Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

16 Şubat 2021

Edebiyat

Geleceğimiz Niçin Kütüphanelere, Okumaya ve Hayal Kurmaya Bağlı?

Neil Gaiman

Paylaş

9

3


Hayal gücümüzü kullanmak ve diğerlerinin hayal gücünü kullanmasını sağlamak hepimiz için bir zorunluluk niteliğindedir.

İnsanların size hangi tarafta ve neden orada olduklarını ve önyargılı olup olmadıklarını söylemeleri önemlidir. Bu, kişilerin ilgi alanlarının beyanı gibi bir şeydir. Bu yüzden size okumaktan bahsedeceğim. Kurgu ve zevk için okumanın, kişinin yapabileceği en önemli şeylerden biri olduğunu savunacağım. İnsanlara, kütüphanelerin ve kütüphanecilerin ne olduğunu anlamaları ve her ikisini de korumaları için ricada bulunacağım.  

Açıkçası, aşırı derecede önyargılıyım: Ben bir yazarım, genelde kurgu türünde yazarım. Çocuklar ve yetişkinler için yazarım. Yaklaşık otuz yıldır hayatımı kelimelerle – bir şeyler uydurup onları yazmakla – kazanıyorum. İnsanların okuması, daha doğrusu kurgu okuması ve kütüphane ile kütüphanecilerin varlığını sürdürmesi, okumak ve okuma yapılan yerleri sevdirmek benim ilgi alanlarım arasında yer alıyor.

Bu yüzden bir yazar olarak önyargılıyım. Bir İngiliz olmak, beni daha da önyargılı kılıyor.

Ve bu gece, Okuma Ajansı’nın himayesinde bu konuşmayı yapıyorum: Görevi, insanların kendine güvenen ve hevesli okurlar olmasına yardım ederek herkese hayatta eşit bir şans vermek olan bir hayır kurumu. Okuma yazma programlarını, kütüphaneleri, bireyleri destekleyen ve okuma eylemini teşvik eden bir kurum. Çünkü bize okurken her şeyin değiştiğini söylüyorlar.

Bu akşam hakkında konuşmak istediğim şey işte bu değişim ve okuma eylemi. Okumanın ne yaptığı ve neye iyi geldiği hakkında konuşmak istiyorum.

Neil Gaiman Reading Agency konuşması

Bir zamanlar New York’ta özel hapishanelerin inşası hakkında bir konuşma dinlemiştim – Amerika’da her geçen gün büyüyen bir endüstri. Hapishane endüstrisinin, gelecek yıllardaki büyümesi hakkında plan yapması gerekiyor. Kaç hücreye ihtiyaçları olacak? Bundan on beş yıl sonra ellerinde kaç mahkûm olacak? Bunu, on ve on bir yaşındakilerin yüzde kaçının okuyamadığını sormaya dayanan oldukça basit bir algoritma kullanarak çok kolay bir şekilde tahmin edebileceklerini gördüler.

Okuryazar bir toplumda suçlu yok diyemezsiniz. Ancak okuryazar olmakla suç işlemek arasında gerçek bağlantılar var.

Bu bağlantı çok basit bir gerçekten geliyor. Okuma yazma bilen insanlar kurgu okuyor.

Kurgunun iki işlevi vardır. İlk olarak, okumaya açılan kapıdır – bir nevi uyuşturucudur*. Daha sonra ne olacağını merak etmek, sayfayı çevirme isteği, başkasının başına gelen kötü şeyleri okumak zor olmasına rağmen devam etme ve sonunun nasıl biteceğini bilme ihtiyacı… Bu gerçek bir dürtü. Ayrıca sizi yeni kelimeler öğrenmeye, yeni fikirler üretmeye ve devam etmeye zorluyor. Okumanın başlı başına zevkli olduğunu keşfetmek. Bunu öğrendiğiniz andan itibaren her şeyi okuma yoluna girmişsiniz demektir. Okumak işin sırrıdır. Birkaç yıl önce, yazılı kelimelerden anlam çıkarma yeteneğinin bir şekilde gereksiz olduğu, okuryazarlık sonrası bir dünyada yaşadığımız fikri hakkında tartışmalar yer alıyordu; ancak o günler geride kaldı: Kelimeler her zamankinden daha önemli. Dünyayı kelimelerle dolaşırız ve dünya internet ortamına kayarken takipte kalmamız, iletişim kurmamız ve okuduğumuzu anlamamız gerekiyor. Birbirini anlamayan insanlar, fikir alışverişinde bulunamaz, iletişim kuramaz ve çeviri programları onlara ancak bir yere kadar yardımcı olabilir.

Okuryazar çocuklar yetiştirdiğimizden emin olmanın en basit yolu, onlara okumayı öğretmek ve okumanın keyifli bir aktivite olduğunu göstermektir. Basitçe açıklamak gerekirse bu, onların keyif alacağı kitapları bulmak, bu kitaplara erişimini sağlamak ve bu kitapları okumalarına izin vermek anlamına geliyor.

Çocuklara göre kötü kitap diye bir şeyin olduğunu düşünmüyorum. Ara sıra yetişkinlerin, çocuk kitapları yazarlarından ya da türlerinden birini kötülemesi, çocukların onları okumaması gerektiğini söylemesi moda oldu. Bunun sürekli tekrarlandığına şahit oldum: Enid Blyton kötü bir yazar olarak damgalandı, R. L. Stine da öyle ve diğer düzinelerce kişi. Çizgi romanlar, okuma yazma bilmemeyi teşvik ettiği için kınandı.

Bu saçmalık. Züppelik ve aptallık. Çocuklara göre kötü ya da özellikle aradıkları ve okumak istedikleri yazar diye bir şey yoktur çünkü bütün çocuklar farklıdır. İhtiyaç duydukları hikâyeleri bulurlar ve o hikâyelerin içine girerler.

Sıradan ve eski fikirler onlar için sıradan ve eski değildir. Bu, çocuğun o düşünceyle ilk karşılaşmasıdır. “Yanlış” kitabı okuduğunu düşündüğünüz için çocukları kitaplardan soğutmayın. Sevmediğiniz bir kurguyla karşılaşmak, hangi kitapları sevebileceğinizi anlama yoludur. Herkesin zevki sizinkiyle bir değildir.

İyi niyetli yetişkinler, bir çocuğun okuma sevgisini kolaylıkla yok edebilir: Çocuğun sevdiği şeyleri okumasına son verin ve ona sizin hoşunuza giden, Viktorya Dönemi muadili, sıkıcı 21. yüzyıl kitapları verin. Böylece karşınızda okumaktan zevk almayan, okumanın tatsız ve kötü olduğunu düşünen bir kuşak bulacaksınız.

Çocuklarımızın okuma merdivenine çıkmasına ihtiyacımız var: Okumaktan zevk aldıkları herhangi bir şey onları okuryazarlığa, basamak basamak yükseltecek. (Ayrıca, on bir yaşındaki kızı R. L. Stine okumayı severken ona Stephen King’in Carrie’sini alan ve “Stine’ı sevdiysen bunu da seversin!” diyen benim gibi olmayın. Holly ergenlik yıllarının geri kalanında kırlara yerleşen göçmenler hakkındaki hikâyeler dışında hiçbir şey okumadı ve Stephen King’in adı her geçtiğinde bana ters ters baktı.)

Neil Gaiman Okumanın Önemi

Kurgunun ikinci işlevi, empati kurdurmaktır. Dizi ya da film izlerken diğer insanlara olan şeylere bakıyorsunuz. Düzyazı kurgu, yirmi altı harf ve bir avuç noktalama işaretinden oluşturduğunuz bir şey ve yalnızca siz, hayal gücünüzü kullanarak bir dünya yaratıp içine insanlar koyarsınız ve diğer insanların gözlerinden dünyaya bakarsınız. Başka türlü asla bilemeyeceğiniz duyguları hissedersiniz, yerleri ve dünyaları ziyaret edersiniz. Dışarıdaki herkesin de bir “ben” olduğunu öğrenirsiniz. Siz de başkası olursunuz. Kendi dünyanıza döndüğünüzde biraz değişmiş olacaksınız.

Empati, insanları grup halinde hareket ettirmeyi ve takıntılı bireylerden daha fazlası olmamızı sağlayan araçtır. Ayrıca kitap okurken dünyada yolunuzu bulmanız için gerekli önemli bir şey öğreniyorsunuz, o da şu:

Dünya böyle olmak zorunda değil. Her şey farklı olabilir.

2007 yılında Çin tarihinde ilk defa parti tarafından onaylanmış bilimkurgu ve fantastik etkinliğine katılmak için Çin’e gittim. Bir noktada üst düzey bir yetkiliyi kenara çekip niçin diye sordum. Bilimkurgu uzun süredir onaylanmıyordu. Değişen neydi?

Çok basit, dedi. Çinliler, başkaları tarafından önlerine konulan planları gerçekleştirmekte çok iyiydi. Ancak yenilik yapmıyorlardı ve yeni bir şey icat etmiyorlardı. Hayal etmiyorlardı. Bu nedenle ABD'ye, Apple, Microsoft ve Google'a birini gönderdiler ve oradaki insanlara, yani geleceği icat edenlere kendileri hakkında sorular sordurdular. Bu insanların hepsinin hayatlarının erken yıllarında bilimkurgu okuduğunu tespit ettiler.

Kurgu size farklı bir dünya gösterebilir. Sizi hiç bulunmadığınız yerlere sürükleyebilir. Diğer dünyaları bir kez ziyaret ettiniz mi içinde büyüdüğünüz dünyadan asla tamamen tatmin olamazsınız. Hoşnutsuzluk iyi bir şeydir: Hoşnutsuz insanlar dünyalarını değiştirip geliştirebilir, onu daha iyi ve daha farklı kılabilir.

Bu konuya gelmişken, gerçeklerden kaçmak hakkında da bir iki şey söylemek istiyorum. Bu terimin sanki kötü bir şeymiş gibi kullanıldığını duyuyorum. “Kaçış” edebiyatı, aptal ve kandırılmaya müsait insanlara mahsusmuş, yetişkin ya da çocuklara layık tek kurgu, gerçekleri yansıtan kurguymuşçasına konuşuyorlar.

Çok zor bir durumda ve kötü bir yerdeyken, insanların sizin kötülüğünüzü istediği bir durumda, eğer biri size kaçmayı teklif etseydi niçin bunu geri çeviresiniz ki? Kaçış edebiyatı tam olarak şudur: Kapıyı aralayan, dışarıdaki güneş ışığını size gösteren ve sizi kontrolde olduğunuz, istediğiniz insanlarla birlikte bulunduğunuz bir yere götüren (kitaplar gerçek yerlerdir, bu konuda hataya düşmeyin) ve daha da önemlisi, kaçışınız esnasında size dünya hakkında bilgi veren, size zırh ve silah olan, hapishaneye geri götürebileceğiniz şeyleri size sağlayan kurgu. Size hapishaneden kaçmak için gerekli beceri, bilgi ve araçları sağlayacaktır.

J. R. R. Tolkien’in dediği gibi, kaçışa tek karşı çıkan kişiler gardiyanlardır.

Elbette bir çocuğun okuma sevgisini yok etmenin bir başka yolu da etrafta herhangi bir kitap olmadığından emin olmaktır. Onlara kitapları okuyabilecekleri bir alan vermemek. Ben şanslıydım. Büyüdüğüm yıllarda evimin yakınında kütüphane bulunuyordu. Yaz tatillerinde işe giderken beni kütüphaneye bırakmaya ikna edilebildiğim türden ebeveynlere sahiptim ve refakatçisi olmayan küçük bir çocuğun her sabah çocuk kütüphanesine gelip çalışmasına aldırış etmeyen kütüphaneciler vardı. Çocuk kütüphanesindeki kitapları bitirdiğimde yetişkin kitaplarını okumaya başladım.

Buradaki çalışanlar iyi kütüphanecilerdi. Kitapları ve kitapların okunmasını seviyorlardı. Bana diğer kütüphanelerden nasıl kitap sipariş edeceğimi öğrettiler. Okuduğum hiçbir şey hakkında gıcık yorumlarda bulunmadılar. Karşılarında gözleri fal taşı gibi açık, okumaya âşık bir çocuk varmış gibi davrandılar ve okuduğum kitaplar hakkında sohbet ederdik, bana okuduğum serinin diğer kitaplarını bulurlardı, yardım ederlerdi. Sekiz yaşındaki ben, böyle saygılı davranılmaya alışkın değildi.

Ancak kütüphaneler özgürlükle ilgilidir. Okuma özgürlüğü, düşünce özgürlüğü, iletişim özgürlüğü. Eğitimle ilgilidir (okuldan ya da üniversiteden ayrıldıktan sonra son bulmayan bir süreç), eğlence ve güvenli yer yaratmakla ilgilidir, bilgiye erişimle ilgilidir.

21. yüzyıl insanları, kütüphaneleri ve amaçlarını yanlış anlıyor. Kütüphaneyi bir kitap rafı olarak algılarsanız, basılı kitapların hepsinin olmasa da çoğunun dijital olarak var olduğu bir dünyada size modası geçmiş bir yer olarak gelebilir. Ancak bu, asıl noktayı gözden kaçırmak demektir.

Bunun bilginin doğası ile ilgisi olduğunu düşünüyorum. Bilginin değeri vardır ve doğru bilgi muazzam bir değere sahiptir. İnsanlık tarihi boyunca, bilgi kıtlığı döneminde yaşadık ve gerekli bilgiye sahip olmak her zaman önemliydi, bilginin bir değeri vardı: Ekinler ne zaman ekilir, ne nerede bulunur, haritalar ve hikâyeler – bunlarınkarşılığında bir şeyler alınırdı. Bilgi değerli bir şeydi ve bilgiye sahip olanlar ya da onu elde edebilenler, bu hizmet için ücret alırdı. Son birkaç yılda, bilgi kıtlığı olan bir ekonomiden bilgi bolluğunun yönlendirdiği bir ekonomiye geçtik. Google'dan Eric Schmidt'e göre, artık her iki günde bir insan ırkı, medeniyetin kuruluşundan 2003'e kadar yaptığımız kadar çok bilgi üretiyor. Bu, günde yaklaşık beş eksobayt veri demektir. Zor olan, çölde yetişen ender bitkiyi değil, ormanın içinde belli bir bitkiyi bulmak. Gerçekte ihtiyacımız olan şeyi bulmak için bu bilgiler arasında gezinirken yardıma ihtiyacımız olacak.

Neil Gaiman kütüphanelerin önemi

Kütüphaneler, insanların bilgi almak için gittiği yerdir. Kitaplar bilgi buzdağının yalnızca görünen kısmıdır. Her zamankinden daha fazla çocuk kütüphanelerden kitap ödünç alıyor – her türden kitap: Basılı, dijital ve sesli. Kütüphaneler aynı zamanda bilgisayarı ya da internet bağlantısı olmayan insanlar için önemlidir, kütüphanelerdeki bilgisayarları kullanarak iş başvurusu ve internete taşınan birçok şeyi yapabilirler. Kütüphaneciler bu insanların o dünyada gezinmesine yardımcı olur.

