Yaşanmışlıklarla kurmacayı bir araya getirmek emek ve zaman isteyen bir iş. Nuri Sevsem Gürvardar Kadınlar, Erkekler ve Tuhaf Öyküler’de bunu başarmış.
Gürvardar, öykülerinde insana ilişkin bir sayfa açarken işin içine hem hatıralarından parçalar katıyor hem de bunları kurmacayla birleştiriyor.
Geçmişte dolanmak
Kimi zaman bir hesaplaşmanın eşiğine gelen karakterlerle buluşuyoruz öykülerde, kimi zaman ise Gürvardar kendi hesaplaşmalarını hikâyeleştiriyor. Sorulmuş ve sorulmamış sorular, eksik hayatlar, kulağa çalınan ve söylenmiş şarkılar, bir kez gelinen dünyadan öykülere sızıyor. Sonuna kadar yaşanmış ve yarım kalmış dostluklar da ekleniyor bunlara.
Gürvardar, her öykünün başına kendisini onu yazmaya götüren süreçle ilgili anekdotlar koymuş. Yıllarca demlenen ve zamanını bekleyen öykülerinde yazar, kâh anılarında dolaşıyor kâh hatıralar ve yaşanmışlıklar kurguluyor.
Önsöz denebilecek metninde Gürvardar, öykülerin zamanının nasıl geldiğini anlatıyor: “Anılarda dolanmak biraz da arıların çiçeklerden polen toplamasına benziyor. Geçmişimde dolanırken kendime ‘İnsanoğlunun en güçlü duyguları hangileridir?’ diye sormama sebep olan pek çok şeyle karşılaştım. Cevabım çoğunlukla ‘korku’ ve ‘sevgi’ oldu. Şüphesiz bizi hayatta tutan ve türümüzün devamını sağlayan da bu iki duygudur. İnanmıyorsanız şu pandemi illetinin hayatınıza girdiği günden beri en çok neler hissettiğinizi bir düşünün! Eski çalışmalarımı tekrar aldığım yere geri koyup tamamen ‘korku’ ve ‘sevgi’ üzerine düşünmeye başladım. Çok klişedir, insan bilmediği şeyden korkar derler. Ama bildiklerimizin de bir sınırı var ve bu sınırın ötesinde neler olup bittiği hakkında en ufak bir fikrimiz yok. Biraz bu hiç bilinmeyen ama çok da merak edilen topraklarda gezinmeye karar verdim. Bir yandan da şu soruyu sordum kendime: ‘İnsan korktuğu şeyleri de sevebilir mi?’ Benim bir cevabım var elbette ama sizinki tamamen farklı olabilir. Kimse de yadırgamaz, yargılamaz. Bu değişik düşünce yolculuklarımın sonucunda birazdan okuyacağınız hikâyeler çıktı ortaya. Türü nedir diye soracak olursanız inanın buna benim de bir cevabım yok. Sadece ‘tuhaf öyküler’ diyebilirim…”
Gizem, mizah, yıkım ve yeniden yapım
Gürvardar, geriye bakış ve günü yaşama arasında bir denge kurmuş öykülerde. Benzer bir uyum, gerçek ve kurmaca arasında da mevcut. Bunlar, bazen hikâye içinde hikâyeye bazen de yaşanmışlıklardan kurmacaya evrilen metinlere dönüşüyor. Sonra, yalan ve hakikat arasında bir köprü kuruyor yazar. Büyüklerin ve küçüklerin dünyası arasındaki farklılıkları kavrayan çocuğun gözünden dünyaya bakış da cabası.
Güzel günleri yâd ederken bugünden memnun olmayan karakterleri, bir nostalji tüccarlığına girişmeden getiriyor karşımıza yazar. Yapılanlar ve artık yapılamayanların, zihni ve bedeni nasıl zorladığından dert yanıyor aynı karakterler. Onlara, içinde heves ve tutku gizleyenler, başka biri olduğuna inananlar ve bu doğrultuda kendisini âdeta sorguya çekenler ekleniyor.
Gürvardar, insani olan hemen her şeye el atmış öykülerinde; korku, aşk, mutluluk, hüzün, acı, özlem… Bunlara gizemi ve mizahı da katabiliriz pekâlâ. Yıkım ve yeniden yapım döngüsü de bir başka fasıl.
Gürvardar, insana dair bir yolculuğa çıkıyor öykülerinde. Yaşanmışlıkların ve kurmacanın birlikteliği, bu yolculuğun en önemli noktalarından biri. Diğeri, insanı insan yapan duyguların neredeyse tamamının öykülerde yer alması.
Hayatı yaşamak ve sorgulamak arasında salınan hikâyeler yer alıyor Kadınlar, Erkekler ve Tuhaf Öyküler’de. Kurmacanın ve gerçeğin uyumunun bir benzeri bunda da bulunuyor.
Kadınlar, Erkekler ve Tuhaf Öyküler, Nuri Sevsem Gürvardar, İthaki Yayınları, 172 s.






