Akşama Dönerim
13 Ocak 2020 Öykü

Akşama Dönerim


Twitter'da Paylaş
0

Oğlunu yatağına yatırdıktan sonra mutfağa geldi. Bulaşık makinesinin kapağını açtı, yüzüne vuran sıcak buhara aldırmadan yıkanan bulaşıkları dolaba yerleştirdi. Makinede boşalan yere akşam yemeğinden kalan kirli tabakları yerleştirdikten sonra tezgâhı sildi. Bütün bunları büyük bir sessizlik içerisinde yaptı. Dolaptan aldığı fincana cezvede kabaran kahveyi döktü. Havayı bir güzel kahve kokusu sardı. Bakışlarının düşünceli bir hali vardı. Bir eline fincanı aldı, öbür elinin boş olmasına alışmıştı ya, içini çekti. Salona geçerken oğlu odasından seslendi:

“Anne.”  

“Efendim.”

“Korkuyorum.”

Fincanı sehpaya bırakıp yanına gitti.

“Tamam, ben şimdi burada oturacağım. Hadi, sen uyu” dedi. Eğilip yanağından öptü. Çocuk gözünü tavana dikmiş, yüzünde hatırlamaya çalıştığı şeylerin merakı var. Okuldan bahsediyor.

“Mete bana küstü anne.”

“Neden.”

“Bilmiyorum, yemek saatinde bana küstüğünü söyledi.”

“Sen ne dedin?”

“Küsersen küs dedim.”

“Üzülmedin mi?”

“Üzüldüm ama hep küsüyor.”

Biraz sessizlikten sonra uyudu. Aylin parmak ucunda yürüyerek odadan çıktı.   Salonun bir duvarını kaplayan geniş koltuğa oturdu. Karşıda duran televizyonun camından kendine uzun uzun baktı. Yansımadan gördüğü kahveyi almak için sehpaya uzandı, fincanı eline aldığında soğumuş olduğunu anladı. Bir daha kahve yapmayı göze alamadı. Öylece oturduğu yerden bir süre eşyaların sesini dinleyip boşluğa daldı. Bir anda buzdolabından gelen patırtı sessizliği yardı, onu şimdiye döndürdü, ürküttü. Üşümüştü. Koltuğun ucundaki battaniyeyi üstüne çekti. Ne zamandır not aldığı filmlerden birini izlemek için çekmeceyi açtı. İsimlerini tek tek okuyarak filmleri yere bıraktı. Karşısına Kerem’le oğlunun olduğu son fotoğraf çıktı. Bu fotoğrafı o gittikten sonra çekmeceye kaldırmış, uzun zamandır buraya dokunmamıştı. Fotoğrafı dolabın üstüne koyup filmlere kaldığı yerden devam etti.  Düşünmemek için kendini zorlasa da yapamadı. Gözlerinde biriken yaşlar havayı buğulaştırdı. Artık filmlerin adını okuyamadı. Fotoğrafı çektirdikleri gün, oğulları yirmi günlüktü. İleride bebekliğine duyacağımız özlemi giderecek bir anımız olsun, demişti Aylin. O gün ilk defa Kerem, bu fotoğraf sayesinde oğluna seven gözlerle bakmış, ona gülücükler atmıştı. Sanki, senin baban aslında iyi bir adam, düşüncesini bu fotoğraf karesine mühürlediği bakışlarıyla vermek istiyordu oğluna. Çekim bittiğinde yanlarından gitmiş, öbür günler gibi gece yarısına doğru gelmişti. Böyle bir sürü anı tepesine yağdı. Birden nefesi daraldı. Doktor stresten olabilir demişti. Yerdeki her şeyi toparladı, çekmeceye bıraktı. Televizyonu, lambayı kapadı, salondan çıktı. Oğlunun odasında yataktan sarkan pikeyi aldı, üstünü örttü. Terleyen saçları alnına birikmiş, geriye itti, eliyle alnını sildi. Odasına gidip yatağın ucuna oturdu. Zaman ne geriye ne ileriye akıyor. Eşyalar da, yan dairedeki bebek de suskun. Gafil avlandığı zamanlarda hiçbir şey düşünemez, aklı havada unutulmuş gibi boşlukta asılı dururdu sanki. Aklına bir şey gelmiş gibi aniden yatağın karşısındaki aynanın önüne gitti. Ahşap kutuyu açtı. Geçmişin izlerini burada saklıyor. Kutudaki eşyaların biri dışındakiler oğlunun. Çapa şeklinde tokası olan siyah bilekliği birlikte gittikleri tatilde almıştı. O gittikten sonra yaptığı temizlikte dolabın arkasında, tozun grisine bulanmış halde bulmuştu. Kutuyu kapadı. Yeniden mutfağa gitti. Ağzında biriken mutsuzluğun buruk tadını silmek istedi. Buzdolabında eve dönerken aldığı tatlı vardı. Tatlıyı artarda kaşıklayarak yedi.  Odasına gidip geceliğini giydi. Aynanın karşısında kumral saçlarını uzun uzun taradı. Aynaya yaklaştı. Parmak uçlarını kırışıklarının, göz altı torbalarının üstünde gezdirdi. Elleriyle yüzünü gerdi. Kaşlarını havaya kaldırdı. Kaz ayakları biraz azalmıştı. Birden bütün bunların önemsizliğinin ayırdına vardı. Kalktı, yatağına uzandı.

Çocuk uyanır uyanmaz mutfağa koştu, “Anne balıklarımı yüzdürebilir miyim?” dedi. Bluzunu çekiştirdi. Aylin bluzunu kurtarmaya çalıştı: “Tamam, bırak, önce bu örtüyü masaya ser.” Çocuk, kucağında toparladığı örtüyü masanın üstüne bıraktı, yeniden annesinin yanına koştu. Aylin, su dolu kovayı salonun ortasına koydu. “Masa hazır oluncaya kadar, anlaştık mı?”

Masa örtüsünü yaydı, hazırladıklarını getirdi. Sucuklu yumurtadan tabaklara pay etti. Oğlunu masaya oturttu. Kendi de oturdu. Getirdiği gazeteyi masanın boş tarafına yaydı, bir eliyle çay bardağını tuttu, sıcaklığı avucunda hissetti, arada bir de tabaktakilerden ağzına atıp haberleri okudu. Can, annesine, “Parka gidecek miyiz” dedi. Aylin başını salladı.  O sırada elindeki gazetenin sayfasını çevirdi.

İki sokak ötedeki parka gittiler. Can, salıncakla sallandıktan sonra kaydırağa koştu. Ağaç yapraklarının hışırtısına çocuk çığlıkları, araba kornaları karışıyor. Banka oturdu, Can’ı gözetlerken bir yandan elinde tuttuğu kitaba da göz atıyor. Yanında oturan kadınlar kocalarının ilgisizliğini konuşuyorlar. Öyle kanıksamışlar ki mutsuzluk cümlelerinin ardına kahkaha atıyorlar. Birbirleriyle olan samimiyetleri içini ısıttı Aylin’in.  Anlıyordu ki, yalnızlığın ölçüsü evdeki ikinci kişi değil, insanın kendisiydi. Kaydırağa baktı, oğlunu göremedi, ayağa kalktı. Arkasından gelen çocuklar iteleyip önüne geçmişler, çocuk geride kalmıştı. Yaptığı son hamleyle öne geçmeye çalıştı. Aylin durduğu yerden izledi. Müdahale etse, olmazdı. Çocukların bazılarını kaydırağın ucunda babaları bekliyor. Hoyrat davranışları babaları yanlarında olduğu için değildi elbet, aksine oğlunun özgüvensizliği babası olmadığı içindi. Aylin, kollarını önünde birleştirdi, yaprakları kımıldatmayan esinti içini titretti. Çocuk kaydırağın ucuna geldi, gözleriyle annesini aradı. Aylin, elini salladı, ben buradayım, dedi. O sırada arkasında duran çocuklardan biri sırtından iteledi. Bir öne bir arkaya sendelerken son anda kaydırağın demirlerine tutundu.  Oturmayı başardı. Aylin yanına koştu.  Kaydırağın ucundan oğlunu tuttu. Oturduğu banka getirdi. Üstünü başını düzeltip poposunu temizledi. Çocuk ağlıyordu. Kafasını göğsüne bastırdı, “Bir yerin acıdı mı,” dedi.  Bankta kalan çantasını alıp yürüdüler. Çocuk yol boyunca ağlamaya devam etti. Geri dönmek için annesinin elini çekiştirdi durdu.