Bütün kitapların ekranlara taşınacağına ya da taşınması gerektiğine inanmıyorum: Douglas Adams'ın Kindle’ın çıkmasından yirmi yıl önce bana dediği gibi; basılı kitap, köpekbalığı gibidir. Köpekbalıkları eskidir: Dinozorlardan önce okyanuslarda köpekbalıkları vardı. Köpekbalıklarının hâlâ var olma nedeni, köpekbalıklarının köpekbalığı olmakta her şeyden daha iyi olmasıdır. Kitaplar dayanıklıdır, yok edilmesi zordur, suya dayanıklıdır ve elde tutması zevklidir: Kitap olmakta üstlerine yoktur ve her zaman onlara ait bir yer olacaktır. Onlar kütüphanelere aittir, tıpkı e-kitaplara, sesli kitaplara, DVD'lere ve web içeriğine erişmek için gidebileceğiniz yerler haline gelmesi gibi.

Kütüphane, bilgi deposu olan ve her bireye eşit erişim sağlayan bir yerdir. Bu, sağlık bilgilerini de içerir. Akıl sağlığını da. Bir topluluk alanıdır. Burası güvenli bir yer, bir sığınaktır. Kütüphanecilerin içinde olduğu bir yerdir. Geleceğin kütüphanelerinin nasıl olacağı şimdi hayal etmemiz gereken bir şey.

Bu metin ve e-posta dünyasında, yani yazılı bilgi dünyasında okuryazarlık her zamankinden daha önemli. Okumak ve yazmak zorundayız, rahat okuyabilen, okuduklarını kavrayabilen, detayları anlayabilen ve kendilerini anlatabilen bireylere ihtiyacımız var.

Kütüphaneler gerçekten geleceğe açılan kapılardır. Ne yazık ki dünyanın her yerinde yetkililerin, bugünün bedelini ödemek için gelecekten hırsızlık yaptıklarının farkına varmadan, kütüphaneleri kapatma fırsatını tasarruf etmenin kolay bir yolu olarak gördüklerini gözlemliyoruz. Açık olması gereken kapıları kapatıyorlar. Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü'nün yaptığı bir araştırmaya göre İngiltere, “cinsiyet, sosyoekonomik durum ya da iş gibi faktörler gözetmeksizin, en yaşlı yaş grubun hem okuma yazma hem de matematikte en genç gruba göre daha yüksek yeterliliğe sahip olduğu tek ülkedir.” Başka bir deyişle, çocuklarımız ve torunlarımız bizden daha az okuryazar ve sayıca daha az. Dünyayı anlayıp problem çözmede yetersizler. Daha kolay yalanlara kanabilirler, içinde bulundukları dünyayı değiştirme kapasiteleri kısıtlı. Ve bir ülke olarak İngiltere, kalifiye bir işgücünden yoksun olduğu için diğer gelişmiş ülkelerin gerisinde kalacak.

Kitaplar, ölülerle iletişim kurma şeklimizdir. Artık aramızda olmayanlardan ders alma şeklimiz, insanlığın kendi üzerine inşa ettiği, ilerlediği, bilgiyi tekrar tekrar öğrenilmesi gereken bir şeyden çok kademeli hale getirdi. Çoğu ülkeden, kültürden ve yapıdan daha eski masallar var.

Geleceğe karşı sorumluluklarımız olduğunu düşünüyorum. Çocuklara, çocukların olacakları yetişkinlere, kendilerini yaşayacakları dünyaya karşı sorumluluklar ve yükümlülükler. Okur olarak, yazar olarak, vatandaş olarak hepimizin yükümlülükleri vardır. Bu zorunluluklardan bazılarını burada dile getirmeye çalışacağım.

Özel ve halka açık yerlerde zevk için okumak zorunda olduğumuza inanıyorum. Zevk için okursak, başkaları bizi okurken görürse, o zaman öğreniriz, hayal gücümüzü kullanırız. Başkalarına okumanın iyi bir şey olduğunu gösteririz.

Kütüphaneleri destekleme yükümlülüğümüz var. Kütüphaneleri kullanmak, başkalarını kütüphaneleri kullanmaya teşvik etmek, kütüphanelerin kapatılmasını protesto etmek. Kütüphanelere değer vermemek, bilgiye, kültüre veya bilgeliğe değer vermiyorsunuz demektir. Geçmişin seslerini susturuyorsunuz ve geleceğe zarar veriyorsunuz.

Çocuklarımıza yüksek sesle okuma yükümlülüğümüz var. Onlara zevk aldıkları şeyleri okumak için. Dinlemekten bıktığımız hikâyeleri onlara okumak için. Seslendirme yapmak, hikâyeyi ilginç kılmak ve onlar okumayı sökse bile onlara kitap okumayı bırakmamak. Bu okuma zamanını, telefonların ve dünyanın dikkat dağıtıcı unsurlarını bir kenara bırakarak çocuklarımızla bağ kurmak için kullanmalıyız.

Dili kullanma yükümlülüğümüz var. Kendimizi zorlamak: Kelimelerin ne anlama geldiğini ve bunları nasıl kullanacağımızı öğrenmek, net iletişim kurmak, ne demek istediğimizi anlatmak. Dili “dondurmaya” ya da saygı duyulması gereken ölü bir şeymiş gibi davranmaya kalkışmamalıyız. Onu, akan, kelimeleri ödünç alan, anlamların ve telaffuzların zamanla değişmesine izin veren canlı bir şey olarak kullanmalıyız.

neil gaiman çocuklar okumanın önemi

Biz yazarların – özellikle çocuklar için yazanlarımız, ama hepimizin – okurlarımıza karşı bir yükümlülüğümüz var: Doğru şeyler yazmak, özellikle de hiç olmayan yerlerde var olmayan insanların hikâyelerini yaratırken önemlidir, gerçeğin olaylarda değil, hikâyenin bize kim olduğumuzla ilgili anlattıklarında olduğunu anlamak için. Ne de olsa gerçeği söyleyen yalandır kurgu. Okurlarımızı sıkmamak, sayfaları çevirmeye zorlamak gibi bir yükümlülüğümüz var. İsteksiz bir okur için en iyi tedavilerden biri, okumaktan kendilerini alıkoyamayacakları bir masaldır. Okurlarımıza doğru şeyler söylememiz, onlara silah ve zırh vermemiz, bu yeşil dünyada kısa süre kalışımızdan edindiğimiz bilgeliği başkalarına vermemiz gerekse de vaaz vermemek, ders vermemek, önceden belirlenmiş olanları zorlamamak gibi bir yükümlülüğümüz var. Çocuklar için yazanlar olarak önemli işler yaptığımızı anlama ve kabul etme sorumluluğumuz var çünkü bunu berbat edersek ve çocukları okumaktan ve kitaplardan uzaklaştıran sıkıcı kitaplar yazarsak, kendi geleceğimizi ve onlarınkini küçültmüş oluruz.

Hepimizin – yetişkin ve çocuklar, yazarlar ve okurların – hayal kurma zorunluluğu var. Hiç kimsenin hiçbir şeyi değiştiremeyeceğini, toplumun çok büyük olduğu ve bireyin hiçbir şey etmediği bir dünyada olduğumuzu varsaymak, duvardaki bir atom, pirinç tarlasındaki pirinç tanesi olduğumuzu düşünmek kolaydır. Ama gerçek şu ki bireyler, kendi dünyalarını sürekli değiştiriyor, geleceğini yaratıyor ve bunu, etrafındaki şeylerin farklı olabileceğini hayal ederek yapıyor.

Etrafınıza bir bakın. Ciddiyim. Bir saniyeliğine durup etrafınıza bakın. Unutma eğiliminde olduğumuz çok bariz bir şeye dikkat çekeceğim. O da şu: Duvarlar dahil görebildiğiniz her şey bir noktada hayal edilmişti. Birisi sandalyeye oturmanın yere oturmaktan daha kolay olduğuna karar verdi ve sandalyeyi hayal etti. Birinin şu an sizinle yağmur altında ıslanmadan konuşmam için odayı hayal etmesi gerekiyordu. Bu oda ve içindeki her şey, bu binadaki ve şehirdeki her şey, birileri tarafından hayal edildi.

Her şeyi güzelleştirme yükümlülüğümüz var. Dünyayı bulduğumuzdan daha çirkin bırakmamak, okyanusları boşaltmamak, sorunlarımızı gelecek nesillere bırakmamak. Arkamızdakileri temizlemek, çocuklarımıza ileriyi göremediğimiz, kötü yönde değiştirdiğimiz ve sakat bıraktığımız bir dünya bırakmamak gibi bir yükümlülüğümüz var.

Politikacılara istediğimizi söylemek, okumanın değerli vatandaşlar yaratmada değerini anlamayan, bilgiyi korumak ve korumak ve okuryazarlığı teşvik etmek için hareket etmek istemeyen her partiden politikacılara karşı çıkma yükümlülüğümüz var. Bu bir siyasi parti meselesi değil. Bu ortak bir insanlık meselesidir.

Albert Einstein'a bir keresinde çocukların zeki olması için ne yapılması gerektiği soruldu. Cevabı hem basit hem de akıllıcaydı. “Çocuklarınızın zeki olmasını istiyorsanız” dedi Einstein, “onlara peri masalları okuyun. Daha zeki olmalarını istiyorsanız onlara daha fazla peri masalı okuyun.” Einstein, okumanın ve hayal etmenin değerini anlıyordu. Umarım çocuklarımıza okuyacakları, okunacakları, hayal edecekleri ve anlayacakları bir dünya verebiliriz.

Not: Bu yazı, Neil Gaiman’ın Okuma Ajansı (The Reading Agency) için verdiği konferansın düzenlenmiş halidir ve konferans Londra’daki Barbican’da gerçekleşmiştir. Okuma Ajansı’nın yıllık konferans dizisi, önde gelen yazarların ve düşünürlerin okuma ve kütüphaneler hakkında orijinal, zorlu fikirleri paylaşmaları için bir platform olarak 2012 yılında başlatıldı.

*Gaiman “gateway drug” (geçiş maddeleri) şeklinde ifade etmiş. Kurgu okumanın bağımlılık yapan tarafına ilgi çekiyor.

Çeviren: Aslı İdil Kaynar

(Guardian)

YORUMLAR

DİLEK KARAASLAN

Her şehre, her mahalleye bir kütüphane inşa etmek yerine rezidans dikmenin kabul gördüğü, okumanın naif bir hobi olarak pompalandığı, azılı çoğunluğun tüm kitaplardan çok daha fazlasını bildiğini "sandığı" bir dönemde, bu ufuk açıcı metni yazan yazara, çevirene, basana minnetle.

16 Şubat 2021

DİLEK KARAASLAN

Her şehre, her mahalleye bir kütüphane inşa etmek yerine rezidans dikmenin kabul gördüğü, okumanın naif bir hobi olarak pompalandığı, azılı çoğunluğun tüm kitaplardan çok daha fazlasını bildiğini "sandığı" bir dönemde, bu ufuk açıcı metni yazan yazara, çevirene, basana minnetle.

16 Şubat 2021

DİLEK KARAASLAN

Her şehre, her mahalleye bir kütüphane inşa etmek yerine rezidans dikmenin kabul gördüğü, okumanın naif bir hobi olarak pompalandığı, azılı çoğunluğun tüm kitaplardan çok daha fazlasını bildiğini "sandığı" bir dönemde, bu ufuk açıcı metni yazan yazara, çevirene, basana minnetle.

16 Şubat 2021

Öne Çıkanlar

YapışkanotuLal Laleş
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Cihan Çakan

12 Mart 2025

Aysuda, Bir Su Perisinin Masalı

Hava o akşam da sisliydi. Şimdi kış, her yer karla kaplı. O zaman aylardan hazirandı, kız kardeşim Aysuda’yla burada, gümüş grisi kumların üstünde yan yanayız. Gölün usul dalgaları bir el gibi ayaklarımıza değiyor. “Yüzelim mi,” diyor Aysuda. “Bu saatte mi,” diyorum. “..

Devamı..

Gerçeklerden Kaçarken Kendimize Söyled..

Çetin Devran

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024