Chuck Palahniuk'un Dövüş Kulübü, ABD'nin Trump Dünyasında Yeniden Gündemde

Chuck Palahniuk'un Dövüş Kulübü, ABD'nin Trump Dünyasında Yeniden Gündemde


Twitter'da Paylaş
0

Çok, çok vahşi bir hikâye yazabileceğimi ve okuru hâlâ hikâyede tutabileceğimi anladım. Yani, Dövüş Kulübü 2’de yapamadığım ne varsa, çok fazla geleceğinden korktuğum için yapmamıştım.
Tüketimin ve tüketimin acı gerçeğine karşı şiddet dolu bir cevabın kitabı, Dövüş Kulübü. Aynı zamanda zehirli bir maskülenliği de var. Ancak yazarı hiçbir zaman şiddeti eleştirmeyi ya da desteklemeyi tasarlamadı. Chuck Palahniuk, Dövüş Kulübü’nü bireyin zaferi olarak tanımlıyor, otoriteye karşı cesur bir sorgulama. Ancak bu mesaj, bugün ne anlama geliyor? 2015 yılında Dövüş Kulübü’nün devamı çizgi roman serisi olarak yayımlandı. Anlatıcısı, nedensizce ilaçlarını almayı bırakmış Sebastian, yeniden Tyler Durden’la tanışıyor, sol omzundaki nihilist şeytanla.  Aşağıda ise, Amerika’nın liberal haber portalı Huffington Post’un Chuck Palahniuk’la hem Dövüş Kulübü 2 hem de Palahniuk’un Tyler Durden ve Donald Trump benzetmesi üzerine yaptığı söyleşiyi, sizler için derledik. Dövüş Kulübü’nün devamını yazmaya ne zaman karar verdiniz? İki yıl önce, polisiye yazarı Chelsea Cain beni dönemin çizgi roman efsaneleri Brian Michael Bendis ve Matt Fraction’ın da olduğu bir akşam yemeğine davet edip pusuya düşürdüğünde. Bu çete beni çizgi roman yazmaya ikna etti. O halde bu ortamda tasarlandı diyebiliriz. Evet. Aslında zaten hikâye anlatmada yeni bir biçim deneyeceksem, okurlarımın zaten tanıdık olduğu karakterlerle denemenin daha akıllıca olduğunu düşünüyordum. Çizgi roman yazmanın zorlukları nedir? Tüm arkadaşlarım, iki yıl boyunca, beni hiç bu kadar mutlu görmediklerini söylediler. Çok eğlenceliydi. Bir grupla çalışmak, toplantılarda çalışmak, sanatçı ve çizerlerle çalışmak ve Dark Horse’daki editörüm, hepsi yaptığı işte muhteşemdi. Ve yeniden bir öğrenci olmak, odadaki en sersem kişi olmak benim için iki yıl süren fantastik bir tatil gibiydi. Dövüş Kulübü’nün verdiği mesajın şu zamandaki anlamı nedir sizce, şu anki politik atmosferimizde? Dövüş Kulübü’nün ana mesajı her zaman bireyin küçük fakat artan sorunlar yoluyla güçlenmesiydi. Ve ben hem sağ hem de sol görüşte bunun olduğunu görüyorum. Sol kesim gücünü, akademik çevrede ve zıt yerlerde kendi kurumlarıyla savaşarak keşfediyor. Sağ kesimde ise, insanların otorite olarak gördükleri kurumlara karşı kendi yöntemleriyle savaştıklarını görüyorum. Aslında bir bakıma, Budistlerin de söyleyeceği gibi, herkes babaya karşı isyan ediyor ve babayı öldürerek kendi güçlerini keşfediyorlar. Eninde sonunda babanı öldürmen ve öğretmenini öldürmen gerek. Başka bir söyleşinizde* okudum, biri size Tyler Durden’ın Trump hakkında ne düşüneceğini soruyor. Ve siz de bu ikiliyi karşılaştırmışsınız. (*CBR, Palahniuk ile yaptığı söyleşide, Tyler Durden’ın Donal Trump hakkında ne düşüneceğini soruyor. Palahniuk ise bu soruyu şöyle cevaplıyor: “Aynı ilkelliğe sahip olmaları beni cezbediyor aslında. Sadece tersten. Ve ikisi de gösterişli sarışın karakterler. Bence oldukça benziyorlar. Bir bakıma aynı arketipler, bir kürsüde durmuş büyük, sarışın, küs esip gürleyen bir adam. Birçok kişinin söylemeyi hayal edip de söyleyemediği cesur şeyleri söylüyorlar." Bu “sarışın kürsüde” olayı birbirine çok benziyordu. Bu benzerlik beni dürttü. Peki Dövüş Kulübü için erkeksi şiddetin bir eleştirisi, bir kutlaması diyebilir misiniz ya da ikisi