Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

3 Aralık 2024

Roman

Kenet Bir Palimsest Metin mi?

Ayşe Ceylan Topçu

Paylaş

2

0


Kenet, modern insanın zamana ve mekâna sıkışmışlığını sorgular. 

Hakan Akdoğan, geleneksel edebiyattan ziyade çağdaş edebiyata gönül vermiş bir yazar. Edebiyatta farklılık arayışı içinde olan felsefe, psikanaliz, mitoloji, sosyoloji ve tarih gibi birçok disiplinden beslenir.

Kenet, anlatıcı Haşmet’in geçmişini, bugününü ve hatta geleceğini birbirine bağlayan, yaşanmışlıklarının izlerininin palimseste uğramış hafızasıdır, diyebiliriz. Haşmet’in geçmişte yaşadıklarının bugünle iç içe geçmesi, izlerin tümüyle silinmemesi iki ruhun bir bedende yaşaması –Bahattin ve Haşmet– gibi üst üste yazılıp silinen üstüne yenisi inşa edilen bir metin, Kenet. “Yaşananlar yaşanmamış gibi görmezden gelinebiliyor ama bıraktıkları büyüyen bir gölgeye dönüşüyor.” (s. 42)

Yazar Hakan Akdoğan Kenet’te, döşek metin olarak Yusuf Atılgan’ın Anayurt Oteli’ne, Orhan Pamuk’un Masumiyet Müzesi ve Kara Kitap’ını, Hasan Ali Toptaş’ın Gölgesizler’ini Anthony Burgess'in Otomatik Portakal’ını, Hakan Akdoğan’ın Kirpi Mesafesi’ni kenetleyip yeniden örülmüştür. Bu romanın açıktan metinlerarasılığının eleştirmenler tarafından çok yorumlanacağını düşünüyorum.

Bahattin, mekân olarak pansiyonda ki pansiyon geçici konaklama yeri; yaşam gibi görünse de… Pansiyon yeraltı dünyasının imgelemi dersek, pansiyon sahibi Bahattin öte dünyanın Tanrısı, Hades diyebiliriz. “Onlar da bizim gibi. Biz de onlar gibiyiz. Dün bizim gibilerdi. Belki yarın biz de onlar gibi olacağız.”/ “Canlı gibiler yani. Biz de ölü gibi miyiz?”/ İkisi de… (s. 48) Gasilhane de sonsuz uykunun yeri; ölüm gibi. Karakterler Haşmet, Bahattin Selami ve Servet Varlık ve Hiçlik arasında.

Aynı zamanda Kenet, modern insanın zamana ve mekâna sıkışmışlığını sorgular. Bu anlamda Kenet’in anlatıcısı Haşmet de ontolojik bir yalnızlık sürer, varoluş kaygısı ve korkusu hep hâkimdir. “Kaygım iç dünyamı sarsarken bedenim de zorlanıyor. Sürekli uykuya kaçmak, kendini kapatmak için uğraşıyor. Biliyorum acıyı azaltmak için yapıyor bunu. Bu kaygıya dayanamadığımın farkında bilincim. Yazılarım dışında dikkate değmeyecek bir adam olduğumu düşündükçe canım daha çok yanıyor. Çelişkiye düşüyorum.” (s. 56)

Haşmet, Antik Yunan’daki Chiron gibi her yaralandığında ölemese de acısı dinmez. Bu acıyla yaşamayı öğrenir “Suçlu bir susma” kahramanı esir alır ve dört yıl ismi değişmeyen kendi aynı kalan çevresi değişen mekânda yazarak şifalanmaya çalışır.

Kenet aynı zamanda bir kefaret romanıdır. Ian Mc Iwan’ın Kefaret kitabındaki Briony karakteri gibi Haşmet. Büyüme kayıpların tarihidir. Acıdır, sancılıdır. Emeklersin anneye ulaşmak istersin anne bırakır, annenin Haşmet’i bırakıp şehre gitmesi gibi, yürümeye başlarsın ilk sevgiliye varırsın Feriha gibi bırakır gider, koşarsın bu sefer tamam dersin Özgür gibi kayboluverir.

