Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

16 Nisan 2026

Edebiyat

Sondan Başlayan Yazı

Cafer Solgun

Paylaş

0

0


Bazı hikâyeler hep sondan başlar ve fakat her son, bir yeni hikâyenin başlangıcıdır neticede. Değil midir ki hayat, doğadaki biten ve başlayan büyük ve sonsuz devinimin muhteşem döngüsüdür. Hiçbir hikâye yoktur ki öyle ya da böyle kendi başına, öncesi ve sonrası olmayan bir son'u ve sonucu olsun... 

Okumayı seven, dolayısıyla çok okuyan, neredeyse birkaç haftada bir “okunacak yeni kitap önerin var mı?” diye arayan, soran bir arkadaşım var; Dersimli Serhat. Adı Serhat ama epey zamandır adının geçtiği yerde hemen atılıp “Dersimli Serhat” diye düzelten arkadaşımdan, bazı eski yazılarımda bahsetmiştim; dikkatli okurlarımdan hatırlayan çıkar sanıyorum. (Bazen sosyal medyada nereden akıllarına esiyorsa düğmelerine basılmışcasına “Dersim değil Tunceli” kampanyası yürütenlere kötü haber: Onların hakikatle kavga eden inadının Dersimliler üzerinde etkisi bu oluyor.) Çok okuyan, çok düşünen, hiçbir ezbere inanmayan, araştıran, soran, sorgulayan hemşerimin bazen bilgece çıkışları olur, şaşar kalırsınız. 

Ama bazen kendisindeki bu “bilgelik” potansiyeliyle tezat oluşturan görüşleri de oluyor. Neyse ki inatçı biri değil, iknaya açık. İkna olduğunda, “evet, haklıymışsın, ben yüzeysel düşünmüşüm,” filan demekten gocunmaz mesela. Bunun aramızda hararetli bir tartışmaya neden olan son örneği, Taçlı Yazıcıoğlu’nun Hep Sondan Başlar romanıyla ilgili (İletişim Yay. 2019, Doğan Kitap 2025).

O da benim gibi ilkin Taçlı Yazıcıoğlu’nun ilk romanı İncirlik Yazı’nı okumuş ve çok beğenmiş, önerdiğim, tavsiye ettiğim için de bana teşekkür etmişti. Teşekkür dediysem öyle kuru bir teşekkür de değil laf aramızda, önce Pertek feribot iskelesindeki Piizkoloğ 62 isimli hemşehri mekanında, sonra Mameki yolu üzerinde Eskici Amca’da (Zeki hevale selam olsun) soluklanmıştık, edebiyat odaklı sohbetimiz esnasında. “Edebiyat odaklı sohbet” deyince, malum, Dersim insanı oldukça politiktir. Sabah akşam gayet “siyasi” ve “devrimsel” mevzular vardır gündeminde, beraberinde de tabii ki aynı ölçüde “siyasi” ve “devrimsel” dedikodular. Tahmin edeceğiniz üzere yaklaşık iki senedir gündem, “süreç” ile ilgili; devlet bir “dümen” mi çeviriyor yine, Rojava modeli ne olacak, filan. Bu süre boyunca “o tarafa” her gittiğimde bu gündemin bana da birbirinden çetrefilli sorular şeklinde yansımasından kaçınmam mümkün olmadı tabii; Sence ne oluyor da böyle oluyor, ne diyorsun?

Neyse, esas konudan sapmayalım. Dersimli Serhat ile edebiyat konuştuğumuzu görenler, duyanlar, yanımızdan yöremizden sessizce ayrıldılar diyerek hızla geçeyim bu kısmı; “Yaw memleketin gündemine bak, bunlar ne konuşuyor! Allaallaa!”

Serhat da benim gibi Amerika’nın İncirlik’teki üssünün bugüne değin herhangi bir edebiyat ve sinema eserine konu olmamasına takılmıştı; “Araştırdım, harbiden de yok! Hayret! O kadar da solcuyum geçinen yazar var, Çukurovalı hem de?” 

Geçtiğimiz sene yaz memlekete giderken yanıma aldığım kitaplardan biri idi, Hep Sondan Başlar. Sıkılmadan okurum diye düşünmüş olmalıyım. Biraz da kafam dağılsın diye sanırım. Hastamız vardı, canım sıkkındı... Elazığ’ın parklarında, Harput’ta şehir manzarası uzanırken önümde, Dersim'de, yollarda... Serhat'ın, pardon Dersimli Serhat'ın dikkatini çekti elbet. Bitirince, “Sana bırakayım” dedim, yeni baskısının yakında çıkacağını öğrenince, almadı. Öyle de kitaba sadık, yazara saygılı bir okurdur. Okuyunca düşüncelerini paylaşacaktı tabii. 

İstanbul’a dönünce sordum ve “Ma demedin ki aşk romanıymış?” oldu ilk tepkisi. “Değil ki,” dedim, “yani bence.” Anlatayım...

*** 

Sondan başlayan hikâye(ler)de gerçekten de ilkin insanda biraz çetrefilli bir aşk romanı okuduğunuz hissi uyanıyor. Ama ilerledikçe, olaylar, hikâyeler, kahramanlar ve ilişkiler, “Yok,” dedirtiyor, tüyo vermek gibi olmasın ama yer yer polisiye bir gerilim havasına giriyorsunuz hatta. Şahane dönem, mekân ve nesne anlatımları, sizi kendi hikâyenizin sorularıyla yüzleştiriyor ister istemez; misal, 70’lerde nerede ne yapıyor, ne yaşıyordum ben?

Okuyanlar ne der bilmiyorum ama bana Agatha Christie romanlarını hatırlattı. Aynı hazzı hissettiğim için belki veyahut belki de romanın olayları, olayların kahramanlarını, olayların kahramanlarının önceleri birbirleriyle alakasız görünen ve sürpriz biçimlerde birbirine bağlanan ilişkilerini, ancak Agatha Christie romanlarında rastlayabileceğiniz ustaca bir kurguyla hazırlayıp önümüze koyduğu için... 

Roman, sizi “Bir biyografi nasıl yazılır?” tartışmasına davet ediyor bir de. Hadi bakalım, düşünelim birlikte: Kronolojik bir hikâye mi anlatırsınız biyografi yazmanız gerektiğinde, yoksa olay örgülerini takip ederek mi anlatırsınız kahramanınızı? 

(Biyografi deyince, Stefan Zweig’i hatırlamamak, hatırlatmamak, olmaz. Her devrin adamı Fouche’yi, Marie Antoinette’i, Magellan’ı ve tabii edebiyat ve felsefenin belli başlı simalarını, mesela Dostoyevski’yi, Balzac’ı, Dickens’i Zweig’tan okumamışsanız eğer, hiç değilse daha fazla geç kalmayın okumak için, derim. Bana Agatha Christie ve Stefan Zweig’i anımsattığı ve yıllar sonra yeniden okuma isteği uyandırdığı için, sadece bunun için bile, Taçlı Yazıcıoğlu’na teşekkür etmeliyim.)

***

Okuduğum kitaplar hakkında yazarken, kitabı kurgusu, anlatımı, kahramanları ve hikâyesi açısından didik didik eden bir tarzım yok benim. O tür kitap kritiklerini de okurum, o ayrı. Ama ben, okuduğum ve beğendiğim, beni etkileyen kitaplar üzerine yazıyorum; niye beğendiğim ve neden etkilendiğimi, bende uyandırdığı hafızayla birlikte gerekçelendirerek. Herkesin tarzı kendine diyerek Hep Sondan Başlar’ın dikkat çekici bulduğum bazı özgünlüklerine de değinmeden geçmeyeyim...

Hep Sondan Başlar, okuru 1970’li yıllardan 2000’li yıllara uzanan bir yolculuğa çıkarıyor. Şehir ve insan hikâyeleri, okurun dikkatini canlı tutan değişik ve farklı bir kurguyla anlatılıyor, adıyla müsemma. Romanın kahramanlarını ve hikâyelerini “dur bakalım ne olacak” heyecanıyla izlerken, yalan yok, bazılarını seviyor, bazılarına kızıyor ve bazılarından da amiyane tabirle “gıcık” kapıyorsunuz. Bu, yazarın onları ne denli başarılı betimlediğini ortaya koyuyor kuşkusuz... 

Betimlemelerin psikolojik derinliği, kişilerin beraberlerinde taşıdıkları geçmiş ve yaşadıkları dönemin şartlarının sarsıcı etkisini temsil eden sancılı dönüşümleri, romanın herhalde en dikkat çekici özelliklerinden bir diğeri...

Romanı bitirdiğinizde, “Esas hikâye hangisiydi?” sorusunun cevabıyla meşgul oluyorsunuz bir süre. 

Esas hikâye, geçmişten bugüne taşıdığımız ve zamanın durdurulamaz akışının ister istemez yıprattığı hayatlarımızın şu veya bu virajında yaşar ve yürürken, kalplerimizde yankılanan duyguların gücü ve ağırlığı...

***

Bu yazıya konu olan görüşlerimi paylaştığımda, Dersimli Serhat, “Ben biraz yüzeysel okumuşum demek,” dedi cevaben, “Yollardaydım hep, mola verdiğim zamanlarda okudum, ondan herhalde.”

Geçenlerde gecenin bir vakti aradı ve heyecanla, “Gerçekten öyle, Agatha Christie romanlarındaki gerilimli kurguyu hatırlattı bana da,” dedi, “Ne alakası var demeyeceksen eğer, bu romanı bitirdikten sonra ömrümün dönemeç noktalarında yaşadığım hikâyeler ve göğüslediğim sınavlar canlandı hafızamda.”

“Ne alakası var!” demedim. Memlekete geldiğimde üzerinde konuşmaya devam edeceğiz. Bu kez Munzur kenarında oturalım diye sözleştik. 

Yaz 2025-Nisan 2026 

YORUMLAR

Henüz hiç yorum yapılmamış. İlk yorum yapan sen ol!

Öne Çıkanlar

Bilincin Akışında, Varoluş Anlarının P..Alev Bulut
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Çağnam Erkmen

27 Mayıs 2025

“Hayranlık, gönül açıklığı, şükran, kı..

Aylak gezmek, salınarak yürümek, kaybolmak, belirsizliğe ilerlemek kadının işi değil. Doğa Yürüyüşleri’ne ikinci bölümün ikinci epigrafından bağlanıyorum. Epigraf şu: “İçimde hayranlık, gönül açıklığı, şükran, kıyamet kopuyordu.” Cümle, Halikarnas Balıkçıs..

Devamı..

Goethe Evi’nin Üçüncü Katında

S. E. Breitegger

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024