Kemal Tahir ve Roman Geleneğimiz
2 Kasım 2017 Edebiyat Kültür Sanat Roman

Kemal Tahir ve Roman Geleneğimiz


Twitter'da Paylaş
0

Bizde Dostoyevski yok, Balzac da Fransa’da yaşadı diye ümitsizliğe kapılırlar, elbette bir yandan da Batı’nın ikinci sınıf yazarlarını taklitten geri durmazlar. Kemal Tahir sohbetlerinde, roman geleneğinin ve bunlarla ilgili olarak romanın temel sorunlarının üzerinde önemle dururdu.
Oğuz Atay
Bütün sanatlar gibi roman sanatı da bir geleneğin üzerine kurulur. Bu gelenek yalnız roman geleneği değildir; toplumun kültür geleneğini yaratan bütün davranışların tarihidir. Sanıyorum Kemal Tahir Türk tarihine eğilirken, zengin kültür geleneğimizden esaslı bir biçimde yararlanmanın gereğini duyan ilk romancımızdır. Daha uzun yaşasaydı, Devlet Ana ile başlayan ve Timur’la yarım kalan çalışmalarını sürdürerek uzak geçmişimizin romanını da yazacaktı. Kültür geleneği, her millet için farklı yollar izler; sanatçı da bu değişik yolu bulamazsa, başka kültürlerin taklitçiliğinden kurtulamaz. Kemal Tahir bunu çok iyi anlamıştı; belki de bunu gerçek anlamıyla kavrayan tek romancımızdı. Roman geleneği ise, daha farklı özellikler taşıyor bir bakıma: Bütün sanatların evrenselliği gibi roman sanatı da bütün insanlığın malıdır, dolayısıyla roman geleneği de romancıların malıdır. Kemal Tahir bu gerçeği de bütün derinliğiyle sezmiş ve benimsemiştir. Türk roman geleneğinin uzun bir yaşantısı olmadığını düşünerek bizim talihsizliğimize üzülenler, roman ve kültür gelenekleri arasındaki bu temel ayrımı göremeyenlerdir. Her şeyi birbirine karıştırma geleneğinin usta temsilcileri olan birtakım aydınlarımız, bizde Dostoyevski yok, Balzac da Fransa’da yaşadı diye ümitsizliğe kapılırlar, elbette bir yandan da Batı’nın ikinci sınıf yazarlarını taklitten geri durmazlar. Kemal Tahir sohbetlerinde, roman geleneğinin ve bunlarla ilgili olarak romanın temel sorunlarının üzerinde önemle dururdu. (Sanıyorum yakında romanla ilgili notları da derlenerek yayımlanacak.) Kemal Tahir, bütün dünya roman geleneğine sahip çıkabileceğimizi görmüştü. Bir zamanlar moda olan “en çok beğendiğiniz on roman” sorusuna verdiği karşılık (aklımda kalan adlar) Robinson Crusoe (Defoe), Don Kişot (Cervantes), Manon Lescaut (Abbe Prevost), Tehlikeli Alakalar (Laclos) gibi eserlerle elbette Balzac, Tolstoy, Dostoyevski ve Gogol’ün romanlarını kapsıyordu. Bir gün roman kahramanının temel sorunlarından söz ederken, onu “Madame Bovary gibi, herkesin kolayca içinden çıkabileceği bir meselenin içinde bocalayan ve hatta bu yüzden hayatını kaybeden biri” olarak tanımlamıştı. Sanıyorum böylece romancının temel sorunlarından biri olan, “moral” sorununu da belirlemiş oluyordu. Nitekim romanlarında bu sorun bütün önemiyle ve diyalektik gelişimiyle her zaman karşımıza çıkar; çünkü moral sorun, aynı zamanda roman geleneğini oluşturan en önemli elemanlardan biridir. Kemal Tahir, Batı roman geleneğini bütün ayrıntılarıyla kavramış bir yazardı, ama roman malzemesinin ve felsefesinin Türk kültürüne dayanması gereğini de aynı kuvvetle duyuyordu. Zaten Batı roman geleneğini gerçek anlamda bilmek, sanıyorum bir romancıyı bu doğal sonuca götürür. Ne yazık ki ülkemizde kavram kargaşası yüzünden aslında Batı’nın kötü taklitçisi yazarlar ulusal romancı sanılırken, Batı’nın roman geleneğine sahip çıkmak durumunda olanlar da Batı hayranı olarak tanımlanıyorlar. Elbette Kemal Tahir eserinin bütünlüğüyle bu tartışma alanının üstündedir, ama Kemal Tahir ayrıca kendi kültürüne sahip çıkmak istediği için (elli altmış yıllık değil, bütün kültürünün mirasçısı olduğu için), aynı kafası karışıklar tarafından Osmanlı hayranı olarak nitelendiriliyor. Ne olacak yani? Roman gibi derin imkânları olan bir sanat, elli yılın duvarları arasında mı kalacak. Kemal Tahir’in bu gibi saçmalıklarla geçirecek zamanı olmadığı için, Türk roman geleneğini geliştirme yolunda kendisine nereden ne gerekmişse çekinmeden almıştır ve o romanı, kendi üstün yeteneği ve diyalektik geliştirme yöntemiyle çok ileri bir aşamaya getirmiştir. Sağlığında on beş roman yayımladı. İlk dönemlerinde yazdığı üç romanı daha ölümünden sonra yayımlandı, sanıyorum başka romanları da çıkacak. Roman geleneği ile Türk kültür geleneği arasındaki gerçek ilişkiyi bulduğu için bu kadar verimli olmuştur Kemal Tahir. Burada Türk roman geleneği ile ilgili bir söz eklemek de romanımız için iyimser olmayanlara bir aydınlık getirir diye umuyorum. Kemal Tahir gibi ben de, “Bizde çok adam bulunur,” diye düşünüyorum. Roman geleneğimizin Halit Ziya, Abdülhak Şinasi Hisar, Ahmet Hamdi Tanpınar gibi ustalarının canlandırılması soruna yeni boyutlar kazandıracaktır. Bu konuya titizlikle eğilenler, ayrıca Osman Cemal, Mithat Cemal gibi adları da ekliyorlar. Araştırmalar bize özellikle malzeme değeri taşıyan daha birçok eseri yeniden kazandıracaktır. Merak edilmesin, Kemal Tahir roman geleneğini herkesten iyi biliyordu ve Kemal Tahir gibi, Osmanlı diye tanımlanmaktan korkmadan (aslında hiç aldırmadan) Türk kültürü üzerine gerçek bir yaklaşımla eğilmesini bilenler, zengin kaynaklar bulacaklardır. Koparılan bütün gürültüye rağmen bunun olumlu belirtileri görülüyor. Kemal Tahir büyük bir geleneğin adamıdır. Bizi taklitçiliğe ve kendisini taklide değil, özgünlüğe götüren bir yolun sanatçısıdır. Politika, 20 Nisan 1976, Oğuz Atay’a Armağan - Türk Edebiyatının Oyun/Bozan’ı içinde, Haz. Handan İnci, İletişim, 2007

Twitter'da Paylaş
0

YORUMLAR


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR