Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

14 Mayıs 2025

Roman

Anlam Kazandırmak ya da Anlamsızlığa Katlanmak? İşte Bütün Mesele Bu!

Toprak Işık

Paylaş

1

0


İnsanlar yüzlerce yıldır hayatlarına anlam katma arayışı içindeler. 

İsviçreli yazar Peter Stamm’ın, Gece Mavisi Bir Saatte adlı eserini Ufuk Tonka Türkçeleştirmiş ve Tudem markası altında yer alan Delidolu Yayınları ülkemiz okuru ile buluşturmuş. Eserin üç önemli kahramanı var: Andrea, Wechsler ve Judith… Akış, Andrea ve ekip arkadaşı, ünlü yazar Richard Wechsler’in hayatını konu edinen bir belgesel çekmeye kalkışınca başlıyor. Bunun hiç de kolay bir iş olmadığı hemen anlaşılıyor. Richard, kendini sergilemektense gizlemeyi tercih eden bir karaktere sahip… Bunun aksi yönde davranması beklendiğinde ise hırçınlaşıyor.

Kuantum fiziğine göre gözlenen ve gözleyen çift taraflı bir ilişki içindedir; gözleneni değiştirmeden gözlem yapamazsınız. Acaba Wechslerin hırçınlaşmasının nedeni de bu mudur? Nedeni ne olursa olsun, belgesel ekibinin kadın üyesinden esirgediği, bu iş birliğinden uzak tavır, olay akışının yönünü değiştiriyor. Peki değişen akışın ortaya çıkardığı beklenmedik öykü, başlangıçta hedeflenen belgesel filminden daha etkileyici bir sanat eseri olabilir mi? Wechsler’e sorulacak olursa bu kesinlikle mümkün… O, hikâyelerin peşinde olduğunu eser boyunca hissettiriyor, belgesel teklifini de bunun için kabul ettiğini söylüyor. Hikâye taşıyıcısı olan kitapların, bizi resimlerden ya da filmlerden çok daha fazla etkilediğine inanıyor: “Onlar beynimize girip düşüncelerimizi değiştirirler; imgeler yaratıp hayaller kurmamıza neden olurlar.”

Peter Stamm, Wecslerin görüşleri üzerinden sanatı ve hayatı sorguluyor. Belki de sanat, sıradan hayatın eksikliklerini telafi etme çabasının bir ürünüdür. Ya da tam tersine sanatı doğuran sıradan hayata kattıkları değil, ondan aldıklarıdır. Wechsler, söyledikleriyle bunlardan ikincisine inandığını belli ediyor: “Fedakârlık yapmaya hazır olmalısınız. Neyi feda ettiğinizin önemi yok ama fedakârlık olmadan olmaz. …. Eser fedakârlığı saran bir koza gibidir. Fedakârlık yapılmayan eser, ayinsiz kilise gibidir.” Tabii sanatçının, yaptığı fedakârlıktan doğan eksikliği, yine sanatla telafi ettiğini düşünerek iki görüşü uzlaştırmak da mümkün. 

Eserde, özellikle anlatıcı rolünü üstlenmiş Andreanın hayatında ve Wechslerin söylemlerinde, varoluşçuluğun baskın etkisi hissediliyor. Wechsler’in yasak aşkı Judith’in ise kadın bir papaz olarak, inançsızlık ve anlam eksikliği üzerinde temellenen varoluşçuluğun uzağında konumlanması beklenir. Oysa onun da inançla ilgili ciddi sorunları, düşünce dünyasında doldurmayı başaramadığı boşlukları var. Nitekim Wechsler, insanların hiçbir şeye inanmadıklarını iddia ediyor. Ona göre, dinler bu inançsızlığın panzehiri değildir. Dinleri etkili kılan insanlara öyküler sunmasıdır. Dini yaymak isteyenler, insanları zorla ya da ikna yoluyla imana çağırmak yerine, söz konusu dini, onların önüne sadece öykü diye koysalar amaçlarına ulaşmak konusunda çok daha başarılı olurlar.

Bu bakış, gerçek olanı önemsememek üzerinde temelleniyor. Kişi kendinden bilir işi, bağlamında Wechsler de gerçeğe hiç önem vermiyor. Bu konuda onunla aynı görüşte olan Andrea, gerçeğin önemsizliğini, güvenilmezliği ile destekliyor; Wechsler’in, Judith’in, hatta kendisinin bile hiç olmamış olma ihtimalini gündeme getiriyor. Buna karşın Andrea, romanın üçüncü önemli karakteri Judith’in yaşamı üzerinden gerçeğin baskın tarafını fark ediyor. Judith, neyin hikâye, neyin gerçek olduğunu yaşamın pratikleriyle gösteriyor. İçinde yer aldığı hikâyenin gücü, onun kurgudan çıkıp kocası ve çocukları için yemek yapma zorunluluğunun önüne geçemiyor. 

Andrea romanın sonlarına doğru “Asıl mesele anlamsızlığımla uzlaşmaktı.” diyor. Böylelikle peşin anlamsızlık kabulüyle yola çıkan varoluşçuluğun bireye yüklediği sancısıyı ne kadar önemsediğini, eser boyunca gösterdiğini, söyleyerek ilan etmiş oluyor. Andrea, derin felsefi tartışmalarla hayatına anlam kazandırmaya çabalarken ya da hayatının anlamını sorgularken, sıradan insanın basit kaygılarından kurtulamıyor. Örneğin eski sevgilisinin doçent olduğunu öğrenince hangi makama yönelttiği belli olmayan şu şikâyeti dillendiriyor: “Bense hâlâ hiçbir şeyim. Sanat, her zaman teori ile ilgilenenleri ya da öğretenleri besledi, yapanları değil.

İnsanlar yüzlerce yıldır hayatlarına anlam katma arayışı içindeler. Bu arayışa en güçlü yanıtı dinler veriyor. Budizm ise anlam arayışının kendisini anlamsız kabul ederek rahatlama sunuyor takipçilerine. Belki de bu arayışın insana yönelttiği, soru zamandan bağımsız olarak bir kez yanıtlanıp geçilemez. Hayatın anlamını arayanların ya da anlamsızlığı kabul edip ona katlanmaya çalışanların önüne her çağda farklı çözümler çıkacaktır. Peter Stamm da, yarattığı kahramanların çelişkileri üzerinden ait olduğu kültürün bakış açısıyla okurun dikkatini hayatın anlamı ya da anlamsızlığı konusuna çekiyor. Gece Mavisi Bir Saatte, bu konuyu önemli bulanların ilgi ile okuyacakları, usta işi bir eser

YORUMLAR

Henüz hiç yorum yapılmamış. İlk yorum yapan sen ol!

Öne Çıkanlar

Hayat ve EdebiyatHasan Parlak
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Gil Shohat

31 Ağustos 2025

Bitimsiz Bir Savaşın Ortasında İsrail ..

İsrail’in sessizliğinde çatlaklar oluşmaya başladı. İsrail Solu’nun Gazze Şeridi’nde devam eden tek taraflı savaşa karşı tutumunu nasıl anlatmalı? İsrail’in Filistinlilere karşı yürüttüğü bu yıkıcı savaş ve soykırım karşısında sessiz kalmayı tercih eden bir ..

Devamı..

Düşünmek Bir Lüks Haline Geldi

Mary Harrington

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024