Aradığınızı bulamamak, o eserin mevcut olmadığı anlamına gelmez.
“Ben buradayım sevgili okuyucum, sen neredesin acaba?”
– Oğuz Atay
Her kitap, kendi sesiyle okuyucusunu çağırarak dikkat çekmeye çabalar. Gerek gerçek dünyada gerekse sanal âlemde, nerede bir kitap varsa sanki birbirlerini itip sıkıştırır. Elverdiği anda öne çıkıp göze girmek, insanların kalbine ve zihnine yol bulmak ister.
Tarihte hiçbir zaman –15. yüzyılda devrimci Alman mucit Johannes Gutenberg’in matbaayı icat etmesinden bu yana bile– bilgi şimdiki kadar ulaşılabilir, bol ve çoğu zaman ücretsiz olmamıştı. Bunun değerinin anlaşılmasının yanı sıra, kitapların bilinçli seçilmesi de çok önemli. Neyi, neden ve hangi özelliklerine göre okuduğumuza dikkat etmeliyiz. Milyonlarca eserin, bu denli zengin ve belki de kaotik çeşitliliğin içinde her şey var: son derece önemli, değerli kitaplar da, kimseye fayda sağlamayan, anlamsız, hatta zararlı ve tehlikeli eserler de.
Yanlış seçimler çoğu zaman kaçınılmazdır. Kalitesiz, zayıf, ilgi alanımıza ve bilgi düzeyimize uymayan, yaşımıza ya da ruh halimize uygun olmayan kitaplar okuma motivasyonumuzu düşürür. Böylece okuma isteğini yitirip kitaptan uzaklaşırız. Ancak bir ya da birkaç kez yanlış seçim yapmamız, bunun sürekli tekrarlanacağı anlamına gelmez. Öte yandan, ne aradığımızı netleştirmek için geniş bir okuma alışkanlığı ve zamanla kazanılan deneyim gereklidir.
Sayısız kitap arasında herkesin ilgi alanına hitap edebilecek, sabırsızlıkla okuyucunun yolunu bekleyen sayısız eser mevcuttur.
Bir zamanlar harfleri öğrenirken kolayca kavradığımız, su gibi akıp giden masallar ve hikâyelerle dolu bir dünyaya adım atmıştık. Aynı şekilde, kalın ve ağır eserlerden önce yine basit kitaplarla kendimizi alıştırabiliriz. Boş zamanlarda okunabilecek, akıcı ve hafif bir dille yazılmış bu tür kitaplar genellikle okuma alışkanlığı kazandırabilir, gelecekte daha karmaşık eserlerin okunmasına zemin hazırlar.
Kitaplar, kategorilerine, dönemlerine, konularına ve türlerine göre sınıflandırılır. Kategorilere göre ansiklopedik, biyografik, mesleki, bilimsel, popüler bilim ve edebi kitaplardan bahsedilebilir. Mesleki kitaplar da kendi içinde alanlara ayrılır: öğretmenlik, tıp, mühendislik... Peki ya hangi öğretmen? Ana dil mi, matematik mi, coğrafya mı yoksa tarih mi? Bilim ya da popüler bilim kitaplarında da uçsuz bucaksız okyanuslar vardır: kimya, fizik, biyoloji, astronomi ya da astrofizik... Edebiyatta da seçim imkânı sonsuzdur. Şiir mi roman mı? Hangi dönemde, hangi türde yazılmış eserler? Klasik, modern, postmodern? Polisiye, fantastik, distopik ya da tarihi?
Bunun yanı sıra, her kitabın kendine özgü bir amacı vardır: vakit geçirmek, manevi-estetik haz vermek, çeşitli duygusal haller yaşatmak, düşündürmek, aydınlatmak, bilgi ve becerileri artırmak... Bir kitap, pop müzik ya da “fast food” gibi hızlı tüketilmek üzere yazılmış olabilir. Başka bir kitap ise, okuma sırasında büyük emek ve dikkat ister; notlar alarak, önemli satırları işaretleyip tekrar tekrar okumamızı bekler.
Tüm bu detayları incelemek oldukça zor, bazen de imkânsız olabilir. Ancak ne istediğimizi, nasıl bir şey aradığımızı önceden belirlememiz gerekir. Eğer zevkimiz ve ilgi alanımız henüz oluşmamışsa bile boş durmamalı, bir yerden başlamalıyız.
Her kitabı küçümseyip hiçbirini okumamaktansa bir yerden başlamak iyidir.
Tsundoku, kitap alıp okumadan biriktirme alışkanlığıdır
Kitap seçiminde birçok etken rol oynar: reklamlar, kapak tasarımı, okuyucu yorumları, kitap bloggerlerinin yazıları ve arkadaş tavsiyeleri; sevilen yazarın yeni eseri, entelektüel açıdan güvendiğimiz kişilerin önerileri, kitabın “En İyi Kitaplar” ya da çok satanlar listesinde yer alması, edebi açıdan uzun ömürlü sayılması, yayınevi, çevirmen, editör… Bu unsurlar zihnimizi meşgul ederek, en büyük motivasyon olan kişisel ilgi ve istek doğrultusunda karar vermemizi etkiler.
Okuma kişisel bir deneyim olduğundan her bireyin kendine özgü gereksinimleri vardır. Bir doktorun, mühendisin, iktisatçının ya da yazarın, filozofun ihtiyaç duyduğu kitaplar elbette farklı olacaktır. Ancak herkesin din, felsefe, bilim, tarih, siyaset, sanat ve edebiyat gibi alanlarda en azından temel bilgilere sahip olması önemlidir.
Bu alanlara ait temel kavramlara hakim olursak, farklı kültürlerle tanışır, çağdaş sorunları öğrenir, hayata daha küresel bir bakış açısıyla yaklaşır ve büyük resmi daha net görürüz. Genelleştirilmiş kitaplar ya da antolojiler, herhangi bir alanla kısa tanışlık için iyi bir başlangıç sunar. Felsefe hakkında temel bilgi edinmeden, Kant’ın Saf Aklın Eleştirisi’ni, Hegel’in Ruhun Fenomenolojisi’ni ya da Nietzsche’nin Böyle Buyurdu Zerdüşt’ünü nasıl anlayabiliriz?
Günümüzde internet ortamında, hem yerli hem de yabancı yazarların kitaplarını tanıtan, çeşitli kriterlere göre listeler sunan çok sayıda yazılı ve görsel içerikler yer alır. Uzmanlar tarafından önerilen, Nobel, Booker, Pulitzer gibi uluslararası ödüllere layık görülmüş, dünya çapında tanınmış ve zamanın testinden geçmiş kitapların okunması, niteliksiz eserlerle vakit kaybetme riskini azaltır. Sürekli yeni yayınlar ve farklı kataloglarla ilgilenirsek, “İşte bu benim kitabım!” diyeceğimiz eserleri eninde sonunda buluruz.
Aradığınızı bulamamak, o eserin mevcut olmadığı anlamına gelmez.
Belirli kitap önerilerine güvenmeyenler için uygulanabilecek bir yöntem de şudur: Dikkatinizi çeken iki kitaptan her birini 30-50 sayfa kadar okuyun. Ardından üçüncü bir kitaba geçerek aynı şekilde değerlendirin. En çok hangisini beğendiyseniz, onun üzerinde yoğunlaşın. Ayrıca kitapların özetini veya tanıtım metnini okuyabilir, içindekiler bölümüne göz atabilir, rastgele bir sayfa açarak yazarın dili ve üslubunu değerlendirebilirsiniz. Böylece istediğiniz kitabı daha hızlı bulur, en değerli kaynağımız olan zamandan tasarruf edersiniz.
Unutulmamalıdır ki, metnin ünü ne olursa olsun; şiddeti ve ayrımcılığı teşvik eden, iyilik kisvesi altında zihinleri zehirleyen kitaplar da mevcuttur. Düşüncesini açıkça ifade edemeyen, basit fikirleri sürekli tekrar ederek okuyucusunu küçümseyen, başkalarının görüşlerine saygısızlık eden ve asılsız argümanlarla kendi fikrini mutlak doğru gibi sunan yazarlar ciddiye alınmamalıdır. Bu tür eserlerin yaygınlığı, “Tüm kitaplar değerlidir!” ifadesinin klişeleşmiş ve içi boş bir genellemeye dönüştüğünü düşündürür.
Belki de “Hangi kitapları okumamalıyız?” sorusu, “Hangi kitapları okumalıyız?” sorusundan daha önemlidir, kim bilir?






