Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

20 Nisan 2018

Edebiyat

Serbest Düşüş

Şeyhmus Pamuk

Paylaş

41

0


Acaba düşüşün sonu hiçlik mi yoksa dolu dolu bir sonsuzluk mudur?
Şeyhmus Pamuk
Düşüşler vardır; sonbaharın savurduğu, kahverengi, sarı damarlı çınar yapraklarının, kaldırımlarda, serin rüzgârlarla birleşip süzülerek mırıldanışı gibi. O düşüşler, seni sen yapan bütün hücrelerinin kapalı yakarışıyla seni âdeta sarıp sarmalayan bir vaaz gibi ağzında buruk tatlar bırakır. Bozuk bir plağın iniltiyle çıkardığı tiz bir ses tonu kadar korkutucu, kulak tırmalayıcıdır da düşüşler.  İşte o, bir çöküş merasiminin yaklaştığını haber verir sana. Bazen düşüşler uzaklaşmayı gerektir. Tıpkı varlıklı bir yaşamdan kendi benine doğru yolculuğa çıkan Turgut Özben’in tren istasyonunda gözden kaybolması gibi. Bazen nereye gittiğini, ne yaptığını bilmemek, yaşamın kollarında şaşkın  bir şekilde koşmaktır.  Bay C.’nin  patırtılı bir düşüşün ardından ona sorulan, "Ne oldu? Anlat" sorusu karşısında "Sadece otobüse yetişecektim’’ demesi mesela. Bazen de düşmek tamamen felçli bir insana benzer.  Aynen Raif Efendi’nin düşüşünün ardından hayatın altında ezilmesi gibi. Düşüşler, seni bir dünyadan koparırken karanlık ve izbe olan başka dünyaya doğru ters ve kör bir istikamette yolculuğa çıkarır.  Her düşüş,  ağızda acı bir tat bırakmakla kalmaz; derin bir iç çekişin, pişmanlığın ve büyük bir perişanlığın ortasında bırakır . Öyle çok zulüm eder ki çaresiz bir hastalık gibi yapışır insanın yakasına. Bırakmaz. Kimi, Dostoyevski gibi bir maske takıp, düşüşünün acısında çırpınan Kirilov gibi birine: "Tanrı bana hayatım boyunca eziyet etti" dedirtir. Çünkü bazen düşüş kendinden kaçmak, kaçıp da saklanmaktır. Nietzsche, "Ey dalındaki meyve titriyorsun, düşüyorsun yere, nasıl bir sır verdi ki gece sana, o yanağın, gül yanağın, buz gibi ürperişler içinde" diyerek dalda olanın ve dalda olup da vadesi dolanın kaygı ve tedirginliğine yumuşak bir biçimde  seslenir.  İlk düşüş galiba ana rahminden başlar.  Düşüş, hep bir yarım kalmışlıkla süslenir ve devamını belki de hiç öğrenmeyeceğimiz varlığımıza bürünür. Düşüş ve itirafı hep bir arınma ile bağdaştırma isteği canlanır bende. İnsanın kendisiyle, çevresiyle, sevdikleri veya sevmedikleriyle yüzleşerek, hiç söyleyemediklerini söyleyerek arınmak ve ardından hiç olmadığı kadar acele bir düşüşle, kendi kanını içercesine zevk almakla bağdaştırma isteği. Evet, bazı düşüşler zevklidir. Ağır olan da düşer hafif olan da. Söylediklerin, senin için ne kadar ağır ve acılı ise düşüşün de o derece ağır ve acılı geçer. Şayet söyleyeceklerin,  içinden bir türlü çıkaramadığın ve haykırmak isteyip de hep sustukların ise gırtlağında boğumlanan her söz seni hafifleterek bir tüy gibi düşmeni sağlar. Her şey eninde sonunda düşmez mi dersin? İnsanın yazgısının yerçekimine karşı çıkarak, onun tersi istikamette düşmesine neden olan şeyi hep merak etmişimdir. Newton ve Arşimet’in fizik yasaları değil benim sorunum. Acaba sadece bilincimizin bize dayattığı epikürist davranışlarla çevrelenen, bir varoluşun arayış kaygısıyla uçuruma gitmek, ve o uçurumda yaşam dediğimiz perdeyi aralayıp, aynaya bakarmışçasına sadece kendimizin orada olduğunu görmek düşüşlerin en büyüğü olmaz mı? Büyük âşık Yunus Emre, "Ete kemiğe büründüm Yunus oldum göründüm" dediğinde acaba düşmüş müydü? Yani kendi varlığının mutlak sorusuyla karşılaştığında kendisinden başka cevap verebilir miydi? Bunu ondan iyi kimse bilemez. Her düşüş insanın kendi yazgısına yönelttiği sorularla hayat bularak onu uçurumun kenarına sürükler. Ondan ötesi nedir? Kim bilebilir ki? Belki de insanlığın mutlak düşüşü ölüm dediğimiz trajedinin sonrasıyla hayat bulur. Acaba düşüşün sonu hiçlik mi yoksa dolu dolu bir sonsuzluk mudur? Aslında ikisi de aynı şeydir.
YORUMLAR

Henüz hiç yorum yapılmamış. İlk yorum yapan sen ol!

Öne Çıkanlar

Yüz Yıllık YolculukFaruk Ulay
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Oggito

27 Ocak 2026

Natalie Haynes ile Hayatındaki Kitapla..

Okumaya dair en erken anım Russell Hoban’ın yazıp Lillian Hoban’ın resimlediği Harvey’s Hideout. Harvey, kız kardeşinin korkunçluğundan şikayetçi olan bir misk sıçanı. Ama kız kardeşi Mildred da ona karşı aynı şeyleri hissediyor. Bu kitabı okuduğumda san..

Devamı..

Uyanmanın Yanıcığı

Tuğçe Vural

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024