Evin önüne geldiklerinde içeriden gelen telefon sesini duydu. Kapıyı açtı, telefona koştu. “Alo” dediğinde geç kaldığını anlamıştı. Arayan Kerem olabilir miydi. Sanki öyle çaldı. “Ne olursa olsun, yine de...” gerisini getiremedi, telefonu kapadı. Yüklemi olmayan cümleyi yarım kalan evliliğine benzetti. Kendisine kızmıştı, ne olursa olsun dememeliydi. Çocuk annesinin yanına geldi. Aylin, çocuğu banyoya götürdü. Yıkayıp havluya sardı, kucağına aldı, odasına götürdü. Oğlunun seçtiği pijamaları giydirdi. Ardından çocuk salona koştu, oyuncaklarına karıştı.

Annesinin oturduğu koltuğa sırtını dönmüş tren raylarını birleştiriyor. Elindeki tren rayının parçasıyla annesine döndü,

“Anne, bugün teyzem gelecek mi,” dedi.

“Gelmeyecek.”

Ayağa kalktı, yanına koştu, “Ama ben sıkılıyorum.”

 “Ben varım ya oğlum,” dedi Aylin, sarıldı.

Ama seninle de sıkılıyorum anne,” dedi ve yüzü ağlamak üzereymiş gibi asıldı. Aylin, cevap vermedi. Fotoğrafa baktı. Oğlunu kucağından indirdi. Yüzü duygularına geçit vermedi. Çocuğun yüzünü avuçladı, “Hadi sen biraz oyna, ben de yemek hazırlayayım,” dedi.

Çocuk yeniden oyuna döndü. Sebzeleri doğrarken aklına, cevabını bir türlü bulamadığı, yüzlerce soru doluştu. Kerem bir gün gelseydi ilk karşılaşma nasıl olacak, ne anlatacak, “bunca yıl...” Evet, bunca yıl yalnızdık. Şimdi ne diye… Sebzeleri, soğanları kavurduğu tencerenin içine koydu, üstüne sıcak su ekledi, kapağını kapadı. Oğlunun yanına döndü, halıya oturdu. Onu oynarken seyretti. Çocuk yerden aldığı arabayı annesine uzattı: “Hadi anne, sen kaç ben kovalayayım,” dedi. Aylin, halıda arabayı sürmeye başladı. “Biliyor musun, bazen uzun süren yolculuklar bir gün biter ve herkes evine döner. Bu da bekleyenler için güzel bir sürpriz olabilir.” dedi. “Babam da döner mi” dedi, çocuk, başını kaldırdı, annesine baktı. Aylin şaşırdı. “Evet, tabii ki döner, ama ne zaman döner bilmiyorum” dedi. Kamyonunu sürerken kaşlarını kaldırdı. Kafası iyice karışmışa benziyor. Üzüldü Aylin. Kendisine zamanla acı veren umudunu artık oğluna da aşılamıştı. Halıya dayadığı eli terledi. Çocuk dalıp giden annesini oyuna döndürebilmek için seslendi.  Aylin’in bir kulağı çocukta, elinde tuttuğu kamyondan kaçan kırmızı araba ile bir gözü de fotoğrafta. Kerem, döner mi, giderken, akşama dönerim, demişti.


Twitter'da Paylaş
0

YORUMLAR


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR