Kıştan Sonra kişilerinin ortak özelliği müzik ve edebiyatla iç içe olmaları. Bol bol şarkı dinliyor, kitap okuyor, şair ve yazarlardan söz ediyorlar.
Guadalupe Nettel’in iki kitabından çevirmen Banu Karakaş’ın sosyal medyadaki paylaşımları aracılığıyla haberdar oldum. İlkin Yoldan Çıkanlar’ı1 okudum, öyküleri ve dolayısıyla çeviriyi çok beğendim. Kıştan Sonra2 tamamen bu nedenlerle, hem Nettel romanı hem Karakaş çevirisi olduğu için ilgimi çekti, hemen arkasından onu da okudum.
Okurken aklımdan geçenleri Banu Hanım’la da paylaşmak için sabırsızlanıyordum. Acele etme, kitabı bitir önce, diyerek kendimi frenlemeye çalıştım ama öyle bir an geldi ki daha fazla bekleyemedim, mesaj gönderip okumaya başladığımı ona bildirdim. Böylece romanla ilgili yazışmaya başladık. Karakterleri, gelişen olayları birlikte değerlendirdik. Vedalaşırken, Banu Hanım, “keşke bunları yazsanız,” dedi. Hazırmışım meğer, “olur, yazarım,” dedim hemen. Kolları sıvamadan önce çeşitli sitelerdeki Nettel ve romanla ilgili yorumlara da baktım.
Yazar Carlos Zanón, Nettel’den söz eden bir yazısında, “Gözlerinizi bu yazardan ayırmayın,” diyor. “Kıştan Sonra okur üzerinde rahatsız edici ve ürkütücü bir etkiye sahip. Sanki yağmurlu bir günde, mezarlıkta yapılan bir yürüyüş gibi…”3
İnternette dolaşırken Zanón ile aynı fikirde olan okur yorumlarına rastladım. Kıştan Sonra gerçekten de insana iyi şeyler hissettiren romanlardan değil, aksine, bazı has edebiyat eserlerinin yaptığı gibi içinize ağır bir duygu yüklüyor. Ancak, Nettel’in anlatımı öyle doğal, çeviri o kadar iyi ki elinizden bırakamıyor, su gibi akan ritmine kapılıp gidiyorsunuz. Yazar ayrıca insan doğasını çok iyi tanıyor. Tuhaf yanlarımızı, korkularımızı, saplantılarımızı çok iyi biliyor, bildiklerini ustalıkla aktarıyor. Kusurları olan, sorunlarıyla baş etmeye çalışan karakterlerine eşit mesafeden, dostluğa, bağ kurma ihtiyacımıza derinden, anlamaya çalışarak bakıyor, aşkın böyle kusurları olan insanlar arasında yeşerme olasılığını irdeliyor.
Zanón’un mezarlık benzetmesi boşuna değil. Romanın ilk sayfasında, aynı yere işaret eden epigraflar karşılıyor bizi, yazarın temel meselesini kulağımıza fısıldayan iki haberci bunlar.
Kitaptaki ifadeyle ilki: “Charles Baudelaire’in Kötülük Çiçekleri kitabından alıntılanan İç Sıkıntısı şiirinden:”4 “Cenaze arabaları, sessiz ve müziksiz, / Ruhumdan gelir geçer; Umut gözyaşı döker, / Mağlup, gaddar ve berbat Bunaltı merhametsiz, / O kara bayrağını eğik başıma diker.” İkincisi ise Roberto Bolaño’dan: “Ölüme gidenlerin tek isteği s*k*şmektir.”5Buna itiraz etmek istedim önce, ama biraz düşününce, öyle olmalı diye geçti içimden. Romanın birinci bölümünün ilk başlığı Claudio, ikincisi Cecilia. Sözü Claudio başlatıyor, Cecilia devralıyor. Bir o anlatıyor, bir öteki. Hikâyeyi esas olarak onların bakış açısından okuyoruz. Bağımsız olarak başlayan iki hikâye, romanın ortalarında birleşiyor, -ama biz bunu da ikisinin versiyonları olarak ayrı ayrı okuyoruz- binlerce kilometrelerce uzakta yaşayan iki insan nihayetinde “birbirlerinin hayatlarından geçip,” gidiyorlar. (Şarkıdaki gibi: “Sen kibritin yanmayan ucunda...”)6
Claudio New York’ta yaşayan Kübalı bir editördür. Pencereleri karşı binaların duvarlarına bakan dairedesinde oturur. Daha önce Susana ile yaşadığı ilişkinin, üzerinde -nedenlerini sonradan öğreneceğimiz- takıntılı kişiliğine de temel oluşturan travmatik etkisi vardır. Ruth adında, hali vakti yerinde, kendisinden yaşça büyük, çekici bir kadınla “görüşür.”