Şimdinin kendi başına hükmü yoktur. Geçmişin ve geleceğin aynasıdır. Geçmiş geçmiyor, geçmiş hem şimdidir hem de gelecektir. “İnsan değişiyor, zaman değişiyor, mekân değişiyor, ama doğa bir biçimde varlığını sürdürüyor eksik gedik, yarım yamalak da olsa. Çocukluğumun, ilk gençliğimin, belki de yaşamımın sarsıcı günlerine dönüp o ağır yaranın iltihaptan yumuşamış kabuğunu yırtarak açmak gerekecek.” (s.35)

Nietzsche’nin Böyle Buyurdu Zerdüşt kitabının ana meselesinin “Bengi Dönüş” olduğunu açıklar. “Yaşadığın ve yaşamakta olduğun bu hayatı, yeniden ve sayısız kere daha yaşamak zorunda kalacaksın; içinde yeni hiçbir şey olmayacak: Yaşamındaki her acı, her sevinç, her bir düşünce ve her bir soluk, tarif edilemeyecek kadar küçük ya da büyük her şey, arka arkaya ve aynı sırayla, sana dönecek – ağaçların arasından süzülen şu alacakaranlık ve şu örümcek bile, şu an ve ben kendim bile. Varoluşun sonsuz kum saati, içinde toz lekesi olan sen ile, yeniden ve yeniden baş aşağı çevrilecek” Kenet’te mekân zaman ve karakterler üzerinde tekrarları görebiliriz. Bahattin’in otelde yaşaması sonrası Haşmet’in aynı pansiyonda yaşamaya başlaması, Bahattin’in yazı serüvenine paralel Haşmet’in kitap yazması, iki -belki de üç- cinayetin kim tarafından işlendiği döngüsel formda devam ediyor.

Kenet, varoluşçu bir metin olmanın yanında aynı zamanda Jung'yen bir metin. Haşmet persona, Bahattin gölge, Selami anima, Özgür animus. “Jung haklıydı; biz arketipleri tekrar eden kopyalarız. Kendimizi ne kadar biricik sansak da sadece tekrarız. Hatta tekrarın tekrarıyız.” (s. 123)

Haşmet, Selami, Bahattin dışarıyı seyretmekten hoşlanıyorlar. “ ‘Senin elindeki kesikle hemen hemen aynı Bahattin Bey,’ dedi Melahat Hanım. Bahattin bir kendi avcuna bir benim avcuma baktı. Pansiyonu devraldığı yıl, babasının kaldığı odada kesilmişti.” (s. 121) Yazar, bu şekilde karakterler arasında ortak bağ kurdurarak okura bu karakterler aynı mı sorusunu sordurtuyor. Farklı bir bakış açısı olarak; anlatıcı ya gerçeklikten kopmuş ya da güvenilmez anlatıcıdır düşüncesini akla getiriyor.

Selami’nin suçlu görünmek için beyaz tişört giyip elini kesip üstüne sürmesi dikkat ve ilgiyi şiddet üzerinden çekmesi, Selami’nin babasının şiddete meyilli olması, Sorunlu bir kişilik göstergesi. En önemlisi Selami’nin baba sorunsalı benzeri Bahattin de Oedipus kompleksine teslim. “Babasının cenazesini yıkamış uzun uzun. Mezara indirip tahtaları çaprazlama üzerine yerleştirdikten sonra kefene doğru eğilip birkaç kişinin duyduğu bir cümle söylemiş: ‘Önce sen öldün. Beni gömemedin. Ben seni gömdüm’ “

Hikâyenin pansiyonda geçmesi, Bahattin ile Zebercet benzerliği “Bıyıkları Bahattin demekti. Bahattin de bıyıkları. Babasının da dedesinin de Bahattin’in de fotoğraflarında bıyık aileye özgü bir organ gibi dikkat çekiyordu. Sanki hepsi bıyıkla doğuyordu. Bu bıyıksız haliyle herkesi şaşırttığı kesindi. (s. 38) Ortalıkçı kadın Melahat’ın varlığı, pansiyonda yaşaması, anne ikamesi oluşu, İnci öğretmenin pansiyona gelişi, kasabaya Ankara’dan gecikmeli tren ile gelen kadın, Melahat’ı dayısının sömürmesi, Bahattin ile ilişkisi Anayurt Oteli’ni anıştırıyor.

