Kurgusal bir eserin raf ömrü kurgu dışı bir eserden, bilhassa da köşe yazısı gibi biçim olarak kısa ve tartışmaya açık türlerden çok daha fazladır.
Javier Cercas 1987 yazında İspanya’dan ayrılıp Illinois Üniversitesi’nde ders vermek üzere Amerika Birleşik Devletleri’ne gittiğinde hâlâ ne tarz bir yazar olmak istediğinden emin değildi. Kısa zaman sonra yayımlanacak öykü kitabının Saplantı’nın aktarmacı üslubu gözüne edebi bir kararsızlığın temsili gibi görünüyor ve kitabının henüz belli bir türe özgü olmadığını düşünüyordu. Peki bundan sonra nasıl ilerlemeliydi? Kimi öykülerinde olduğu gibi gündelik hayatın sınırlarını mı zorlamalıydı yoksa hâlihazırda denemiş olduğu eski bir tarza dönüp geleneksel anlatının peşine mi düşmeliydi? Cercas bambaşka bir seçim yaptı ve tercihini o sıralar İspanya’da bir hayli moda olan yeni bir türden yana kullandı. Bizler bu türü günümüzde üstkurmaca olarak adlandırıyoruz. 1980’li yılların başlarından itibaren yayılmaya başlayan bu tür Borges, Calvino, Lessing ve Kundera gibi isimler sayesinde küresel edebiyat dünyasının favorisi haline gelirken dünyaca ünlü daha pek çok isim icat ettikleri farklı usullerle kurmaca yazının yapaylığını edebi bir tarz olarak kullandılar.
İspanya’da Juan Goytisolo, Carmen Martín Gaite ve Juan Marsé okurun yazılmakta olan metnin yazılışına bilfiil tanıklık ettiği kurmacalar ortaya koyarken üstkurmaca, o sıralar Amerika’da yaşayan Cercas’ın idolleri arasında yer alan Robert Coover, Donald Barthelme, John Barth gibi isimlerin de tercihiydi. Hatta Cercas da bazı öykülerinde Barth’ın öncülük ettiği antinovel akımını benimsemiş ve postmodernizmin bu özgün biçimini kendi yazınına uygulayarak Amerika’daki yaşantısını farklı bir açıdan da olsa kendisi için anlamlı kılmıştı.
1989 yılında İspanya’ya döndü ve yapısal olarak üstkurmacaya harfiyen uyan ikinci kitabı Kiracı’yı yayımladı. Hikâyenin merkezinde Texas Üniversitesi’nde çalışmaya başlayan bir akademisyen ve bu yeni ismin gerek akademik gerekse sosyal olarak gölgesinde kalan Profesör Mario Rota vardı. Roman aynı satırlarla başlayıp aynı satırlarla bitiyor ve metni kendine dönük derin düşünceleri yansıtan edebi bir aygıt haline getiren hikâye, kelimenin tam manasıyla dönüp dolaşıp aynı noktaya geliyordu. Ne var ki, Cercas’ın bu hamlesi edebi bir başarısızlıktı ve daha sonradan gazeteci Lorena Maldonado’ya da söylediği gibi, postmodern (ama mümkünse Kuzey Amerikalı postmodern) bir yazar olmak istemiş fakat Amerika Birleşik Devletleri’nde yaşadığı sürece boyunca kendine dair çok daha önemli bir şeyi, İspanyol olduğunu keşfetmişti.

2001 yılına gelindiğinde her şey değişti ve Javier Cercas bütün dünyada bir milyondan fazla satan ve kayda değer pek çok edebiyat ödülü alan, hatta kısa bir süre içinde filme bile uyarlanan Salamina Askerleri ile edebiyat dünyasının en tanınan isimlerinden biri haline geldi. Fakat Cercas, İspanya İç Savaşı’nın önemli figürlerinden biri konu alan bu ünlü romanında üstkurmacadan vazgeçmiş değildi. Sadece bu sefer farklı bir yöntem izlemiş, Eschervari döngüselliği kendine dönük bir dizi göndermeyle kırıp Cercas ismini, imgesi ve benzerliğiyle birlikte romana yerleştirmişti: metinde Javier Cercas isminde bir gazeteci, Falanj’ın kurucusu Rafael Sanchez Mazas’ın hayatını kurtaran Cumhuriyetçi bir askerin izini sürüyor ve kendini umduğundan çok daha farklı bir maceranın içinde buluyordu.
Günümüzde bu tarza bir hayli aşinayız. Öyle ki, pek çok çağdaş romanda karşımıza çıkıyor – Karl Ove Knausgaard, Sheila Heti, Ben Lerner, Rachel Cusk ve Maggie Nelson bu yazarlardan sadece birkaçı. Otokurmaca adı verilen bu türde yazar, anlatıcı ve hikâyenin baş kahramanı aynı biyografik ayrıntıları paylaşır fakat hikâyenin kendisi büyük ölçüde kurmacadır. Anı türünün kurgusal karşılığı olarak görülen otokurmacanın anıdan farkı, iç gözlemin ön planda olmasıdır. Dolayısıyla çok farklı biçimlerde karşımıza çıkabilir. Bazı metinler gündelik hayatın sıradan işleyişine Knausgaardvari bir ritim kazandırırken diğerleri cinsellik, cinsiyet ya da felsefe odaklı entelektüel teorilerin Nelsonvari titreşimlerini taşır. Fakat hangi yöntemi benimserse benimsesin otokurmacanın temel niteliği benliğe yönelik oluşudur. Cercas söz konusu olduğundaysa bu durum değişir ve otokurmacanın ufku genişler. Örneğin köşe yazarı olan bir karakteri kendi köşesinde oturan yazar klişesine dayanarak oluşturmaktansa yönünü haber merkezlerinin, fikir gazeteciliğinin gerçeklerine, ilk elden haberciliğe çevirir.
Salamina Askerleri, Bir Anın Anatomisi, Sahtekâr ve Karanlıkların Hükümdarı – Cercas kurmacalarında, yirmi yılı aşkın bir süredir zanaat olarak fikir gazeteciliğinde faydalanıyor. Bütün bu romanlarda kahraman her zaman Cercas’ın kendisi, daha doğrusu gazeteci kişiliği. Okurlar biz dizi isimle söyleşi yapan, belgeleri araştırıp görüntüleri inceleyen, mekânları ziyaret eden ve anlatısını oluştururken farklı farklı kaynaklardan yararlanan Cercas’ın peşinden İspanya İç Savaşı’nın, 70’li ve 80’li yılların sancılı demokrasiye geçiş sürecinin, faşist yazarların, ünlü politikacıların ya da kötü şöhretli uydurukçuların izini sürüyor. Ele geçirilen bulgularsa kimi zaman alıntılarla kimi zamansa yeninden üretilen makaleler, hatta kitap uzunluğundaki araştırmalarla kendini gösteriyor.
Cercas ortaya koymuş olduğu otokurmaca türündeki eserleriyle İspanyol toplumundaki bir dizi sorunu teşhis eder. Bunlardan ilki, kişinin sahip olduğu siyasi ideolojiyle kişiliği arasındaki uyumsuzluk. Salamina Askerleri’nin başkahramanı olan Cercas’ın dünya görüşü, propagandadan ziyade edebiyatla ilgilendiği ortaya çıkan faşist ideolog Rafael Sánchez Mazas’ın hikâyesinin peşine düştüğünde oldukça karmaşık bir hal alıyor. İspanya’nın önemli üç politikacısının 23 Şubat 1981 tarihli darbe girişimiyle nasıl başa çıktığını anlatan Bir Anın Anatomisi’nde ise İspanya vatandaşlarının sağlığı ve İspanya demokrasisi söz konusu olduğunda ideolojik bağlılıkların nasıl arka planda kaldığı yansıtılıyor. Benzer bir durum Nazi toplama kamplarından birinde kaldığını söyleyen ancak hikâyesinin tamamı uydurma çıkan solcu bir figürün profilini çizen Sahtekâr’da ve başkahraman Cercas’ın, kendi akrabalarından birinin faşist geçmişini gözler önüne sererek kâğıt üzerindeki coşkulu sözlerin beyhudeliğini ortaya koyduğu Karanlıkların Hükümdarı’nda da mevcut.

Şayet eğer ki mesele kişinin siyasi ideolojisiyle kimliği arasındaki kopukluğun nasıl yorumlanması gerektiğiyse bu romanlar –tıpkı köşe yazarlarının yaptığı gibi – çözüm önerirler. Romanlarda karşılaştığımız Cercas, hiçbir ideolojik bağlılığın gerçek olmadığını belirterek kişinin siyasi ideolojisiyle kimliği arasında da herhangi bir kopukluğun bulunamayacağını söylüyor. Dolayısıyla görünürde olduğu düşünülen her tür gerilim, aslında insanların siyasi fikirlere o kadar da derinden bağlı olmadığı varsayımıyla çözüme ulaştırılabilir Sánchez Mazas’ın Falanjist oluşu gibi “Franco’nun uzlaşmaz İspanya’sını uzlaştıran birbirine düşman üç politikacının” düşmanlığı da oyundan ibarettir. Ve Javier Cercas bütün bu örneklerle bize, dışarıdan sağlam bir siyasi ideolojiye sahip olduğu algısı yaratan insanların aslında hiçbir ideolojiyi benimsemediklerini gösterir. Nihayetinde siyaset eninde sonunda kişiliğin aşağı yönlü akışıdır.
