Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

13 Eylül 2022

Öykü

Trenler ve Mektuplar

Sibel Oğuz

Paylaş

1

0


Benim şemsiyem yağmur geçirmiyor. Mavi şemsiyemin üzerinde karanlıkta yanıp sönen  yıldızlar var. Yağmurlu havalarda gökyüzü herkese kapanır, benim üzerime açar. Zehra anam gerçek yıldızların  sönmediğini, biz uyandığımızda onların uyuduğunu söylüyor. Bizim buralarda yağmurlar yorulmazlar. Zehra anam da yorulmaz. Bütün gün kraliçe arı gibi çiçeklere konup durur. Evimiz iki odalı, ortasında çok amaçlı bir hol var. Odaların yolu buradan  geçiyor. Tek kişilik odada Ali uyuyor. Bu sıralar okumayı sökmüş, "kıyıya vuran balık" hikâyesini durmadan okuyor. Evde olduğum günler bütün balıkların sığdığı, onun kendine yer edinemediği hantal balığın buruk hikâyesini dinliyorum. Sıkılıyorum elbette fakat Ali'nin kırık gönlüne bir çatlak da ben açmayayım diye ses etmiyorum. Ninem, Ali'nin izanlı olduğunu, büyüyünce öğretmen olacağını iddia ediyor. O dediğinden bende de var mı bilmiyorum fakat bir  kitapları bir de annemi çok seviyorum. 
Beş kişilik kerpiç evde üç  kişi yaşıyoruz. Annemle babam Ankara'ya giderken tren kazasında melek olmuşlar. Zehra anam söylüyor. Okulun olmadığı günler tren istasyonuna gidip geleceklerini umarak onları bekliyorum. Bu sıralar Nasrettin Hoca'nın göl hikâyesini okuyorum. Ondan olsa gerek, ya gelirlerse deyip istasyonda  akşam ediyorum fakat çok geçmeden umudum  kayboluyor gölün bataklığında. Matematikle aramın iyi olduğunu söyleyemem fakat doğa kanunlarını ezbere biliyorum. Bir kaşık yoğurt koca bir gölün rengini değiştiremez. 
Yağmurun yağmadığı bazı geceler penceremde annemin karartısını görüyorum. Rüzgâr gibi esip geçiyor. Ali'ye söyledim, inanmadı. Okuduğu kitaplara bakılırsa bunun imkânsız olduğunu savundu.
Sustum, bir daha annemin cama vuran saçlarını kimseye anlatmadım. Yazları Almanya'dan dayım geliyor, Feriha adında bir kızı var. Saçları sarı, uzun boylu, elleri benimkilerle kıyaslanamayacak kadar narin. Zehra anam havasından, suyundan, iklimden olduğuna yoruyor. Benim saçlarım siyah, telleri kalın. Yağmur değince kirpiye dönüyorum. Bir şemsiyem olsa... Kuzenimin yumuşak saçlarına dokununca pamuk tarlasında hissediyorum kendimi. Dayımlar gelince evimizle beraber soframızda şenleniyor. Ekmeğimize sürülen tereyağının miktarı artıyor. Ali'yle ben dayımların gitmesini istemeyişimizin altında buna benzer sebepler var.
Yıllar geçti, biz büyüdük. Zehra anamın uzun boyu kısalarak kamburunda toplandı. Bu haziran dayımlar erkenden geldiler. Zehra anamın gönlü nehir olup taştı, içinde türlü balıklar canlandı. İpek böceği –içimden Feriha'ya bu adı taktım– daha da alımlı olmuştu. Ekoseli kısa eteği hayallerime giremeyecek kadar uzaktı bana. Kırmızı çizgileri hareket ettikçe uçurtmaya benziyordu. Kuzenimin akıl almaz güzelliği, lekesiz beyazlığı karşısında Ali mum gibi eriyordu. Kardeşimi bir kenara çekerek hayallerin de bir sınırı olduğunu üstü örtük anlattım. Bizim evde hiçbir şey açıkça anlatılmaz, annemle babamın Ankara'ya gidişi gibi. Ali dediklerimi anlamıştı. Bakışlarını Feriha'dan çekmiş, nereye bakacağına karar veremiyordu. Dayım bizi başına toplayarak getirdiği hediyelik bavulu açtı. Babaanneme giysiler, mutfakta işini kolaylaştıracağını savunduğu tuhaf aletler almıştı. Hoş, Zehra anamın hiçbir şeyde zorlanmadığını bilmeyen yoktu. Ardından siyah bir kutunun içinden çıkardığı saati Ali'ye uzattı. Kardeşim zamanın yükünü bileğine  yükleyerek geç kalma bahanelerini ortadan kaldırmıştı fakat bu eylemin sorumluluğunun farkında değildi henüz. Sıra dayımın bana getirdiği hediyeye gelmişti. Heyecanımdan altıma aldığım ayak parmaklarımı sıkıyor, gevşetiyordum. Hasat zamanını bekleyen çiftçi gibi coşkuluydum. Dayım paketten çıkardığı şemsiyeyi bana uzattı. Şimdi uzak tepelerde gökkuşağı açmasa da olurdu. Şemsiyenin rengi mavi, üzerinde belli aralıklarla dizilmiş yıldızlar ve kulpuna yakın bir yerde küçük düğmesi vardı. Ona bastığım anda kocaman gökyüzü üzerime kapandı, yıldızlar içimdeki tenha köşeleri aydınlattı. Zehra anam, ben ve Ali, üçümüzün sığınabileceği kadar büyüktü. O anki sevincimi ne ben anlatmayı becerebilir ne de yakınımdakiler dinleme sabrı gösterebilirdi. Mutluluk bir kelebek gibi gelip konmuştu yakama, uçmasa iyiydi. İpek böceği başını kozalaktan çıkarmış, görüş alanı genişlemiş, yükseklerden inerek bizimle aynı mesafeden bakıyordu hayata. Kısacası olgunlaşmış, insan hâllerinden anlıyordu. Gittiklerinde arkalarından üzüleceğimiz sebeplere bir yenisi eklenmişti. Benim açımdan tabii...

O yıl mutluluğumuzu doyasıya yaşadığımız son hazirandı. Zehra anam elindeki işi aceleyle bitirerek radyonun başına oturuyor,  haberleri sonuna kadar dinliyor, başını çaresizce sallıyordu. Yüzüne bizden gizlemeye çalıştığı yüz yıllık bir keder yayılmıştı. Ali liseyi okumak için şehre gitti. Şemsiyenin altında kocaman bir boşluk oluştu. Haftada bir mektuplaşıyoruz. Devletin yurdunda kalıyormuş. Tarhana çorbalarından şikayetçi, her seferinde eve olan özlemini, yurdun eksiklerini yazarak dile getiriyor fakat Zehra anam, kalem sahibi olmanın bir bedeli olduğunu, bunu sevdiklerinden uzak kalarak ödeyebileceğini söylüyor. Söylerken sanırsın bir çocuk sancılar içinde dünyaya açıyor gözlerini...
Ali'nin şehre gitmesiyle beraber istasyona gitme sebebime bir yenisi eklendi. Bizim evde neden-sonuç ilişkisi ters orantılıydı.
Bir sabah,  zaman aralığı güneşin yumuşak geçişler yaptığı kuşluk vakti olmalıydı, Zehra anam yazın elde ettiğimiz ürünlerden bir kısmını -patates, soğan, bal kabağı gibi- kilerin cephaneyi andıran kuyusuna doldurup üzerini toprakla örttü. Bu hazineyi kimden, niçin, ne zamana sakladığımızı anlamıyordum fakat Zehra anamın yüzüne bulaşan kederden ailemizi sıkıntılı günlerin beklediğini kestirmem zor değildi. Ali'nin mektupları giderek seyrekleşiyordu. Yurdun kurallarının kardeşimi uysallaştırdığını düşünüyor, bende bıraktığı kokusunu özlemle içime çekiyordum. Son mektubunda dayımın aldığı saatten bahsetmiş, vaktinde uyanabildiğini söylüyor. Feriha'yı görmüş rüyasında, üçümüz çizdiğimiz dairenin içinde sek sek oynuyormuşuz. Aşk bu, gönlüne girmeyi beceremez fakat rüyalarına girer, sevdiğinle aynı kümenin elemanı olursun. Zaman geçtikçe ninemin yüzündeki keder yerleşip kaldı. Yüklü kelime dağarcığından geriye belli sözcükler bırakarak içine kapandı. Ali'yi unutacak diye kaygılanıyordum. Uykumun gelmediği bir gece ninemin konuşmalarını işittim. Sabilerin baharını kışa çevirme, diye Allah'a yalvarıyordu.
Bir sabah uyandığımızda kasabanın her köşesinde askerler vardı. Askerler ellerinde silahlarla heykel gibi hareketsiz duruyordu. Yüzlerindeki ifadeyi görünce sanırsın toprağa kök salacaklar. Yerdeki sessizliğin aksine gökyüzü hareketliydi. Uçaklar doğu-batı yönüne  aralıksız uçuyordu. Hâlbuki bizim burada trenler tek yönlüydü, yolcular aynı yöne gider, bazıları bir daha dönmezdi. Kasabanın üzerinde toz bulutları dolaşıyordu, trenin geliş saati yakındı. Zehra anam  Ali'den mektup var mı diye istasyona yolladı beni. İlk defa kendi isteğim dışında ilerliyordum defalarca gittiğim, gitmek için sebepler aradığım bu yolda. Şemsiyemi  yanıma almadım, toz bulutlarının yıldızları körelteceğini, eskisi kadar parlak olamayacaklarını düşündüm. Oysa yağmurlu havalarda  sarı renkleri ışıldardı üzerimde. İstasyon görevlisi bir süre mektup getirip götürmeyeceğini söyleyerek uzaklaştı. Arkamdan trenin kalkışını haber veren düdüğünü öttürdü. Boşluğa acı bir isyan üfürüyor gibiydi. Kardeşimden haber alamıyor oluşum ve her yerde askerlerin karşıma çıkması dönüş yolumu çekilmez kılıyordu. Zehra anamın yanına vardım,  yüklü bir haberle döneceğimi umuyordu. Elimde, yol kenarından kopardığım  bir yaprağı kopmuş gelinciği uzattım. İstediği bu değildi elbette. İstasyon şefi mektupların posta kutusunda takılıp kalmış olabileceğini söylüyor dedim. Bozmadığı sessizliğini sürdürerek bütün öfkesini nefesine yükledi. Gelinciğin kalan iki yaprağını kopararak rüzgâra bıraktı. Kırmızı yapraklar toz bulutunun arasında gözden kayboldu. Hayatımda ilk defa yalanın verdiği mecburiyetle karış karşıyaydım.
İkindi vakti yakındı. Zehra anam  abdest alıyordu, askerlerin gelme sebebini sordum. Uzun uzun baktı gözlerime. Üstü kapalı söylemlerinde yakında savaş çıkacağı gerçeği vardı. İçeri geçmek için yanından ayrıldığımda arkamdan seslenerek artık üzerime geniş giysiler giyinmemi söyledi. Başımı olur anlamında salladım. O gece bağrışmaların sesine uyandım, Zehra anam kolumu kaptığı gibi karanlık yollardan geçerek kilere götürüp eşyaların arasında bir boşluğa soktu beni. Bu dar alanda yeniden ana rahmine dönmüştüm fakat anne karnı kadar güvende değildim. O geceye dair duyduğum sesleri anlatmayacağım. 
Ilık bir havaya uyandım. Tehlikenin bittiğine inanarak odaya koştum. Zehra anam bir daha konuşmamak üzere susmuştu. Yüzündeki keder çoktan silinmiş, camdan sızan güneş güleç yüzünü aydınlatıyordu. Üzerime geniş şeyler giyerek dışarı çıktım. Bütün evlerin duvarlarında, her biri farklı tarihlerde yapılmış bizimkine benzer resimler asılıydı. Şaşkınlıkla odanın ortasında dönüyordum. Birkaç asker kapıyı çalmadan içeri girdi. İtiraza fırsat bırakmadan içinde tanıdıklarımın bulunduğu bir grupla tren yoluna götürüldük. Dönüşü bilinmeyen bir yolculuğa çıkıyorduk. Başta ninem olmak üzere değerli şeylerimi arkamda bırakmıştım. Yol boyu şemsiyemi düşündüm. Ali'yi, ondan gelen mektupların heyecanını düşündüm. 
Gözümü sımsıkı kapattım. Bahar gelmiş, Zehra anamın kuyuya gömdüğü patatesler yeşermiş, üzerine beyaz çiçekler konmuştu. 

YORUMLAR

Henüz hiç yorum yapılmamış. İlk yorum yapan sen ol!

Öne Çıkanlar

Eşsiz Manzaraları Avuç İçine Sığdıran ..Oggito
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Nilüfer Kuzu

11 Mart 2025

Elias Canetti’nin Okuma Serüveni

Canetti’nin ilginç bir okuma serüveni yorganın altında cep feneri ile gizli gizli yaptığı kitap okumalardır.Okula başlamasından birkaç ay sonra babasının getirdiği bir kitap Canetti’nin yaşamını değiştirir. Bu kitap Binbir Gece Masalları’nın çocuklar için hazırlanmış ..

Devamı..

Hayattan Notlar

A. Dilek Şimşek

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024