birden mi? Dostum, eleştiri olduğu söyleyemem. Çünkü bence bu karşılıklı bir anlaşmaya dayalı. Yani mutabakata. Bu, hem insanların şiddeti sürdürme ya da kurtarma becerilerini hem de onu zorlama becerilerini keşfedebildikleri, karşılıklı kararlaştırılmış bir şey. Bunu tasvip edilmeyen bir şiddet olarak –çünkü hikâyede karşılıklı bir anlaşmaya dayalı– ya da şiddetle dalga geçilen bir şey olarak görmüyorum çünkü bu olayda, şiddet bir araç. Sporu, şiddetin güvenli bir dışa vurumu olarak tanımlamaları gibi. Ve aynı zamanda Michel Foucault’nun sadomazoşistliğiyle ilgili. Gerçekten yapılandırılmış, ritüele bağlanmış, karşılıklı kabul edilmiş sadomazoşist bir dünya, acıya tahammül etme, katlanma ve onu zorlama becerinizi keşfetmenin bir yolu. Ancak tabii orijinal kitapta Tyler Durden’ın şiddeti, kulübün sınırlarının dışına çıkıyor. Kitabın niyeti ile okurların kitaptan anladıkları arasındaki fark oldukça ilginç. Hayranlarının Tyler Durden’ı yüceltmelerine ya da bu anarşiyi kutlamalarına, hikâyenin niyetini yanlış anlamak diyebilir misiniz? Hayır, tam olarak değil. Çünkü bir bakıma kendi kişisel güçlerini, dünyaya zıt giderek keşfettikleri bir evreyi fark ediyorlar.
Yazarın otomatikman dışarda bıraktığı birçok şeyi, okur hikâyeye getirebilir.
Kendinizi Tyler Durden’ı durdurmaya çalışan bir karakter olarak Dövüş Kulübü 2’ye dahil ettiniz. Bir yazar olarak, kendinizi neden bu şekilde kitaba dahil ettiniz? Bir bakıma, hâlâ hikâyeyi kontrol edebileceğimi kanıtlamaya çalıştığım ısrarcı, faydasız bir çabaydı. Ki bu artık kesinlikle benim elimde değil. Aslında yazarın ölümüyle ilgili Ronald Barthes’in de bir fikriydi bu. Yani yazar olayları ancak belli noktaya kadar kontrol edebilir ve okur hikâyeyi okuduktan sonra artık yazarın pek de bir önemi yoktur. Yazarın otomatikman dışarda bıraktığı birçok şeyi, okur hikâyeye getirebilir. Bence her çeşit yaratıcı insan, okurun kapı eşiğine bıraktıkları bir bebek yaratıyor. Okurun bu bebeği evlat edinip kendilerininmiş gibi büyütmesini istiyorlar. Çünkü yaptığın işin gelecekte de var olması ancak bu şekilde olur. Dövüş Kulübü 3 yolda. Bizi neler bekliyor? Dövüş Kulübü 2’de fazlasıyla insaflı davrandım. Tehlikeye atılmış bir çocuktu o, ki bu yazın biçimini kullanmasaydım asla yapmayacağım, oldukça klasik bir olay örgüsü yöntemiydi. Ve insanları tamamen kaybetmemek için, basmakalıplığın belli standartlarını sürdürmem gerektiğini hissettim. Hem yeni bir form hem de fazlasıyla vahşi bir hikâye, insanları ürkütebilirdi. Ama Dövüş Kulübü 3’te, Cameron Stewart’ın beni birçok noktada kurtardığı gibi, çok, çok vahşi bir hikâye yazabileceğimi ve okuru hâlâ hikâyede tutabileceğimi anladım. Yani, Dövüş Kulübü 2’de yapamadığım ne varsa, çok fazla geleceğinden korktuğum için yapmamıştım. Dövüş Kulübü 3’te yaptım, çünkü bence okurlarım artık grafik roman formuna alıştılar, rahatlar. Peki çizgi roman yazmaya devam edecek misiniz? Bence hikâyenin doğasına bağlı olarak değişir. Her ortamda, ortamın gücüne göre oynamanız gerekiyor. Hâlâ yazmak istediğim ama çizgi romanda bile tuhaf kaçacak fikirlerim var. Bunları kısa öykülerde ya da romanlarda anlatmayı planlıyorum. Hâlâ beyazperdeye uyarlandığında oldukça tuhaf kaçacak şeyler de var. Ama onlar da çizgi romanlarda olacaklar. Eğer bir şeyleri filme uyarlamak için fazla yorumlarsanız, çizgiyi aşarlar ve izleyiciyi yabancılaştırırlar.

(Huffingtonpost)


Twitter'da Paylaş
0

YORUMLAR


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR