Wim Wenders Berlin Film Festivali’nde ne söylerse söylesin, nükleer savaş tehdidinden namus cinayetlerine kadar bazı filmler doğrudan yasal düzenlemeler yapılmasına yol açtı.
Sinemanın yalnızca kırmızı halıdan ve film gösterimlerinden ibaret olduğunu düşüneneler yanılıyor. Günümüz dünyasında sinemanın daha farklı bir konumu olduğunu ifade eden Arundhati Roy kesinlikle bu fikirde ve Berlin Film Festivali’nde jüri başkanlığını üstlenen Wim Wenders’ın, “filmlerin siyasetten uzak durması gerektiği” yönündeki sözlerini protesto etmek için festivale katılmaktan vazgeçti, hatta Wenders’ın tutumunu vicdansızlık olarak niteleyerek onun gibi bir yönetmenden bu tarz sözler duymanın şaşırtıcı olduğunu belirtti.
Her ne kadar Wenders sinemanın empati kurmak için doğru bir yöntem olduğunu ama politikacıların görüşlerine etki etmediğini öne sürse de bu doğru bir saptama değil. Öyle filmler var ki, belgesel niteliğinde olmamalarına rağmen yalnızca kamuoyunun fikrini değiştirmekle kalmayıp aynı zamanda belli konularda doğrudan yasal düzenleme yapılmasına da yol açtı. Hem aksi yönde pek çok kanıt olsa bile politikacılar da birer insan. Ara sıra duygulanabilir, hatta insanların iyiliği için harekete geçebilirler.
Muhteşem Kadın
Sebastián Lelio’nun, vefat eden partnerinin ailesine kendini kabul ettirmeye çalışan trans bir kadını anlattığı Muhteşem Kadın adlı filmi 2017 yılında gösterime girdi ve dünya çapında başarı elde ederek yabancı dilde en iyi film dalında Oscar kazandı. Fakat Muhteşem Kadın’ın başarısı bunlarla sınırlı değil. Muhtemelen en büyük etkiyi çekildiği ülke olan Şili’de yarattı. Şili Cumhurbaşkanı Michelle Bachelet, film ekibini başkanlık konutuna davet ederken sosyal medya hesaplarından “Muhteşem Kadın ekibini halkın evi olan La Moneda’da ağırlamak bir onurdur,” şeklinde bir paylaşım yaptı. Film siyasi atmosferi öylesine etkiledi ki, beş yıldır Şili kongresinde bekleyen cinsiyet kimliği yasası kabul edilerek yürürlüğe girdi.
Nehirdeki Kız
Pakistanlı yönetmen Sharmeen Obaid-Chinoy’un namus cinayetlerini konu alan kısa metraj belgeseli, 2016 yılında Oscar ödülüne layık görüldü. Obaid-Chinoy ödül törenindeki konuşmasına “Sinemanın gücü budur,” sözleriyle başladı ve Pakistan başbakanının belgeseli izlediğini, namus cinayetleriyle ilgili yasa değişikliği için en kısa sürede harekete geçeceğini belirtti. Gerçekten de Pakistan hükümeti kısa bir süre sonra getirmiş olduğu yeni yasal düzenlemeyle hem bu tür cinayetler için ağır cezalar getirdi hem de aile üyelerinden af dileyen katilin ceza almadan salıverilmesini sağlayan hükümleri kaldırdı.
A Handful of Ash
Yapımcılar Shara Amin ve Nabaz Ahmed kadın sünnetini konu alan belgesel film A Handful of Ash için neredeyse on yıl süreyle Kürdistan’ın farklı kısımlarında onlarca kadın ve erkekle görüştü. Belgesel parlamentoda gösterildi girdi ve bu da parlamentonun yasal bir düzenleme yaparak kadın sünnetini yasaklamasıyla sonuçlandı.
Cathy Come Home
“Umursamıyorsun. Yalnızca umursuyormuş gibi yapıyorsun.” Ken Loach yapımı 1966 tarihli Cathy Come Home, muhtemelen BBC’nin en ünlü televizyon oyunlarından biriydi. Kadın kahramanın nasıl yoksulluğa sürüklendiğini anlatan oyun, bütün ülkenin evsizliğe ilişkin düşünceleri sorgulamasına yol açtı. Filmin yarattığı etki öylesine büyüktü ki, yayınlandıktan kısa bir süre sonra evsizlere destek olmak için Crisis isimli sivil toplum örgütü kuruldu. Öte yandan evsiz ailelerin barınma problemini çözmek için yapılan yasal düzenlemenin fiilen hayata geçirilmesi ancak 1977 yılında gerçekleşebildi.
Mr Bates vs the Post Office
Post Office Horizon skandalından sonra insanlar yıllarca adalet için kampanyalar yürüttü ama politikacıların harekete geçmesi için dört bölümlük bir drama dizisinin yayınlanması gerekti. Bu konudaki adaletsizliği giderebilmek için 2024 yılında yasal bir düzenleme yapıldı. Mr Bates bir belgesel ya da sinema filmi olmasa da adaletsizliği görünür kılan ve değişim yaratılması için kamuoyu baskısı oluşturan etkileyici bir ekran anlatısı örneği haline geldi.
Sessizlik
Hwang Dong-hyuk, Squid Game’den önce 2011 yılında, Güney Kore’deki Gwangju Inhwa Okulu’ndaki sağır çocuklara yönelik cinsel istismarı konu alan Sessizlik’in yönetmenliğini üstlendi. Filmde yalnızca suçları değil, failleri cezalandırmakta da yetersiz kalan adalet sistemini ve halkın öfkesini anlattı. Film ülkede epey yankı uyandırdı ve kısa bir süre sonra Kore Ulusal Meclisi, 13 yaşın altındaki çocuklara ve engellilere yönelik cinsel suçlarda zamanaşımı süresini kaldıran “Dogani Yasası” nı kabul etti.
Ertesi Gün
Amerika Birleşik Devletleri’ne yönelik nükleer bir saldırıyı konu alan televizyon filmi Ertesi Gün 1983 yılında yayınlandı ve aynı gün neredeyse yüz milyon kişi tarafından izlendi. Filmi izleyenler arasında devlet başkanı Ronald Reagan da vardı ve o gece günlüğüne filmin kendisinde büyük bir iz bıraktığını, hatta depresyona sürüklediğini yazdı ve şöyle devam etti: “Nükleer silahlar açısından caydırıcı bir güç haline gelmeli ve böyle bir felaketin yaşanmasının önüne geçmeliyiz.” Film, Reagan’ın ABD’nin nükleer politikası üzerine düşünmesine yol açtı ve bu sayede ülke daha diplomatik bir yaklaşım benimsedi. Söz konusu süreçse 1987’de Orta Menzilli Nükleer Silahlar Anlaşması’nın imzalanmasıyla sonuçlandı.
The Snake Pit
Anatole Litvak, Frank Capra ile birlikte Why We Fight adlı propaganda film serisinin yönetmenliğini üstlenmişti ama kamuoyunun görüşünün değişmesinde söz konusu belgeseller kadar 1948 yapımı psikolojik drama The Snake Pit de etkili oldu. Film, psikiyatri hastanesinde yatan ve oraya nasıl geldiğini hatırlamayan bir kadının hikâyesini konu alıyordu ve snake pit (yılan çukuru) ifadesi, çaresiz durumda olduğu düşünülen hastaların kapatıldığı, duvarları yumuşak döşemelerle kaplı hücreler için kullanılıyordu. Film gösterime girdikten sonra halkta tepki yarattı ve bazı eyaletler psikiyatri hastanelerindeki koşulları iyileştirmek için yasal düzenlemeler yapmak zorunda kaldı.






