1. Gençlik yılları...
Kendi deyişiyle, ilkokulda dört yıl boyunca sıkıldı, Augsburg Realgymnasium’da dokuz yıl uyutulmak üzere sakinleştirildi. Tıp Fakültesi’ni yarıda bıraktı. Profesör Artur Kutscher’in tiyatro seminerlerine katıldı.
2. Erwin Piscator ve Brecht…
Piscator yeni biçim denemelerine girişen bir tiyatro yönetmeni ve yapımcısıydı. Brecht 1924’te Berlin’e taşınınca dramaturg olarak Piscator’un yanında çalıştı. Birinci Dünya Savaşı sonrası yaşanan ekonomik, politik ve sosyal bunalımlar sonucunda Piscator’un ortaya koyduğu sosyal-politik içerikli tiyatro anlayışını geliştirerek, dramatik tiyatro yaklaşımını temelinden sarsan ve yıkan Epik Tiyatro kavramını yarattı.
3. Brecht ve Hollywood…
1920’lerde pek çok Avrupalı gibi Amerikan pop kültüründen etkilendi. 1941’de Güney Kaliforniya’da özellikle ilk yılı karamsar geçti. Gördüğü Amerika’yı beğenmedi. Birçok senaryo yazdıysa da yönetmen ve stüdyoların dikkatini çekemedi. Fritz Lang ile savaş karşıtı Hangmen Also Die için işbirliğine giriştiğinde fikirleri görüldü. John Wexley’le senaryosu üzerinde sıkı çalıştıkları faşizm karşıtı Confessions of a Nazi Spy (1939) çekildiğinde olay örgüsündeki önemli unsurların çıkartılması ve Brecht’in adının eleştirilerde geçmemesi onun için şaşırtıcıydı.
4. Sanat anlayışı...
Brecht’e göre işsizlik, yoksulluk, açlık, kimsesizlik, savaş gibi toplumsal sorunlar gösterilmelidir. Tiyatronun görevi boş zamanları değerlendirmek değil, eğlendirirken eğitmek ve düşündürmektir, aslolan değişmek, değiştirmektir. Tarihten ve toplumdan soyutlanmış anlayışı ve eleştirel yaklaşımı reddeder.
5. Berliner Ensemble nedir?
Doğu Almanya’da Brecht ve eşi Helena Weigel tarafından 1949’da kurulan tiyatrodur. Sergilenen ilk oyun Bay Puntila ve Uşağı Matti oldu. Brecht’in dramaturg ve yönetmenliğinde bir okula dönüşerek Epik Tiyatro kuramının pratik alanı oldu.
6. Suçlamalar...
Almanya’dayken faşizmin hedefi oldu. 30 Ekim 1947’de Amerika’da Amerikan Karşıtı Faaliyetleri İzleme Komitesi tarafından Komünist Parti’yle ilişkisi ve politik düşünceleri nedeniyle sorgulandı. Amerika’da misafir olduğunu ve partiye hiçbir zaman üye olmadığını söyledi. “Hollywood Nineteen” olarak bilinen eğlence endüstrisinin kara listesindeki tek yabancı Brecht’ti.
7. Şairliği tiyatroculuğunun gerisinde mi?
On beş yaşından 1956’daki ölümüne dek hep şiir yazdı. Politik görüşlerini, aşk ilişkilerini, arkadaşlıkları, ev eşyalarını, özdeyişleri daima “amaca uygun olarak” şiir biçiminde yansıttı. Elias Canetti Die Hauspostille’den etkilendiğini, Brecht’in bakışları altında kendisini değersiz bir aile yadigârı gibi hissettiğini söyledi. Walter Benjamin ise Brecht şiiri için, “Din adamları, halkı öbür dünyada bedelini pahalıya ödeyecekleri ayartmalara karşı, şair ise bu dünyada pahalıya ödeyecekleri ayartmalara karşı uyarır,” dedi.
8. Sürgün evi...
Brecht’in Danimarka’da 1933-1939 yıllarında yaşadığı ev 1990’larda Svendborg Kommune tarafından restore edildi. Skovsbo’ya üç kilometre uzaklıkta, limana yakın, kuytudaki bu saz çatılı, yarı ahşap ev bugün bütün dünyadan sanatçılara açık ve süreli konaklama olanağı sunuyor.
9. “A-Effect” nedir?
Türkçede “yabancılaştırma” olarak kullanılan terim çeşitli yabancılaştırma tekniklerini uygulayarak seyircinin oyuna duygusal katılımını ve karakterlerle özdeşlik kurmasını engelleyerek olay örgüsünün sonuca değil, sürece odaklanmasını, gösterilen düşünceyi görüp kendi yargısına varmasını sağlar. Fikir babası Brecht’tir.
10. Kimlerden etkilendi?
Franz Wedekind’in gösterileri, tiyatro bilimcisi Arthur Kutscher’in tiyatro dersleri, Karl Valentin’in taklitleri, Georg Büchner’in oyunları ve Baudelaire’in şiirleri, Rimbaud, Villon ve Kipling sayılabilir. Arkadaşları arasında dadaist grup üyeleri vardı. Walter Benjamin’le dostlukları, edebiyat ve politik tartışmaları yazışmalarla da sürdü. Benjamin ve Brecht ayrıca Margarete Steffin, Theodor Adorno ve Hannah Arendt ile de arkadaştı.