Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

6 Mayıs 2026

Öykü

Sandım ki!

Didem Keremoğlu

Paylaş

1

0


Nurten ile görümcesi Remziye çaya geldiler. Salona aldı annem. Kapalı duran panjurları da açtırdı. İtibar tavan. Direkt konuya daldı kumkumalar. Niyetleri ciddiymiş falan... 

"Halli vakitli adammış, kızım birer az şekerli kahve yap," dedi annem. "Sabah yaptığım cevizli kekten de koy teyzenlere." Niyeti beni salondan çıkarmak tabii. Keki de dün yaptı bu arada. Kapının dışından dinleyebilseydim ne konuştuklarını... Yok yok, döşemenin dilmelerinden gelen sesi takip eder, anlar mutfağa geçmediğimi. 

Elimde tepsiyle döndüğümde önce bir sessizlik oldu. Kumkumagillerden her an ölmeye hazır zayıflıkta olan Remziye, içmeyi beceremediği sigarasından acemi bir fırt daha çekti. 

"Sonra şekerim," dedi, "o konuştuğumuzun Kumla'da da denize tam cephe bir evi var. Dayalı döşeli. Üstüne yapacak." 

Annem, oturduğu yerde eteğinin yanlarını çekiştirdi. Bir an için benim dikildiğim tarafa düşürdü bakışlarını.

"Ay vallahi bilmem ki," dedi.

Hafta sonuna buluşulurmuş. 

"Bir düşünelim Remziye Hanımcığım!"

"Ayağına kadar geldik Perihancığım. Elçiyiz, aracıyız ama ısrar da bir yere kadar. Sen bilirsin. Arar, haber verirsin. Dur gitmeden bir fal kapatalım. Baksın Meftune. Geçen pek tutturmuştu falı." 

"Ben gitmem o buluşmaya," dedim annemin kulağına doğru eğilip. 

Sahi, benim yaşımda olup ismi Meftune olan kaç genç kız vardır acaba?

Annemin, bana kendimi gergin hissettiren bir tarafı vardır. Neşesi yitik sesi, suskun bir yaşlıyla aynı heyecanı taşıyan bakışları, mimik barındırmayan yüzü ki bu durum botoksu öncesi de pek farklı değildi, kır çiçeklerinin morunda boyadığı göz kapakları, beli oturan, dekoltesi cömert kıyafetleri... Bana, kendimi suçlu hissettiren pürüzlü bir ruhtur annem. 

Bense diyeti yine bırakmışım. Katlanan gerdanım, korselerden taşan kalçalarıma rağmen hem de.

Panjurların aralığından odaya sızan ışık şeritleri aynadaki görüntümü gölgeliyor, gölgelenince inceliyorum sanki. 

"Ütüyü bitirdim. Şu ışığı kaçırmadan," dedim anneme, "ben resmime döneyim." 

"Duyan da Frida sanır!" 

"Galerici öyle demiyor ama," dedim. Son çalışmalarım para da kazandırmıştı. Ya da masrafımı çıkaracak kadar kazanmıştım da diyebiliriz. Annemin karşı hamlesi gecikmedi.

"Ortaköy sahildeki sokak tezgâhları ne zamandır galeri oldu, o rockçu kaçkını adam ne zamandır galerici?" 

"Perihan, orada mısınız?" 

"Gel gel baba, Meftune'nin odasındayız."

Dedemden önce yerleşik bir sigara kokusu daldı odaya. Hımhım anlatmaya başladı dedem. Tıknefes moruk! Kumkumalar onu da aramışlar. 

"Kızım, bir görmek lazım," dedi. "Öyle hemen 'olmaz' denmez. Hem ben de buraya taşınırım o zaman. Benim evi kiraya veririz. Halli vakitli adammış. EYT mi ne ondan da yararlanacakmış."

Dayanamayıp patladım. 

"Beni, babam yaşımda adama verip senin evden gelen kirayla da oh, kıçınızla fındık kıracaksınız. Bana fikrimi soran yok. Allah bin belanızı versin." Annem, gözlerini yuvalarında öyle bir döndürdü ki gıcırtısını duymuşum gibi oldum. Dedemin keli kızardı. Benimse aniden içime bir bulantıdır oturdu. Acı bir su yükseldi ağzıma. Yoksa... Dedem hımhım edip duruyor. 

"Ne söyleyeceksen söyle sen de dede. Homurdanıp durma, at içindekini."

