Çoğu yazar için yazma eylemi, aktarmak istediği mesaja hizmet eder. Söyleyecek bir şeyleri vardır ve sözcükler sayesinde bunları söyler.
Bütün beceriler gibi yazma becerisi de ancak pratik yaparak gelişir. Ne kadar çok yazarsanız kendinizi o kadar çok geliştirirsiniz. Ve bu, kuşkusuz edebi metinler için de geçerli. Tabii yazma becerisi derken maksadımız yalnızca öykü ve romanlar değil, yazdığınız e-postalardan tutun da kısa notlara kadar her nerede dili yazılı bir biçimde kullanıyorsanız aynı durum söz konusu. O yüzden gelin, yazma becerilerinizi nasıl geliştirebileceğinize birlikte bakalım.
Kuralları çiğnemeden önce kuralları öğrenin
Yazmak dediğimizde öncelikle anlaşılması gereken, yazma eyleminin ancak zaman içerisinde mükemmele erişebilecek bir sanat olduğu. Zira yazılı dilin aslında binlerce yılık bir geçmişi var ve yazarlar neyin işe yarayıp yaramadığını ya da arzu ettikleri ifadeyi yakalayabilmek için dili ne şekilde kullanmaları gerektiğini böylesine uzun bir süre içinde keşfettiler.
Aşağıda vereceğim liste öyle çok kapsamlı bir liste değil ama iyi bir yazma becerisinin neler içerdiğine dair en temel unsurları içine alıyor.
Dil bilgisi kurallarına ve dilin işleyiş şekline hakim olmak
Yazmaya henüz başlamış olan çoğu insan dille uğraştığının pek bilincinde olmaz. Dolayısıyla da dil bilgisi kurallarının önemini fark edemez ve hikâye konusunda iyi bir düzeye erişse de dil bilgisi hataları yapmaya devam eder. Oysa yazma konusunda sağlam bir temel öncelikle dili iyi kullanmaktan, dili iyi kullanmaksa dil bilgisi kurallarına hakim olmaktan gelir. Bu kurallar dışarıdan sıkıcı görünebilir ama aslında eğlencelidirler ve dilin sunduğu sonsuz sayıdaki olasılıktan faydalanmak ancak bu kuralları bilmekle mümkün.
Anlatma, göster
Yazan herkesin bildiği ama tuhaf bir biçimde uygulamadığı ya da uygulamaktan kaçındığı en basit kurallardan biri. Halbuki mesele çok net: Okura somut deneyimler sunmak, onlara neyi nasıl hissetmelerini gerektiğini söylemekten çok daha etkili. Üstelik bu kural, çağdaş yazma sanatının temel taşlarından biri. Elbette sürekli kullanmak şart değil. Hikâye açısından pek önem arz etmeyen ufak tefek bilgiler göstermek yerine kısaca anlatıp geçilebilir ama bir imgeyi “şöyleydi, böyleydi” diye anlatmak yerine o imgeyi okurun zihninde nasıl canlandıracağınızı öğrenmek, metninizin daha kalıcı olmasını sağlar.
Az ve öz yazmak
Az ve öz yazmak demek, gereksiz kelimelerden, tekrarlardan, dolambaçlı açıklamalardan kaçınmak anlamına gelir. Tabii hangi kelimenin “gerekli”, hangisinin “gereksiz” olduğunu belirlemek hayli meşakkatli bir uğraş ve kelimelerine yönelik böyle bir beceriyi edinmenin yegâne yolu da her zaman olduğu okumaktan geçer.
Kelime tercihleri
Az ve öz yazma becerisi edinmenin temelinde kullanılacak kelimelere yönelik farkındalık geliştirmek yer alır. Yanlış kelimeleri elerseniz geriye çok kısa bir metin kalır ve okur aktarmak istediklerinizin çoğunu anlamaz – bir anlamda siz kendi dünyanızda kendi kendinize yaşar gidersiniz. Fakat doğru kelimeleri tercih ettiğinizde hem hikâyeyi olabildiğince gerçeğe yakın bir biçimde aktarır hem de kendi sesiniz ve vizyonunuzun metne yansımasını sağlarsınız.
Sese ve ses bilgisine hakim olmak
Dil, sessel bir şeydir. Şu an okuduğunuz her kelime zihninizde seslerle canlanır. İyi bir yazar, peş peşe sıralanan kelimelerdeki ses uyumunun ne gibi imkânlar sağladığını çok iyi bilir. Nitekim bu tarz, kulağa hoş gelen ancak şiir özelliği taşımayan -yani satır sonu kafiyeler ve cümle içi uyaklarla sınırlanmayan- metinlerdeki ses uyumuna “eufoni” adı verilir. Büyük ve küçük ünlü uyumuyla aliterasyonu bilmek ve bunları bilinçli bir biçimde uygulamak, metinlerinizde bu tarz bir uyum yaratmanızı sağlar.
Ayrıca iyi bir yazar, cümle yapılarını çeşitlendirmeyi de bilir. Tamamı kısa ve kesik cümlelerden ya da tamamı neredeyse paragraf haline gelmiş uzun, dolambaçlı cümlelerden oluşan metinler okuru yorar. Kısa cümleler, çarpıcı bir durumu aktarmak ve doğrudan konuya girmek için faydalıyken uzun cümleler, özellikle durumun karmaşıklığını aktarmak için işlevseldir. Metninizde farklı cümle yapıların yer vermenin yanı sıra uzun ve kısa cümleleri bir arada kullandığınız takdirde akıcı bir anlatım yakalayabilir, okuru metninizde kalmaya ikna edebilirsiniz.
Edebi teknikleri bilmek
Yeni yazarların büyük bir kısmı eserlerini edebi hale getirmek için metinlerini metaforlar ve sembolizmle doldurur. Fakat edebiyat dediğimiz şey, metafordan bağımsız olarak ortaya çıkar. Bu gibi tekniklerde aşırı kaçılması bir metnin aşırı süslü, dolambaçlı ve anlaşılmaz olmasıyla sonuçlanır. Kulağa hoş gelir ama kayda değer hiçbir şey söylemez.
Okuru tanımak
Kimin için yazıyorsunuz? Neyi hedefliyorsunuz? Yazma aşamasını bitirip düzeltme aşamasına geçtiğinizde hedef kitleniz hakkında da düşünmeye başlamanız gerekir. Mesela bir hikâye çocuklara yönelikse farklı anlatılır, yetişkinlere yönelikse farklı. Bir romanın yazılma tarzıyla bir anı kitabının yazılma tarzı birbirine benzemez. Bu örneklerin her biri hem farklı yazma becerileri gerektirir hem de kelime seçiminden ifade biçimlerine kadar farklı bir yaklaşım ve bakış açısı.
Yazarken sık yapılan hatalara düşmeyin
Yeni yazarların hemen hemen hepsi aynı hataları yapar. Dil bilgisi kurallarına hakim olmamak, kötü kelime seçimleri, tekrarlar, dolambaçlı, süslü ve anlaşılmaz ifadeler… Ve bunların büyük bir çoğunluğu okumayı reddetmekten, yazma pratiklerini gereksiz bulmaktan, dışarıya karşı hem zeki hem de entelektüel görünmeye çalışmaktan kaynaklanır.
Kuralların ne zaman ve nasıl çiğneneceğinin farkında olun
Her ne kadar tekrar düşme riski taşısa da, yaratıcı yazarlık dediğimiz zaman yaratıcı metinler anlaşılır. Fakat bu demek değildir ki, dil bilgisi kurallarını es geçin ya da söz dizimini alt üst edin. Yaratıcılık, önce kuralları bilmekten ardından o kuralların ne zaman, nerede, nasıl çiğneneceğini bilmekten ve bu bilgiyi doğru bir biçimde kullanmaktan geçer.
