Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

7 Mayıs 2025

Hayat

Direniş Politikaları

Michael Walzer

Paylaş

0

0


Etrafınızdaki herkes birdenbire direnişten bahsetmeye başlayabilir. Bu elbette kutlanması gereken bir durum ancak bir şeylerin eksik olduğunu da kabul etmemiz gerek.  

 

1

Direniş. İşittiğinde insana heyecan veren bu sözcüğün derininde nasıl bir anlam yatıyor? Elbette aklımıza ilk gelen sabotajlar, casusluk faaliyetleri ve mümkün mertebe gerilla saldırılarıyla karakterize Fransız Direnişi olmayacaktır. Şu an gündemimizde olan direniş hem geçmişin zaman zaman şiddet de içerebilen direniş hareketlerinden hem de demokrat düzenin gereği olan toplumsal muhalefetten farklı. Üstelik Trump’ın tekrar ABD başkanı olarak seçildiği şu günlerde solcuların yanı sıra liberallerin de bu farkın ayırdına varması ve gerçek bir direniş olmaksızın demokratik muhalefetin hiçbir işe yaramadığını görmesi önemli. 

Direniş kolektif bir sivil itaatsizlik biçimidir. Fiziken orada olmayı ve dayanışmayı gerektirir, genellikle yasa dışıdır ancak şiddet içermez, yerel ve toplumsaldır, aktörleri bilfiil vatandaşların kendisi ve kimi zaman da yerel yetkililerdir. Mesela otomotiv işçilerinin 1938’de Michigan’da gerçekleştirdiği oturma eylemi bir direniş örneğiydi ve kökeni itibariyle işçi hareketinden farklıydı. Benzer şekilde siyahi öğrencilerin 1960’ta Kuzey Carolina’da gerçekleştirdiği direniş eylemleri de sivil haklar hareketinden farklıydı. Dakota Access boru hattına karşı kurulan Standing Rock Kampı başka bir direniş örneğidir ve yerel öğelerin çevre hakkına dair savunularından farklılık arz eder. Son yıllarda gördüğümüz direniş hareketleriyse genellikle göçmenlerle ilgili. Sınır kentlerin yöneticileri federal hükümete direniyor ve kendilerine sığınan göçmenleri ellerinden geldiğince koruma altına alıyorlar. Buradaki farksa şu: Sığınmacılarla ilgili gösteri ve yürüyüşler yalnızca göçmenlere koruma sağlanmasını değil, aynı zamanda federal hükümeti değiştirmeyi hedefliyor. 

 

2

Direniş, siyasi eylemin en eski biçimlerinden biri – hatta demokrasiden bile daha eski. Siyaset kuramcıları her istendiğinde reforme edilebilecek ya da yeniden yapılandırılabilecek plastik bir siyasi sistem tasarlanmadan çok önce baskıya karşı yanıt üretmenin yollarını geliştirmişlerdi. Fakat geliştirilen usuller saldırgan ve dönüştürücü olmaktan ziyade sınırlı ve savunmaya yönelikti. 

Yazarlar Ortaçağ ve erken modern dönemde despot bir lidere karşı maddi hukuku, geleneksel hakları ve yasal düzeni savunmaya çalışmış, komünal ve kolektif bir eylem olan direnişse daha ziyade yerel idarecilerin harekete geçirdiği küçük gruplarla sınırlı kalarak krala karşı yürütülen bir sivil itaatsizlik biçimi almıştır. Uygulanabilirliğiyse Ortaçağ yaşamına özgü bazı niteliklerden kaynaklanıyordu. Bunlardan ilki, ister ilahi olsun ister dünyevi, geniş kapsamlı bir hak ve hukuk düzeni, ikincisiyse loncalar, kiliseler, kentler ve eyaletler gibi birlikte harekete edebilen ancak bağımsız da kalabilen grupların disiplinli faaliyetiydi. 

Vergi ödememek, kral tarafından çıkarılan fermanların dağıtımını engellemek, dolayısıyla da kralın emriyle harekete geçmeyi pasif bir biçimde reddetmiş olmak en yaygın direniş biçimlerinden bazılarıydı. Üstelik bu direniş biçimleri derebeyleri tarafından dayatılan yükümlülüklerden ilahi emirlere, maddi hukuktan kral fermanlarına kadar birbirinden oldukça farklı düzeylerde icra edilebiliyordu.  

Direniş Batı toplumunda bir kültür olarak kalmaya devam etti ama Protestanlığın etkisiyle maddi hukuka bağlı bir hak mücadelesi olmaktan çıkarak bireysel bir hareket, bir vicdan meselesi haline geldi. Vicdani reddin kendisi de bir direniş biçimidir ancak buradaki itaatsizlik sivil nitelikli olduğundan devrimci değildir. Düzenlidir, kamusaldır, komplo içermez, kurulu sosyal düzenin toptan reddini gerektirmez. Ne zaman ki, modern döneme gelinir o zaman Ortaçağ itibariyle vicdani ret görünümünde ortaya çıkan sivil itaatsizlik de biçim değiştirir ve kolektif bir görünüm kazanır –  tıpkı 1930’da otomotiv işçilerinin, 1960’ta siyahi öğrencilerin eylemlerinde olduğu gibi. 

Bugün etkili bir direniş ortaya koymak istiyorsak öncelikle siyasi faaliyeti şahsi bir vicdan meselesi olarak görmekten vazgeçmeli, daha az bireysel ve daha fazla toplumsal olmalıyız. İnsan haklarının ayrılmaz bir parçası olarak karşımıza çıkan hümanist geleneği yok saymamalı, potansiyel müttefiklerimizi yabancılaştıracak kadar eksantrik ya da kibirli davranmak yerine kolektif dayanışma bilinciyle hareket etmeliyiz. Direniş çoğunlukla hâlihazırda mevcut olan bir topluluğun eylemidir. Ancak kendiliğinden, hatta hiç kimsenin beklemediği bir anda da ortaya çıkabilir. Bu ikinci durumda kökleri ortak bir kimliğe ya da soruna dayanan yeni tür birlikteliklerin kurulmasına, ortak ihtiyaçlara dayanan yeni disiplinler üretilmesine sebep olabilir. 

 

3

1960’lı yıllarda karşımıza çıkan savaş karşıtı hareketler ve sivil hakları konu alan eylemler direniş politikalarının en aşikâr örnekleri arasında yer alır. Mesela siyahi öğrencilerin, zaman içerisinde ebeveynler tarafından da desteklenen oturma eylemleri toplumsal yaşamdaki iki mekânla ilintiliydi: Yalnızca siyahi öğrencilerin gittiği liseler ve Afro-Amerikan kiliseleri. Amerikan Güney’inin “küçük idarecilerinin” bu eylemlerde en ufak bir destekleyici rolü olmadı, hatta daha ziyade düşmanca davranarak eylemleri şiddet yoluyla bastırmaya çalıştılar. Aktivistlerse eyaletlerindeki “küçük idarecilere” karşı federal hükümetin “büyük idarecilerine” başvurmaya başladı – işverenlerin ve kolluk kuvvetlerinin düşmanlığına karşı demokrat bir valinin desteğine sahip olmalarına rağmen Flint’teki otomotiv işçileri de aynı şekilde hareket etti. Dolayısıyla bu direniş hareketleri Ortaçağ’da ya da erken modern dönemde karşımıza çıkan direniş biçimlerinin birebir kopyası değildi. Daha yerel, daha köklü, hak mücadelesine daha yakın ve daha toplumsaldı. 

Günümüzde daha ziyade sığınmacıların yaşadığı bölgelerde gördüğümüz direnişse Ortaçağ’a ve erken modern döneme daha yakın. Buralardaki yerel yöneticiler bizim “küçük idarecilerimiz.” Federal hükümetin müdahalesini talep etmek şöyle dursun, en ufak işbirliğini bile reddediyorlar. Ama bu sefer bizlerin federal memurlardan  kimi beklentileri var: İçeriden direnişe devam edebilir, kamuoyu önünde istifa sunabilir, toplumsal hak ve özgürlüklerin arkasında durarak yerleşik standartlarımızı savunabilirler. Federal memurların yürüyüş ya da gösterilere katılması her ne kadar demokratik eylemin daha sıradan bir biçimi olsa da, bu hareketlere ofis içi oturma eylemlerinin ya da diğer itaatsizlik biçimlerinin eklenmesi harekete gerçek bir direniş karakteri kazandırabilir. 

