Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

18 Haziran 2017

Öykü

İlayda Özcan • Kırk Beşlik Kadın

Oggito

Paylaş

17

0


  Neredeyse bir ömrü birlikte geçirdik diye düşünmüştü kadın. Ama karşı karşıya, yan yana değil… Yan yana olmaktan hep huzursuzluk duymuşlardı. Bu yüzden uzaktan bakmayı tercih etmişlerdi birbirlerine. Hiçbir anlaşmaya varmamış, aralarındaki ilişkinin gidişatını konuşmaya ihtiyaç duymamışlardı. Adam da kadın da bir insana uzaktan bakmanın güzelliğini biliyordu çünkü. Çünkü yakınlık her zaman görüş açını daraltırdı ve aslında aşkın da perspektife ihtiyacı vardı. Kavuşamamak değildi bu, kavuşmamak belki. İnsanların anlamadığı ve beceremediği bir şeyi yapıyordu onlar. Hem yakınken uzak olabilmeyi hem uzakken yakın kalabilmeyi. Aradaki dengeyi korumaya ant içmişlerdi âdeta. Birbirlerinden habersiz verdikleri bu sözü tutmak için senede birkaç defa ya buluşur ya buluşmaz, daha ötesini kimse istemezdi. Yettiğinden değil, yetirememekten korktuklarından. Oysaki çevrelerindeki insanların ne basit ve alışılagelmiş korkuları vardı. Sevdiklerini kaybetmekten korkarlardı, hiç kazanmadan. Onlar hâlâ bir sevgiyi kazanamamış olmaktan korkuyordu. Buluştukları anlar geldi akıllarına. Sahil kenarındaki bir bankta çay içer ya da geceleri çocuk parkında, çoğu zaman aynı şeylerden bahsederek öylece birbirlerini izlerlerdi. Ne gördükleri ne de duydukları salt şimdiydi. Adam kadının, kadın da adamın geçmişi ve geçmemişiydi. Bir gelecek aramıyorlardı. Gelmiş olmak yeterliydi onlar için. El ele bile tutuşmadan geçip gittikleri yollarda öğrenmişlerdi bunu. Dokunmadıkça çoğaldıklarını, kalabalıklar içinde aslında herkesten daha kalabalık olduklarını.  Müzayedede açık arttırmaya çıkıp da birbirlerine talip olmuş iki kalpti onlarınki. Başka insanların dönüp bakmayacağı, baksa da onaramayacağı eski ama nadide iki parça. Kimsenin aklına gelmeyecek şekilde onarmışlardı birbirlerini. Daha çok yıpratarak, daha çok yıpranarak. Çevrelerindekilere baktıkça farklı olduklarını anlıyor, şaşırmıyor değillerdi. Hatta bazen bu durum onları ürkütüyordu. Niçin başkaları gibi olamıyoruz, niçin sıradan bir ilişkimiz yok, gibi sorularla kafa yorup çoğu geceler kaçmaya yelteniyorlardı. Kaçmanın aslında kalmaktan daha zor olduğunu öğrendiklerinde pes ediyor, belki sadece üşendiklerinden bir yere gidemiyorlardı. Geceleri, gündüzleri aşındırmışlardı böyle. Farklı hayallerin peşinden koşmuş, farklı şeylerden hoşlanmışlardı. Tahammül etmekle hoş görmenin, beraber olmakla yan yana kalmanın farklı şeyler olduğunu öğrenmişlerdi. Büyümek değildi onlarınki ya da olgunlaşmak. Birlikte evrilmekti belki. Birbirlerine evrilmek… Kırk beş yaşına gelmişti kadın.  Cevabını alamayacağını bilse de son kez yine aynı soruyu kendine sormaya karar vermiş ve usulca yerine oturmuştu. Bu kez akşam vakti gelmişti sahile. Karanlıktan denizi tam olarak göremiyor, kokusunu içine çekmekle yetiniyordu şimdilik. İnsanların hâlâ keşfedemediği, çirkinleştirmeyi başaramadıkları bir yerdi burası. Belki de sessiz sakin, Bodrum’un diğer sahillerine göre kendini oradan soyutlamış olması cezbetmiyordu onları. Oysa kadın buraya ne zaman gelse bir ses aramadan da duyacağını bilmenin mutluluğunu hissederdi. “Nereden gelirse gelsin… Bir hişt hişt sesi gelmedi mi fena… Geldikten sonra yaşasın çiçekler, böcekler, insanoğulları…”*      – Hişt hişt.      Kafasını çevirip arkasına baktı kadın. Bisikletini koyacak yer ararken kendisine seslenen adamı gördü. Hâlâ araba almayıp bisikletle dolaşması yüzünü güldürüyordu. Yanına gelince yine her zamanki gibi bunla ilgili küçük bir konuşma yapacak, artık bir araba alması gerektiğini söyleyerek başlayacaklardı muhabbetlerine. Kadın içten içe neredeyse otuz yıldır, kendine bile yüksek sesle soramadığı, onları bir arada tutan ama yan yana getiremeyen şeyin ne olduğunu düşünecekti. Aynı soruda ve aynı adamda takılı kalmıştı. Bozuk bir 45’lik plak gibi… *Sait Faik Abasıyanık'ın "Hişt Hişt" öyküsünden.
YORUMLAR

Henüz hiç yorum yapılmamış. İlk yorum yapan sen ol!

Öne Çıkanlar

Ling Ling Huang, Klasik Müzik ve Kurma..Ling Ling Huang
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Elizabeth Harris

10 Şubat 2025

Haber Yazıları ve Editörlük Uğraşları:..

Gazeteciliğin bana öğrettiği derslerden biri de az kelimeyle çok şey anlatmaktı. Kullandığınız bir kelime ya da sahne gereksizse kurtulun gitsin.Muhabirliğe ilk kez The New York Times’ta başladım. Yaklaşık dört yılım..

Devamı..

ârâfî

Tan Doğan

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024