Fakat bütün bunlar, siyasi figürlerle ilgili cesur tartışmalar. Ve ne demeye Cercas bunları kendi kurmacalarına yerleştirmek istesin? Yanıtın bir kısmı otokurmacanın kendisiyle ilgili çünkü bu tür kurmacayla kurmaca olmayan arasındaki ayrımı bulanıklaştırır. Bu da ona hem kendi pastasını tüketebilme hem de ona aynı anda sahip olabilme imkânı verir. Güncel siyaset hakkında yazan kurmaca yazarları, örneğin bir aşk romanı yazarının yapamayacağı bir biçimde hareket edip gerçek olaylar hakkında iddialarda bulunabilirler çünkü kurmaca olan ve olmayan arasında bir tereddüt oluştuğunda okur her zaman tercihini anlatılan olayların kurmaca olduğu düşüncesinden yana kullanır.
Daha genel bir saptama yaparsak kurgusal bir eserin raf ömrü kurgu dışı bir eserden, bilhassa da köşe yazısı gibi biçim olarak kısa ve tartışmaya açık türlerden çok daha fazladır. Bu da onun çok daha geniş bir kitleye ulaşabileceğini ve tercih edildiği takdirde herhangi bir gazete ya da dergiye nazaran çok daha fazla insanı ikna edebileceğini gösterir. Üstelik ne olursa olsun nihayetinde bir kurmacadır ve okura, tıpkı Hollywood’un şu ünlü sorumluluk reddinde olduğu gibi olayların ya da isimlerin kurmaca olduğu gerçeğinin arkasına saklanma fırsatı verir: Bu eserdeki karakter ve olaylar tamamen hayal ürünü olup gerçek kişi ve olaylarla olan herhangi bir benzerlik tesadüfidir.
Yanıtın kalan kısmıyla Cercas’ın sadece kurmaca türünde eserler vermekle yetinen bir yazar değil kurgu dışı yazılarıyla kamusal alanda fikir beyan eden entelektüel bir romancı olmasıyla ilgili. İşin kötü yanı, böyle bir yazar figürü okuru çelişkide bırakır: çalışmaları aynı anda hem kurmaca hem de kurmaca dışı alanlara dahil olan bir yazarla nasıl başa çıkarız? Zira entelektüel romancılar, iddia ve argümanların sadece gazetecilik standartlarına ya da akademik normlara bağlı olarak değerlendirildiği, kurgu dışı bir niteliğe sahip tipik kamusal alan anlayışını alt üst ederler. Fakat bu tarz standartlara bağlı kalmak, entelektüel romancıların kamusal alana sağlamış olduğu eşsiz katkıyı, yani kurgu dışı eserlerin erişemediği bazı hakikat ve düşünce biçimlerini kurmaca yoluyla aktardıkları gerçeğini yok saymak anlamına gelir. Cercas söz konusu olduğundaysa içinde bulunduğumuz ikilem kat be kat güçlenir çünkü Cercas entelektüel bir romancı olarak sadece kurguyla kurgu dışını birbirine harmanlamakla kalmaz aynı zamanda otokurmaca türü sayesinde kurmaca olan ve olmayan arasındaki ayrımı bulanıklaştırır.
Cercas yaklaşık yirmi yıldır bu ikilemden faydalandı ve kendine özgü bir otokurmaca biçimi geliştirdi. Tarihsel kayıtların çelişkili verileri, yazılı beyanlardaki tutarsızlıklar ve olayların aktarımındaki pürüzler onun yazınını motive eden ve yaşanmış olayları yeniden kurgulamasına imkân veren şeylerdi. Ortaya çıkan sonuçsa muazzam oldu. Salamina Askerleri’nin yayımlandığı 2001 yılından bu yana Cercas, İspanya’nın en tanınmış köşe yazarlarından biri haline geldi ve İspanyol tarihi ya da siyasetiyle ilgili her konuda görüşlerini kamuyla paylaştı. Şu an İspanya’nın, İspanya dışında tanınan en önemli entelektüellerinden biri. Romanlarının elde ettiği başarıysa onu hiçbir zaman gazeteci kimliğinden vazgeçmeye yöneltmedi. Aksine her zaman kamusal tartışmalarda müdahil oldu ve ele aldığı dünyadan kopuk bir anlatı türü benimseyen kurmaca türüyle yetinmedi.
Çeviren: Fulya Kılınçarslan
AYRICA BAKINIZ:
Üstkurmaca: https://bit.ly/3HtqCos
Otokurmaca: https://bit.ly/497wTle