Düzenli okuma alışkanlığı edinin
Yazdığınız sürece aynı tavsiyeyi duyacaksınız: Okuyun. Sürekli okuyun. Her gün mutlaka bir sayfa bile olsa okuyun. Kaliteli metinlerin yanı sıra kötü metinleri de okuyun ki, nasıl yazmamanız gerektiğinin farkına varın. Yazmak istediğiniz şeyler kadar asla yazmak istemediğiniz şeyleri de okuyun. Ve bu arada, hazır başlamışken, yazma sanatıyla ilgili ne bulursanız onları da okuyun.
Fakat bu tavsiye size okuduklarınızla ne yapacağınızı, bunları nasıl kullanacağınızı söylemez. Bu aşamada öncelikle bir yazar gibi okumanızı tavsiye ederim. Yani bir metni okurken, kendinize o metnin niçin başarılı ya da başarısız olduğunu sorun.
İşte, okumanın niçin yazma becerilerinizi geliştirdiğini izah eden bazı ufak detaylar:
Okumak ufkunuzu genişletir.
Sabit bir bakış açısında ısrarcı olmak yerine dünyayı farklı açılardan tanıma fırsatı yakalarsınız. Dilin nasıl kullanıldığını görür, kendi kendinize uygulama imkânı bulursunuz. Kelime dağarcığınız genişler, referans alabileceğiniz yeni eserlerle karşılaşır ve yeni ilham kaynakları edinirsiniz.
Okumak kendi sesinizi bulmanıza yardımcı olur
Bütün yazarlar kendi seslerine biçim veren farklı seslerden oluşur. Ne kadar çok okursanız dil konusunda beğendiğiniz ve beğenmediğiniz, kendi metninize dahil ettiğiniz ve etmediğiniz yaklaşımları o kadar çok keşfedersiniz.
Okumak size, başka insanların neler yazdığını söyler
Çok bariz bir şeymiş gibi gelebilir ama günümüzde çoğu yazar, kendi çağdaşlarının neler yazdığından bihaber. Oysa iyi ya da kötü, kendine yazarlık konusunda kariyer edinmek isteyen her yazar, kendi metninin piyasadaki konumundan haberdar olmalı ve varsa eğer, kendi çağdaşlarının düştüğü benzer hatalara düşmemeli.
Tıpkı yazmak gibi okumak da dille kurulan bir etkileşimdir
İster bilinçli isterse bilinçsiz, dille kurduğunu her ilişki yazdığını metni doğrudan etkiler ve ona biçim verir.
Neyi bilmediğinizi bilmiyorsunuz
Okumak bunu düzeltir. Dil ve edebiyat hakkında ne kadar çok okursanız o kadar çok öğrenir, nasıl iyi bir yazar olunacağını kendi kendinize o kadar kolay kavrar, böylece edebiyatla ilgili olmayan insanların “iyi” ya da “kötü” gibi yargılarına kapılıp gitmezsiniz.
Risk alın ve kendinize meydan okuyun
Spor yapmak her zaman biraz zahmetlidir öyle değil mi? Salona gider, kaldırabileceğinizden biraz daha fazlasını seçer, seçtiğiniz ağırlıkları vücudunuz sızlayana kadar indirip kaldırır, günün geri kalanını ağrı içinde geçirir ama yorgunluğunuz geçtikten ve ağrılarınız dindikten sonra ertesi gün soluğu yine spor salonunda alırsınız. Spor zahmetli bir uğraş olsa da gün boyunca enerjik olmanızı, dayanıklılığınızı artırmanızı ve uyum sağlamaya yatkın hale gelmenizi sağlar. Ayrıca formda olmanın yarattığı duygu durumu öylesine ilginçtir ki, başka hiçbir duyguya benzemez.
Üzgünüm ama yazma becerisinin geliştirilmesi de sporla hemen hemen aynı sürece ihtiyaç duyar.
Yeni şeyler denemekten çekinmemeli, nasıl hayata geçireceğinizi bilmediğiniz fikirlerin peşine düşmeli, rahatlık alanınızın dışına çıkmalı, cesurca adım atmalı, elbette başarısız olmalı ve tekrar başa dönüp yeniden başlamalısınız. Bu yolun üzerinden ne kadar çok geçerseniz, size ait olduğunun bile farkına varmadığınız fikirlerin o denli farkına varır, becerilerinizi o denli geliştirirsiniz.
Yazarlar genelde her gün yazmanız gerektiğini söyler. Ben bu fikri katılmıyorum. Nasıl ki, sporun her türü dinlenmeyi gerektirir, yazmak da öyle. Üstelik bütün yazarlar tefekkürler ve sessizlikle olgunlaşır. (Bu da yazmadığınız zamanlarda bile okumaya mutlaka devam etmeniz gerektiği anlamına gelir.) Nihayetide birer makine değiliz ve bana kalırsa sürekli üretmeyi dayatan bir dürtünün yol açtığı tek şey anlamsız metinler yığını.
Kendi özgün üslubunuzu ve sesinizi oluşturun
Bir yazar açısından en önemli şeyin kendi özgün üslubunu oluşturmak olduğunu söyleyebiliriz.
Çoğu yazar için yazma eylemi, aktarmak istediği mesaja hizmet eder. Söyleyecek bir şeyleri vardır ve sözcükler sayesinde bunları söyler. Meseleye yüzeysel olarak baktığımızda bu gayet mantıklı ve doğru bir çıkarım. Ama işin derinine indiğimizde yazının yalnızca söz aktarmaya yarayan bir araç olmadığını görürüz.
En sevdiğiniz yazarları düşünün. Kapağında ne başlık ne de yazar adı olan bir kitabı elinize aldığınızda dahi sevdiğiniz bir yazarın üslubunu tanırsınız. Bu yazarlar hiç kimseye benzemeyerek özgünlüğü yakalar. Çok okur, çok yazar, bütün kuralları bilir, gerektiğinde çiğner ve risk alırlar. Nihayetinde ortaya öyle bir üslup çıkar ki, hiç kimseye benzemez.
Günümüzde çoğu yazarın derdinin kendine özgü bir ses oluşturmak değil, “yayımlanabilir” bir üslup yakalamak, yani piyasada gördüğümüz, hepsi birbirinin tıpkısı öykü ya da romanlardan birini yazmak olduğunu görüyorum. Aslına bakarsanız bu eleştirilecek bir şey değil. Sadece bambaşka bir hedef. Zira yayımlanan her kitap -istisnalar dışında- özenlidir, kurallara uyar ve bu sayede milyonluk kitap anlaşmalarına konu olur. Ama dünya üzerinde kalıcı bir etki bırakmaz. Eğlendiricidir ama kayda değer bir söz söylemez. Okurlara keyif verir, öte yandan zihinlerini beslemez, düşüncelerini ve muhakemelerini geliştirmez.
“Yayımlanabilir” olmak, yüzde ellilik orta dilime hitap eden bir hedeftir. Dünya için değil, Goodreads puanı için yazmaktır. Üstelik açıkça söyleyeyim, büyük bir ustalık da gerektirmez.
Ama özgün bir sese, üsluba sahip olmak ve o sesle yazmaya cesaret etmek, risk almak anlamına gelir. Muhtemelen öykü ya da romanlarınız çok az sayıda insana ulaşır, hatta zaman zaman sizde yılgınlık yaratır. Olsun, devam edin ve kimsenin daha önce yazmadığı biçimde yazın. Çok okuyun, okuduklarınız arasından sevdiklerinizi seçip gerisini bırakın. Klişelere düşmeyin, illa kullanmak zorundaysanız da onları bambaşka şekilde söyleyin. Evet, belki her şey çoktan söylenmiş ve geriye söylenecek bir şey kalmamıştır ama o “her şey” emin olun sizin sesinizle henüz söylenmedi. O yüzden asla pes etmeyin.
Yaratıcı yazarlık atölyelerine katılın
Atölyeler yazma becerilerinizi geliştirmenize yardımcı olur. Kendinizin çok iyi bir yazar olduğuna inansanız bile bu atölyelerden birine muhakkak katılın. Böylece “beğenilmeme, eleştirilme” riskini göze alacak, bol bol okuyacak ve kendi metinleriniz üzerine düşünme gereği duyacaksınız.
Çeviren: Fulya Kılınçarslan