“Melahat ameliyattan yarı baygın çıktığında annesinin ilk sorusu ‘Zarı sağlam mı?’ olmuş. Bu ikinci yarası olmuş Melahat’ın” (s.73) Aşırı yorum olmayacaksa bu sözlerin arkasından Bahattin’in rüyasında gördüğü yangının başlaması romanda bir dönemin kapanıp yeni bir dönemin başlangıcı diyebiliriz.

Pansiyonun adı değişmemiş ama tabelasının değişmiş olması Kenet’i Anayurt Oteli ekseninde okumamızı mı salıveriyor? “Bahattin’in anısını yaşatmak istiyorum. Odasındaki bütün ayrıntılara zaman ayırıp anlamları hakkında kafa yorma niyetindeyim. O benim için önemli bir dönüm noktasıydı.” (s.51) Anlatıcı Bahattin’i Zebercet olarak imliyor. 

BAHATTİN İPEKÇİOĞLU

Babasından miras kalan pansiyonun sahibi. Çelimsiz gassal. Annesi gitmiş, bir daha gelmemiş. Ankara’dan trenle gelen bir kadını sevmiş. Kadın gitmiş, bir daha gelmemiş. Ölü yıkarken aklı gitmiş. Bir daha gelmemiş.

ZEBERCET-ANAYURT OTELİ

Sinemada iyi film biraz da antagonistin protagonisten güçlü olması ile ilgilidir. Kenet’te Bahattin’i antagonist olarak düşünürsek Bahattin karakteri güçlü bir karakter. Haşmet protaganist, Haşmet metni yazmasına rağmen.

Romanın ana meselesine gelirsek; ana meselesi kimlik krizidir diyebiliriz. İnsanın kendi olabilmesi mümkün mü sorusunu sordurtuyor. Bir başkası değil kendi olmak sorunsalı, temel olarak Bahattin ve Haşmet ekseninde dönüyor. Katilin kimliği net verilmezken yüzük şüphe uyandırmaya yetiyor. Haşmet de Bahattin’den el alarak bu hikâyeyi anlatıp bir yazar haline gelir.

Antagonist

Bahattin için,

“Sen gücünü nerden alıyorsun?” dediler. 

“Hiçlikten.” dedim.

Hiçliğin mertebesine ulaştım, gönül doygunluğuna.

Kaybetme korkum yok, kimseyi kazanma çabam da.

Yalnızlık huzura davet, sûkut ruhumda bir nihavent.

Ne hırslarım oldu, ne bencil bir davranışım. 

Böldüm yüreğimin sevgi kırıntılarını, 

eşit dağıttım haksızlık etmedim, 

edene de göz yummadım. 

Şimdi oturuyorum sessizce hiçlik makamında...”

YORUMLAR

Henüz hiç yorum yapılmamış. İlk yorum yapan sen ol!

Öne Çıkanlar

Jorge Luis Borges’in Kütüphaneniz İçin..Oggito
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Semih Gümüş

24 Kasım 2025

İmralı Tartışması, Dem Parti, CHP ve M..

Süreçte iktidar tarafından bugüne dek somut bir adım atılmamış oluşunu hatırlatanlara karşı, “Onun da zamanı gelecek” demek süreci toplumsallaştırma ve açıklık çizgisinin dışına çıkmaktır. Adeta ortalığa bir ateştopu yuvarlandı ve onun gidip CHP’..

Devamı..

Frankenstein’dan Drakula’ya Ölümün ve ..

M. R. Granatino

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024