 

4

Çoğu zaman solun direniş hareketleri üzerinde mutlak bir tekeli olmadığını söylesek de Başkan Trump’ın 25 Ocak tarihli Göçmenlik Kararnamesi’ne ilk itiraz, Demokratların iktidarda olduğu iki eyaletten, Washington ve Minnesota başsavcılıklarından geldi. Çağdaş direnişin gerçek mekânlarının her zaman şehirler ve üniversiteler olduğu bir gerçek. Yine de – yerel siyasete olan bu yeni liberal/sol bağlılık kesinlikle iyi bir şey olsa da –  uzun süredir yalnızca Washington’a odaklanmış durumdayız. Oysa yalnızca büyük kentlerle sınırlı kalmak yerine sendikaları ve yerel örgütlenmeleri çoğaltmamız, hareket alanımızı genişletmemiz gerek. 

Trump’ın aşırı sağcı muhafazakâr hükümetine karşı gerçek bir muhalefet oluşturmamız için daha katılımcı bir siyaset şart. Yüz binlerce insanın bir araya geldiği yürüyüşlerde, gösterilerde ve belediyelerce düzenlenen forumlarda hepimize cesaret veren demokratik bir canlılık söz konusu. Fakat bu canlılık ne yazık ki geçici olma eğiliminde ve gerçek muhalefeti test etmenin tek yolu da onun devamlılık arz edip etmediğini görmekten geçer. Direniş, 1930’lardaki ve 1960’taki oturma eylemlerinde olduğu gibi kendiliğinden gelişebilir ve zaman zaman karşı tarafı gafil avlayabilirse de, kendiliğinden hiçbir seçimi kazandırmaz, seçim sistemiyle ilgili kurumları yeniden yapılandırma ya da oy hakkıyla ilgili yasaların mutlak surette uygulanmasını sağlamaz. Yerel direnişin yanı sıra bütün ülkeyi kapsayacak, ulusal bir direnişe ihtiyacımız var. Her seçim bölgesinde, her eyalette, her kentte çalışmalı ve federal hükümeti yeniden ele geçirme hedefimizden hiç şaşmadan  üstümüze düşeni yapmalıyız. 

Eğer bunu başarırsak elbette bu sefer de kendimizi yeni Demokrat başkanın emirlerine karşı mücadele ederken bulacak, yani günü geldiğinde şu an kutladığımız şeylerle savaşmak zorunda kalacağız. Fakat belki de önümüzdeki aylarda ortaya koyacağımız direniş, bu savaşın seyrini değiştirebilir ve yöneticilerin tutumu ne olursa olsun halk olarak kazanmamızı sağlayabilir. Şu an dönüştürücü nitelikleri ön planda olan ulusal bir siyaset geliştirebilir ve bütün bileşenlerle ittifak halinde yeni bir yerel siyaset anlayışı inşa edebilirsek gelecekte de kazanmış oluruz. 

YORUMLAR

Henüz hiç yorum yapılmamış. İlk yorum yapan sen ol!

Öne Çıkanlar

Jorge Luis Borges’in Kütüphaneniz İçin..Oggito
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Semih Gümüş

24 Kasım 2025

İmralı Tartışması, Dem Parti, CHP ve M..

Süreçte iktidar tarafından bugüne dek somut bir adım atılmamış oluşunu hatırlatanlara karşı, “Onun da zamanı gelecek” demek süreci toplumsallaştırma ve açıklık çizgisinin dışına çıkmaktır. Adeta ortalığa bir ateştopu yuvarlandı ve onun gidip CHP’..

Devamı..

Frankenstein’dan Drakula’ya Ölümün ve ..

M. R. Granatino

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024