulara eğilip, büyük roman yazmak gerekiyor. Tashih yapmadım. Büyük Roman diye büyük harfle yazmayışımın nedeni, dayatılan bu sistemden bir Büyük Roman ve Beklenen Yazar çıkmayacağına olan inancımdan kaynaklanıyor. Son sahi... Orhan Pamuk, Cevdet Bey ve Oğulları'nı Milliyet Roman Armağanı'nı kazandığı halde 3 yıl yayınlatamamıştı da, gazetelere 'Satılık ödüllü roman' ilanı vermeye niyetlenirken önündeki yayın kapısı açılıvermişti. Son Beklenen Yazar'dan beri yayın dünyamızda pek bir şey değişmemiş. Beklenen Yazar mı; beklemeye devam edelim. Belki Godot ile beraber gelir.

Twitter'da Paylaş
0

YORUMLAR


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR