Singapur İngilizcesi “lah” kelimesiyle biten cümleleriyle ünlüdür. Peki insanlar bu sözcüğü İngilizcedeki “one” kelimesinin yerine kullandıkları zaman nasıl bir anlam ortaya çıkar?
Singapur’un renkli kreolü, çevirisi mümkün olmayan “lah” kelimesiyle biten cümleleriyle ünlüdür. Jock Wong ise dilbilimci meslektaşlarına yapmış olduğu sunumlarda dikkatleri Anglo-Sakson İngilizcesinde bulunmayan, Singapur İngilizcesi tarafından da görmezden gelinen one (bir) kelimesine yöneltiyor. Wong’a göre bu zararsız sözcük Singapurlular tarafından yalnızca konuşma dilinde kullanılıyor ama öte yandan İngilizcenin farklı lehçelerini konuşanlar arasında sık sık yanlış anlamalara yol açıyor.
Wong’un da belirttiği gibi İngilizcedeki one sözcüğü öylesine işlevsel bir kullanıma sahip ki, bu kullanımlar ortak olabileceği gibi kültüre göre değişkenlik de gösterebiliyor. Sayısal anlamının yanı sıra mesela duşu kullanmak isteyen iki kişiden biri, kendisinin daha hızlı olduğunu anlatmak için “I very fast one” diyerek sözcüğün yapısını değiştirebilir.
Wong, Singapur İngilizcesinde sözcüğün konuşmanın iki farklı bölümünde kullanıldığını belirterek bu kullanımları birbirinden ayırıyor. She buys one dediğimiz zaman isim formundadır ve kişinin bir şeyleri satın aldığını ifade eder. İkinci kullanımındaysa bir bildirme tümcesinin içinde yer alır. Burada ya cümlenin sonundadır ya da kendisiyle aynı işleve sahip başka bir sözcük tarafından takip edilir. Wong’a göre sözcüğün bu ikinci işlevine özellikle konuşma dilinde çok sık rastlanıyor ve genellikle bir fikri ya da spekülasyonu ifade etmek üzere kullanılıyor.
Fakat Wong sözcüğün kimi zaman kanaatle olgusal bilgi arasında net ayrımı ortadan kaldırabildiğini söylüyor. Gerçekten de bu ufak sözcük bazen öylesine kuvvetli bir etki yaratır ki, sanki konuşmacı kendisinden çok eminmiş, önerme de olduğundan çok daha güçlüymüş gibi bir izlenim doğabilir. Mesela Singapur İngilizcesi konuşan bir konuşmacı, herhangi bir durum hakkında yapılacak bir şey olmadığını öne sürmek istediğinde muhtemelen Like that means like that one diyecektir. Ve Wong’un gözlemine göre one sözcüğünün burada cümle sonunda kullanılması konuşmacıların en önemsiz konularda konuşurken dahi etrafında güçlü bir güven algısı yaratmasına sebep oluyor. Hatta bu tarz bir kullanım retorik meselelere ya da konuşmacının net bir yanıt beklediği sorulara kadar uzanabilir: Last time here got one mad woman one, right?
Sözcüğün bu biçimde kullanımı beraberinde hem güçlü bir vurguyu hem de aşırılığı getirdiğinden Wong’a göre bu kullanım, gerekmediği hallerde dahi aşırı kesin ve abartılı bir konuşma yapıldığının göstergesi.
Anglo-Sakson perspektifinden bakıldığında one sözcüğünün muhatabın düşünce biçimini değiştirmek, muhatapta net bir etki bırakmak için kullanıldığı durumlarda – tartışmalı konular hariç – karşımızdaki insanın bakış açısının genellikle onaylanması gerektiği yönündeki kültürel kuralı ihlal eder ve konuşmacının muhatabını azarlamasından pek farkı yoktur. Singapur perspektifinden bakıldığındaysa sözcük gündelik kullanım açısından gereklidir çünkü muhatapları birbiriyle ilişkilendirir ve gayri resmi bütün konuşmalarda uyumu sağlar.
Bazı akademisyenler bu ayrıksı kullanımın Mandarin, Hokkien ya da Kanton Lehçesi gibi Çin’de konuşulan farklı dillerden kaynaklandığını düşünüyorlar ve Wong da onlarla aynı fikirde ancak şöyle bir ekleme yapıyor: “Singapur’da konuşulan İngilizce İngiltere’den gelmiş olsa da, dilin içerdiği kültürel değerlerin büyük bir kısmı Çin’de konuşulan dillerden gelir.”
Nihayetinde hem Anglo-Sakson hem Singapur toplumları İngilizce konuşuyor ama aynı dilin bu iki farklı lehçesi, oluşturdukları düşünce kalıplarıyla kültürel farkları da beraberlerinde getiriyorlar.
Çevirden: Fulya Kılınçarslan