“Buluşmalarımızın sıklığını artırmam mümkün değil. Kendisiyle daha çok vakit geçirmeye tahammül edemeyeceğimi birden çok defa açıkladım. Ruth bunu anladığını söylüyor ama ısrar ediyor yine de. Kadınlar böyle işte, diyorum ben de, hayatımı ikinci sınıf bir insanla paylaşmayı hemen hemen kabullendim artık.” (s.17)
Romanın finalinde Claudio, geçirdiği kaza sonucunda bütün bu söylediklerini unutmak zorunda kalıyor. “Dönüşmek için, belki de bazı sert durumlarla karşılaşmak gerekiyor,” dedim Banu Hanım’a. Ama o benimle aynı fikirde değildi. Ona göre Claudio zerre kadar değişmedi. Cecilia ise bazı şeyleri fark etmiş olabilir.
Cecilia Paris’e üniversite okumaya gelmiş Meksikalı bir öğrencidir. Annesi tarafından terk edilmiş olması, göçmenlik, içedönük, depresif bir kişilik geliştirmesine, asosyal olmasına yol açmış denebilir. Paris’e ilk geldiğinde bir süre Haydèe adında bir öğrenciyle aynı evde kalıyor. Haydèe, dışa dönük, ne istediğini bilen, baskın karakterli. Banu Hanım’a göre, Claudio’nun Haydèe ile gönül ilişkisine girmemesi tesadüfi değil. Çünkü o, sessiz, dediklerine itiraz etmeyecek kadınları ister hep. Oysa Haydèe hiç öyle değil. Her şeye müdahale ediyor. Cecilia’nın her şeyini didik didik edip giyimine kuşamına bile karışıyor.
“Düşünülebileceğinin aksine Haydèe boş bir kadın değildi, Gazete haberlerini okurdu, siyaset ve sanat konusunda fikir sahibiydi, o kıvırcık, geçit vermez saçlarının altında sesli düşünmeyi sevdiği, yanıtı olmayan sayısız soru saklıydı.” (S.35)
Onlara sayısız kararı da eklemek hiç yanlış olmayacak. Nitekim Cecilia, birlikte yaşadıkları evden –Haydèe öyle uygun gördüğü için– ayrılıp 20. Bölgede Père Lachaisemezarlığına bakan küçük daireye taşınıyor. Ama ne zaman ihtiyacı olsa Cecilia’nın yanında olmaktan da geri durmuyor. Zor anında imdadına yetişiyor, kör kuyudan çıkmasına yardımcı oluyor.
Bu vesileyle aklıma düştü. Haydèe benzeyen arkadaşlarım var benim de. Ne kadar şanslı olduğumu biliyorum. Aynı anda Haydèe gibi davrandığım zamanları da hatırladım.
“Ancak ne yaparsanız yapın bazen olacaklara engel olamazsınız,” diye yazdım Banu Hanım’a. “Haydèe o kör kuyuda kalmaya devam eder.” (Elbette bu başka bir roman konusu.)
“Cecilia depresif biri” diyor Banu Hanım. Tek yaptığı, pencerenin önüne oturup mezarlığı, gün boyu hiç eksik olmayan cenaze törenlerini izlemek. Evde tek eşlikçisi ise hemen hemen hiç kapanmayan, sesi sonuna kadar açık radyo. Cecilia’nın bitişik komşusu Tom da onun gibi içe dönük, mezarlıklar onun da ilgisini çekiyor, ölülerin hâlâ aramızda olduklarına inanıyor. Nettel, Tom ile Cecilia’yı mezarlık karşısındaki daireye yerleştirerek olacaklar hakkında ipucunu baştan vermiş.
Kıştan Sonra kişilerinin ortak özelliği müzik ve edebiyatla iç içe olmaları. Bol bol şarkı dinliyor, kitap okuyor, şair ve yazarlardan söz ediyorlar. Roman boyunca New York ve Paris’in havasını soluyor, sokaklarının kokularını alıyoruz. Paris, Père Lachaise mezarlığı ve orada yatan ünlü kişilerle de öne çıkıyor. Adları geçtikçe dönüp baktım, Oscar Wilde, Jim Morrison, James Joyce… Ve daha niceleri… Ne çok yazar, şair, sanatçı Paris’te. Ve Yılmaz Güney… Ahmet Kaya… Ve Sami Paşazade Sezai…
Nettel finalde, hınzırlık yaparak Haydèe aracılığıyla okurun kafasına bir çengel atmış:
“Haydèe bana Claudio’dan haber alıp almadığımı da sordu. Uzun süre önce bana yazmayı bıraktı, diye yanıtladım. Kesin Forrest Gump gibi koşuyordur hâlâ dedi ve sonra ikimiz birden tatlı bir alaycılıkla kahkaha attık.” (s.244)
Ama biz biliyoruz ki Claudio artık “koşamaz.” Ama ya Cecilia’ya yazarsa… Cecilia daha önce e-postalarını açmamıştı. Şimdi açar mı? Bunu zaman gösterecek belki ama Nettel de bizi böyle düşündürecek işte.
Kıştan Sonra, bence, aşk hikâyesi değil. Claudio ile Cecilia’nın hikâyesi hiç değil: Paralel ilerleyen iki hikâye. Dolayısıyla Claudio VE Cecilia’nın hikâyesi. Zorlu süreçleri, kayıpları ve sonrasında olduğumuz yeri, aldığımız hali imliyor. İçimiz henüz buz gibi olsa da hava açar. “Ne de olsa kışın sonu bahardır.”7
Peki Kıştan Sonra aşk mümkün müdür?
“Elbette mümkün!” dedi Banu Hanım.
“Evet, ama nasıl mümkün?”
“Eşit bireyler arasında.”
“İki kişilik olduğunda.”
“Özgürlükte.”
“Özgürlükte.”
İyi ama özgür müyüz?
Bence romanın cümlesi şu: (Bir bakıma, sorunun da cevabı.) “Kusurlu bir dünyada yaşayan kusurlu varlıklar olarak yalnızca mutluluk kırıntıları bulmaya mahkumuz.” (s. 242)
Son söz ise şu: “… acı dolu yokluklara rağmen, yaşama isteğimizi yenileyebilenler de çocuklar olacak.” (s. 244)
Ben bu sözü yenilenme, yeni umutlar, yani bahar olarak okuyorum.
“Romanda ilk sözü Claudio almıştı. Son sözü ise Cecilia söylüyor,” dedi Banu Hanım.
Belki de asıl umut, gerçek bahar buradadır.
Notlar:
1 Yoldan Çıkanlar (Guadalupe Nettel, çev. Banu Karakaş, Livera Yayınevi, 2025)
2 Kıştan Sonra (Guadalupe Nettel, çev. Banu Karakaş, Livera Yayınevi, 2025)
3 Carlos Zanón, El Pais.
4 Fransızcadan çeviren: Ahmet Necdet, Adam Yayınları, Ekim 2001 (ç.n.)
5 Roberto Bolaño, (1953-2003) Şilili romancı öykücü, şair ve deneme yazarı.
6 Sigara, Perdeler Albümü, 2001, Söz& Müzik: Şebnem Ferah.
7 Ne Ağlarsın Benim Zülfü Siyahım, Aşık Daimi.






