Uzun Gece
16 Mayıs 2019 Öykü

Uzun Gece


Twitter'da Paylaş
0

Kadın bir kez daha gelmişti sevdiği ve daha önce defalarca geldiği bu tarihi şehre. Bardaktan boşanırcasına ve hiç ara vermeden yağan yağmur, şemsiyesine ve saçak altlarına sığınmasına rağmen ıslatmıştı onu. Pantolonunun dizlerinden aşağısı ıpıslaktı. Botları oluklardan dere gibi akan ve yollarda biriken sulara daha fazla dayanamamış, su almaya başlamıştı. Şubat ayının soğuğunu bu ıslaklıkla iki kat daha fazla hissediyor gibiydi. Kalçalarını örtmeyen kısa mont giydiğine pişman oldu. Bir an önce kalacağı yeri bulup üstünü değiştirmek ve ısınmak istiyordu. İlk defa bir hostelde kalacaktı. Karnaval zamanı olduğu için yer bulamamış ve bir gece kalacağı için kabul etmek zorunda kalmıştı bu durumu. Ondan sonraki günlerde küçük bir otelde kalacaktı. Verilen adresi buldu ve bir sokak ötede saray dedikleri bir başka yerde kalacağını öğrendi.

Yanına katılan delikanlı ile birlikte geldi eski ve güzel binaya. Yedi yatağın sığdığı, kristal camlı büyük pencereleri olan, duvarları ve yüksek tavanı ressam elinden çıkmış işlerle bezeli kocaman bir odaya götürdü odanız burası diye. Odada kimse olmadığı için camın önündeki yatağı seçti. Hiç değilse bir yanı boş olur diye. Sadece yataklardan oluşan, bir dolabın bile olmadığı bu koca odayı altı kişiyle paylaşmak fikri canını sıksa da hemen bavulunu açıp pijamalarını giydi. Islak pantolonunu, kolları ıslanmış montunu ve botlarını odayı pek de ısıtmayan pencere önündeki radyatörün etrafına yerleştirdi. Yağmur hâlâ devam ediyordu. Birkaç saate kalmaz hava kararırdı. Gezdiği şehirlerin gecesini severdi ama bu ıslak mont ve botlarla, bu yağmurda mümkün olamayacağını bildiği için kitabını alıp yatağına girdi. Telefonun kulaklığını takıp bir yandan da müzik dinlemeye başladı.

Hava kararmış, oda sakinleri de gelmeye başlamıştı. İlk önce Çinli olduklarını tahmin ettiği iki genç kız geldi ve onlar da, “İyi akşamlar!” diyerek kapıya yakın iki yatağa yerleşti. Odanın bir ucunda onlar, bir ucunda kendisi yerleşmiş durumdaydı. İnşallah başka kimse gelmez diye düşündü ve kitabına döndü. Sonra bir telaşla havaalanındaki bir dükkândan indirimde olduğu için aldığı takılar aklına geldi. Beğenerek aldığı, maaşının üçte birini ödediği küpeler ve kolye. Yolculuklarda genelde kredi kartı kullanıyordu ama bu sefer yanında epeyce nakit para da getirmişti. Tanımadığı altı insanla aynı odada yatacaktı; ya bütün parasını, pasaportunu, takılarını çaldırırsa diye aklından geçirdi ve yüreği hızla çarpmaya başladı. Kızlar eşyalarını yerleştirdikten sonra dışarı çıktılar. Herhalde akşam yemeği yiyeceklerdi. Akşam yemeği deyince acıktığını fark etti. Öğlen yemeyip çantasına koyduğu yarım sandviç geldi aklına,  bir de muzu vardı.  Dışarı çıkmadan karnımı doyururum diye düşündü. Doyurdu da.  Paralarını ve takılarını pijamasının cebine koyup ortak kullanılan tuvalete gitti. Diğer odaların ve mutfağın açıldığı holde bir grup, kahve içip sohbet ediyordu. O da kendine bir kahve alıp odasına geçti.

Birkaç saat sonra odaya, on sekiz ya da daha küçük olduklarını tahmin ettiği sırt çantalı, uyku tulumlu iki sarışın genç kız daha geldi. Aralarında Rusça konuşuyorlardı. Çinli kızların yanındaki yataklara da onlar yerleşti. Gece kâbusa dönüyordu. Muhtemelen parklarda uyku tulumlarıyla yatan bu gençler yağmurda sokakta kalamayıp buraya sığınmışlardı. Belki de son paralarını buraya harcamışlardı. Onlara göre yaşlı sayıldığını biliyordu. Kılığı kıyafeti de fena değildi. Ya beni uyutup paramı ve takılarımı, tabletimi alırlarsa ne yaparım ben buralarda diye düşündükçe, hâlâ çok iyi ısınamamış odada ter bastı. Uyumamam lazım diye düşündü ve onu ayakta tutması için dışarı çıkıp bir kahve daha aldı.

Gece yarısına doğru Çinli kızlar dönmüş, onlardan on dakika sonra da odanın son sakinleri aksanlarından Amerikalı olduğunu düşündüğü biri siyah iki kız daha gelmişti. Yanındaki son yataklara yerleşip hemen uyudular. Allahtan kimse odayı çok da aydınlatmayan ışığı söndürmeyi düşünmemişti. Belki onlarda kendisi gibi korkuyordu. O cılız ışıkta bitirmek üzere olduğu kitabını okumaya çalışıyordu. Bir metre aralıklarla dizilmiş yatak sakinlerinin hepsi uykuya dalmıştı. Hafif horlamalar da duyuldu. Evet, iki kişi horluyordu. Duymamak için kulaklıklarını taktı. Uykuya direnmesini emrettiği gözkapakları oldukça ağırlaşmıştı. Sakız çiğnemeye başladı uyanık tutacağını düşünerek. Yarım saattir aynı sayfada aynı cümleleri okuyordu. Artık uykusuzluktan okuduğunu bile anlamıyordu. Saat üç olmuştu. Ara ara içi geçiyor, başı düşünce hemen uyanıyordu. Oda gecenin ayazıyla daha da soğumuştu, ısınmak için  yavaş yavaş yatağın içine doğru kayıyordu.

Yanındaki yatakta yatan siyah kız uyandı önce, göz göze geldiler, kıvırcık saçları kafasını olduğundan da iri gösteriyordu. Gözlerinin içi kan çanağına dönmüştü, dik dik ve nefretle bakmaya devam eden kara gözlü kız dürterek arkadaşını da uyandırdı. Onun da sarı uzun saçları yüzünü kapatmış aralıklardan sadece buz mavisi boş bakan gözleri görünüyordu.  Sanki uyuşturucu kullanmışlardı. Herhalde gidecekler diye düşündüğü, hiç konuşmadan gözleriyle anlaşan kızlar ona doğru geliyorlardı. Ayaklarını karnına doğru çekmiş, küçülmüştü adeta. Bağırmak istedi bağıramadı. Kendisinin bile zor duyacağı bir sesle, “Ne var? Ne istiyorsunuz?” diyebildi.  Siyah kız hemen yatağa atlayıp ağzını kapatmış, boğazına nerden çıkardığını anlamadığı maket bıçağını dayamıştı bile. Arkadaşı da bir eliyle sus işareti yaparken diğer eliyle cebinden paralarını ve takılarını almaya çalışıyordu.  Tekme atmak istiyor ama buz gibi metali boğazında hissettiği için kımıldayamıyordu. Kendi inleyen sesini duyarak ter içinde uyandı. Kâbus görmüştü.

Güneş odayı aydınlatmaya başlamıştı. Oda sakinleri hâlâ uyuyordu. Saatine baktı saat yediydi. İki saat kadar uyumuştu. Hemen cebini kontrol etti. Her şey yerindeydi. Paralarını cüzdanına, takılarını da çantasının fermuarlı bölümüne yerleştirdi. Artık burada daha fazla kalamazdı.  Bir daha hostelde kalmayacağına kendi kendine söz verdi. Kalktı, hazırlanmaya başladı. Neyse ki botları da, kıyafetleri de kurumuştu. Acıkmıştı, önce karnını doyuracak, sonra oteline geçip en azından valizini bırakıp şehri turlayacaktı.

Karnavala özgü, bol tarçınlı tatlı çörek ve kahveden oluşan kahvaltısını yaptı. Yürüyerek oteline gitti. Valizini bırakacağını söyledi. Giriş kaydı açılırken sabah erken boşaltılan bir odanın yarım saat beklerse hazır olacağını öğrendi. Çok mutlu olacağını ve bekleyeceğini söyledi. Dün gece yaşadıklarının bir ödülü olmalıydı bu.  Valizini alıp odasına çıktı. İlk işi, kaybetmekten ya da çaldırmaktan korktuğu takılarını parasını ve pasaportunu odadaki kasaya yerleştirmek oldu. Saatini kurdu. Üç saat uyuyup, dinlenmeyi planlıyordu. Pijamalarını giydi ve güzel ve kaygısız bir uykuya teslim oldu. Kapısının kilidiyle oynandığını ruhu bile duymadı.


Twitter'da Paylaş
0

YORUMLAR


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR