Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

13 Mayıs 2022

Kitap

İp mi Yumak mı?

Alper Güngör

Paylaş

0

0


İnsanın kavrayış sınırlarını aşan hayatın muazzam geometrisinden doğan kaosta kaybolmamak için ipuçlarına ihtiyacımız var.

Jorge Luis Borges kendi üzerine katlanan, kıvrılan, tuzağa düşüren, yanıltan, abartan, yanlışlayan öykülerin ustasıydı. Anlam oyunları için mekân olarak, bilinçaltıyla ilişkilendirilebilecek fantastik dünyaları, hayal diyarlarını seçerdi. Borges’in yazdığı labirent hikâyelerinin derlendiği Labirentler’e önsöz yazan André Maurois, Borges’in labirenti için “zihnin aynaları ve labirentleriyle dolu Borges’in hikâyelerinde çatallanan yollar, (…) hiçbir yere çıkmayan ve uçsuz bucaksız gibi görünen dehlizler buluyoruz,” diyor.

Edebiyat tarihinin dehlizleri boyunca bir metafor olarak labirenti, duvarlarına çakılan hemen hemen her çivide bulabiliriz. Modernist ve postmodernist birçok yazar, temalarını labirentleri– duyuların boşandığı aklın ve yetmeyen dilin labirentlerini–merkeze oturtan birçok metin kaleme aldı. Franz Kafka, Alain Robbe-Grillet, Italo Calvino ve Borges, sarmalları aklın kıvrımlarında anlamı/kavrayışı yitiren yazarı simgelemek için bol bol kullandı. Labirentlerin uçsuz bucaksız sarmalları, kıvrımları ve rüya/kabus dolu özellikleri, labirentleri bir yandan cezbedici ve eğlenceli bir hâle getirirken diğer yandan rahatsız edici ve ürkütücü bir yapıya da büründürüyor.

Labirentlerin eğlenceli/korkutucu ikili doğası, Charlotte Higgins’in edebiyatta, mitlerde, resim ve mimaride labirentlerin izini takip ettiği Red Thread: On Mazes and Labyrinths (2018) (Kırmızı Yumak: Labirentler Üzerine) adlı kitabının da temasını oluşturuyor. Higgins, labirenti şu kelimelerle özetliyor: “Labirentin en derinlerine mesken tutan yaratık (Minotaur; armağan ettiği boğayı kurban etmediği için Poseidon’u kızdıran Girit kralı Minos’un karısı Pasiphaë’nin boğayla ilişkiye girmesi sonucu doğan yarı insan yarı boğa yaratık) gibi labirentin kendisinin de birbirinden farklı iki doğası var: “Bir tarafta belli bir estetik, tasarım ve düzen, diğer tarafta kaos, korku ve dehşet. Bunun da üzerinde, kaos ve düzenin birlikteliğinden doğan karmaşık bir zevk de var. Labirente dışarıdan bakılınca özenli ve tatmin edici tasarımlar görülüyor; labirentin içerisindeyken bedeni kapsayan ve sınırlayan karmaşık bir mekâna hapsolunuyor. Yine de, içerideyken her ne kadar kafa karıştırıcı ve dehşete düşürücü olsa da labirentin insan yapımı olduğunun bilgisi, size içine düştüğünüz karanlık durumdan kurtulabileceğinize, labirentin gizlerini çözebileceğinize dair güven veriyor; labirentte kayboluş ânı sonsuza kadar sürmeyecek. Hatta bu maceranın üstesinden gelmek, kişiyi belki de tatminliğin doruklarına çıkartacaktır. 

Korku ânının geçiciliğini ve labirentlerin aşılabileceğini ilk olarak Theseus’un hikâyesinde görüyoruz. Higgins’in kitabı da, Antik Yunan mitolojisi kahramanı Theseus’un hikâyesi ile başlıyor. Yarı insan yarı boğa Minotaur’u öldürmek için Girit’e gelen Atinalı Theseus, engin labirente korkusuzca dalış yapıyor. Ne kadar korkusuz olursa olsun, labirentin büyüklüğü karşısında pek de şansı olmayan Theseus’un yardımına sevgilisi (aynı zamanda Minotaur’un da üvey kardeşi) Ariadne yetişiyor. Labirentin mimarı Dedalus’un atölyesinden çaldığı—hikâyenin farklı anlatışlarında Dedalus’un Ariadne’nin yalvarışlarına dayanamayıp Theseus’un labirentten kurtulabilmesi için Ariadne’ye verdiği—kırmızı yumağın ucunu Theseus’a uzatan Ariadne, ipin ucunu sakın bırakmamasını ve labirentin dehlizlerinde kaybolmaması için bu ipi takip ederek geri dönmesini tembihliyor. İpucu kelimesinin kökeni aslında bir bakıma bu olaya dayanıyor. İngilizcede de ipucu anlamına gelen clue, Orta Çağ İngilizcesinde yumak anlamına gelen 'clew' sözcüğünden geliyor.

Clew sözcüğünün sonraki kullanımlarını, yani mitle bağını, oldukça etkileyen Geoffrey Chaucer, 1380’de yazdığı İyi Kadınlar Efsanesi şiirinde sözcüğü şöyle kullanıyor:

Gitti elinde bir top yumak (clewe of twyn; clew of twine)
Dönsün diye aynı yoldan çabucak
Gelirken sürdü izini ipin her zaman
(Çeviren: Alper Güngör)

(By a clewe of twyn as he hath gon
The same weye he may returne a-non
ffolwynge alwey the thred as he hath come.)


Theseus ve Ariadne’nin hikâyesinden ve edebiyat tarihinde labirentlerin yoğun göndermelere konu olmasından çıkarılacak sonuçlardan biri belki de şu: İnsanın kavrayış sınırlarını aşan hayatın muazzam geometrisinden doğan kaosta kaybolmamak için ipuçlarına ihtiyacımız var. Ancak unutmamalı ki, her yumak her labirente tam gelmediği gibi, labirente her giren de her zaman geri gelmiyor. Fethedilen her labirentin hikâyesi de mutlu sonla bitmiyor. Labirentin aşıldığı, canavarın yenildiği, yumak elinizde kalbiniz ağzınızda beklediğiniz günün ertesinde kendinizi, Ariadne gibi, Naxos adasında yalanlara, yeni sarmallara uyanmış bulmanız pek mümkün. Belki de edebiyat tarihinin dümdüz ip gibi uzamamasının ardında yatan sebep, ipin ucunu tutup çekenin ister istemez, her zaman yeni sarmallar, yeni yumaklar yaratmasıdır.

Küçük bir not: Anneannem, gözleri daha iyi durumdayken örgü örebildiği zamanlar ben bazen ipi tutardım, ipin ucunu iğne deliğine geçirmeye çalışırdım, o yumak elinde beklerdi; bazense ben yumağı tutardım, o örgü örer ya da yeni yumak sarardı. O zamanlarda aniden bana, sekiz numara gözlüklerin ardında kocaman açılan gözlerle, çabucak yanıt vermemi bekleyerek “İp mi yumak mı?” diye sorardı. Bazen “İp!” diye yanıt verirdim, “Misafir gelecek” derdi,” “Yumak!” dediğimdeyse “Bugün misafir yok o zaman” derdi. Çok sonraları, anneannem örgü yapmayı bıraktıktan sonra da zaman zaman, durduk yere bana dönüp aynı meraklı gözlerle aynı soruya cevap aramaya devam etti. Hiçbir yanıttan sonra misafir geldiğine tanık olmadım ama merak etmeyi ve beklemeyi hiç bırakmadık. Cevap ne olursa olsun beraber döner kapıya bakardık, bir süre öyle sessizce dururduk, sonra “aman kim gitti ki de gelecek” deyip birbirimize dönüp gülerdik. O gideli bir yıl oldu, ben buradayım. Yumak ellerimde, ellerim yüreğim hizasında, yüreğim ağzımda, ağzımdan dökülen “İp!” ve gözüm kapıda, hâlâ bekliyorum.

 

Kapak görsel: Dave and Les Jacobs/Getty/Blend Images

 

 

YORUMLAR

Henüz hiç yorum yapılmamış. İlk yorum yapan sen ol!

Öne Çıkanlar

Yüzyıllık Yalnızlık Üzerine | Ian John..Ian Johnston
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Bengi Kaya

23 Mayıs 2025

Bando Takımı, Atlıkarınca ve Sünnet Dü..

Eve geldiğinde akşam yedi olmuştu. Kadriye onunla gelmedi, ertesi gün sünnet düğünü var, evdeki hazırlıklarla uğraşıyor. Karısı bu telaşları sever. Ev kalabalık. Konu komşu eve doluşmuş, temizlik yapılmış, sarmalar sarılmış, börekler açılmış. Kendi oğullarıy..

Devamı..

Kültür Savaşları, Politik Kutuplaşma v..

J. Viala-Gaudefroy

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024