"Kaideni küçült önce sen, kocayı öyle bulursun!" demesiyle azgın bir köpek yükseldi birden içimden. Şöyle bir parçaladım kendimi. Sonra da evdekilerden şiddet gördüm, diye karakolda aldım soluğu. Halim haraptı. Baş komiserin odasına alındım. Nüfusumu yanımda mıydı? Tabii ki yanımda. Cebimden çıkarıp masanın üstüne bıraktım. Cam açık, oda ardıç kokuyordu. Evden çıkmadan biber kavanozuna daldırdığım parmaklarımla gözlerimi ovuşturdum tekrar. Sel gibi döküldü yaşlar. Çırpına çırpına ağladım. "Beni istemediğim bir adama verecekler, hayır, dedim diye dedemle annemden şiddet gördüm," diye salladım. Önceden tırmıkladığım yüzümü, kollarımı masanın üstünden doğru baş komiserin burnunun dibine kadar soktum. Dışarıdan geldiğini sandığım ardıç kokusu adamdan geliyordu. Alıcı kuş bakışları adamın, tenimde bir ürperti dolaştırdı. İçim çekiliverdi birden. Gevşek bir duman kapladı gibi oldu ortalığı. Elim ayağım kesildi. Makamının önündeki koltuğa yığıldım. Kalçamın biri kolçağın üstünden taştı. Zar zor sığdırdım kendimi, gözlerim kapalı bekledim bir müddet. Bir şefkat sözcüğü, bir endişe nidası... Gelmedi. Bari bir kolonya falan... Aman vermeden devam ediyor suskunluk. Yerinden kalktığını duydum. Adımları gittikçe uzaklaştı. Odadan çıkmıştı. Gözlerim kapalı olmasına rağmen gelen seslerden dışarıyı kesiyordum. Eskiden olsa daktilo tıkırdısı falan da duyulurdu herhalde. Çalan telefonlar... Telsiz konuşmaları geliyordu. Birden odada bir başkasının varlığını hissettim. Geri dönmüş olsa gerekti.

"Bir bardak su rica etsem..."

"Annenize haber yollattım," dedi.

"Hı..."

"Remziye Hanım kuzenimdir. Komşunuz. Onunla haber yollattım. Aradı anneniz. Görüştük."

"Remziye Hanım mı dediniz?" Geçen gelen kumkumaların raşitik bacaklı olanı, iğelcen Remziye!

Gözlerimi araladım. Ancak yirmisinde resmi kıyafetli bir kız dikilmişti başımda. Cılız bir şey. Bundan polis mi olur, diye düşündüm. Bu zayıflıkla... Üstünde zırhı, belinde silahı, bir elinde gaz, öbür elinde cop, taşıyamaz. Tazı gibi koşan gençleri bu mu kovalayacak, yere yatıracak, ters kelepçeleyecek, minibüse sokacak...

"Koy kızım suyu masaya," dedi benimki. "İçin de uğurlayalım sizi Meftune. İşimiz başımızdan aşkın. Bu şikâyet konusunu burada kapatalım. Canımız sıkılmasın!"

Ama nasıl olur, falan diye itiraz ettim. Yumup kıptılar, karakolun kapısının önüne koydular beni. 

Eve döndüğümde dedem, parmaklarının üstü ak kıllı elini uzatıp "Öp de barışalım," dedi. Annem sarıldı gibi yaptı. Kollarımın arasında az sıksam o cılız kemiklerini kırarım herhalde, diye ferahlatan bir düşünce geçti benim de aklımdan. "Adamla daha tanışamadan başıma gelene bak," dedi annem. "Tam da düşüncem olumlu, diye aramışken Remziye'yi. Bir kahveye buluşmayı kabul etmişken. İyice tımarhanelik oldun sen! Şımarık şey! Anormal!" Sesi, babamın zamanındaki sevincine kavuşmuş gibiydi. Yoksalarım da cevap bulmuştu. Görücü umacıları bana değil anneme gelmişti. Ürkütücü bir berraklıkla gördüm her şeyi ve bu evde artık kimlere yer olmadığını. 

Odasına girdim. Gezmekten tekerini kırdığı bavulunu yatağın üstüne attığım gibi,

"Yarı Hitler yarı yandaş tipli komiserinle mutluluklar dilerim anneciğim," dedim. Bir yandan da elbiselerini askılarından sıyırıp bavula tıkıyordum. Küçük, pullu bir çanta geldi elime. Bileğime takıp fıldır fıldır döndürmeye başlamıştım ki zinciri etime gömüldü. Bağırarak ağlayan annemse "Koynumda yılan büyütmüşüm," diye bana doğru zavallı birkaç hamle yaptı. "Babana hep söyledim. 'Bu evi bu kızın üstüne yapma, dedim...sen gözünü kaparsan beni atar, dedim' ''.

*

Uykumu un ufak eden o kara düşünceler artık yok. Bir sakinleştirici uykusuyla eş dipsizlikte, rüya bile görmeden ve son yedi ayda verdiğim 27 kiloyla mutlu; hayatıma devam ediyorum.

YORUMLAR

Henüz hiç yorum yapılmamış. İlk yorum yapan sen ol!

Öne Çıkanlar

Türkiye’de en çok kadınlar kitap okuyorOggito
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

B. Y. Genç

6 Ekim 2025

Savaşın Gölgesinde Çocukluk

Lorenza Mazzetti’nin bence bu romanda mükemmel bir biçimde yaptığı şey, çocuk düşüncesini ve dilini tam da olması gerektiği gibi kullanması.Yıllar öncesinden bir anı üşüşüyor aklıma. 1980’lerin ortaları, ilkokulun başlarındayım. İstanbul’da sitelerden birinde, yeni denileb..

Devamı..

İrem Üreten: "Öykülerin evrenselliği v..

Dilek Karaaslan

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024