Kitap Fuarı’nın hem kentin üstüne çöken sisi dağıtmak hem de halkın en temel gereksinimlerinden birine karşılık vermek ve kaybedilmiş moralleri canlandırmak için büyük bir anlamı vardı.
Hatay Havalimanı’na indikten sonra Samandağ Belediyesi’nde görevli şoför arkadaşımız bizi karşıladı ve Antakya’dan Samandağ’a yola çıktık. Dilek, Cenk ve ben. Samandağ’a bu ikinci gelişim. İlki gene Kitap Fuarı’nın hazırlıkları için Başkan Emrah Karaçay ve Belediye’deki öteki arkadaşlarla görüşmek içindi. Bir yeri görmeden ve hiç değilse az çok yaşamadan o yöreyi anlamanın olanaksızlığını bir kez daha görüyordum.
6 Şubat Depreminin bu ülkenin eşsiz şehirlerinden birini nasıl yok ettiğini görmek nasıl bir acı, havaya, suya, toprağa çökmüş, yaşayanların duygularını anlamamız olanaksızken benim gibi uzaktan gelen birisinin susması gerekir. Samandağ’a doğru yola çıkınca şoförümüz Mesut Bey yaşananları tane tane anlatırken bizim gözümüz çevrede, yollarda, içinden geçtiğimiz alanlarda, mahallelerde. Yol, alan, mahalle diyorum da aslında onlar yok gibi. Neresi ana cadde, neresi şehrin merkezi, anlamak olanaksız.
Büyük bir caddenin üstünde yalpalayarak ilerlerken Mesut Bey depremden önce caddenin iki yanında yol boyunca binaların sıralandığını söylüyor. Şimdi bir teki bile yok. “Depremin ana üssü Maraş değil, aslında Antakya,” diyor Mesut Bey. Doğru olmalı. Koca şehirde adeta tek bir bina bile ayakta kalmamış. Her şeylerini kaybetmiş insanlardan giden gitmiş, kalanlar iki buçuk yıldır konteynerlerde yaşamaya mahkûm edilmiş, Hatay’da devleti niçin arayalım. Şimdi bir başka üzücü görüntü. Yalnızca TOKİ yapıyor binaları, binlerce yıldan beri birbirinin yerini alırken birlikte yaşamayı da bilen kültürlerin ve inançların ortak şehri Antakya artık bir TOKİ şehri oluyor. Devasa vinçler belli yerlere toplanmış, uzaktan bir vinç denizi görüyoruz, görmemeye çalışıyoruz.

Kendine Özgür Bir Kültür Kenti
Böyle bir kentin içinden geçerek Samandağ’a geliyoruz. Tek derdimiz var, üç gün önce, 24 Haziran’da başlayan Kitap Fuarı’nda Belediye’deki arkadaşlara bilgimiz, görgümüz elverdiğince destek olmak. Antakya kadar olmasa da, depremin epeyce yaraladığı, özellikle merkezinde pek çok yıkıntının hâlâ kaldırılmadığı Samandağ. Doğanın ama yalnızca onun değil, sorumsuzluğun, ilgisizliğin, bilgisizliğin yapraklarını döktüğü hayat ağacı kurumaya yüz tutmuşsa, onu kendine haline bırakamayız. Çokkültürlülüğe hiçbir zaman katlanamamış devletin yok edici çabası ne olursa olsun, Arap Alevi kültürünün bütün canlılığıyla yaşadığı, önemli bir kültür kenti bu.
İstanbul’dan ve Ankara’dan doğudaki Kürt illerine, Diyarbakır’a, Mardin’e çok gittim, oralarda ülkenin batısındakinden farklı ve –ben hep öyle gördüm– adeta bozulmamış insani değerlerin sokaklarında yaşadığı yerlerde olduğumu hissettiğimi hatırlıyorum. Samandağ’ın Arap Alevi kültürü daha da farklı. Belki bana öyle geldi. Onu öğrenmek gerekmez mi? Elbette yerinde. Yoksa farklı kültürleri, yaşayan topraklarından uzakta anlamak olanaksız.
Samandağ halkının aydınlığı da eşsiz. Otokrat tek adamlara karşı çıkan bir adayı destekleme oranı yüzde 96. Sosyalist, devrimci düşüncelerle yakınlığını altmış yıldır bilirdim de şimdi içindeyken daha iyi anlıyorum Samandağ’ı.
31 Mart 2024 Yerel Seçimleri’nde Samandağ Belediye Başkanlığı’nı Türkiye İşçi Partili Emrah Karaçay kazandı, bir grup sosyalist parti ve hareketin ittifakıyla birlikte. Kentin gayriresmi nüfusunun yaklaşık 200 bin olduğunu söylüyor arkadaşlar. Kocaman bir ilçe, alabildiğine yayılmış. Depremin yol açtığı yıkımın içinden çıkıp çok sınırlı olanaklarla kentin ve bütün Samandağlıların sorunlarına çözümler getirmek için yola çıkmış bir sosyalist belediye. Ne denli zor olduğunu anlatmak yersiz olur. Dilsiz kalmış toprağı konuşturmak gibi. Bir yandan bu güzel kenti yıkıntıların içinden çıkarmaya çalışırken öbür yandan halkın çeşitli gereksinimlerine yaratıcı karşılıklar vermek de gerekiyor. Dur durak bilmeden çalışmak.

“Gene geleceğiz.”
Samandağ Kitap Fuarı’na giderken doğrusu Fuar alanının açık havada nasıl düzenlediğini merak ediyordum. Orada önce yayınevlerinin yetkilileriyle ayaküstü konuşup düşüncelerini öğrenmek istiyordum. En çok bunu merak ediyordum. Öyle ya, bir kitap fuarı önce yayınevleriyle var olur. Fuar alanı Hazreti Hızır Parkı’nın hemen bitişiğinde kurulmuştu. Yayınevleri kendilerine ayrılan çadırları belli bir düzenle paylaşmıştı. Doğrusu beklediğimden çok daha iyi düzenlenmişti Fuar alanı. Belediye’de bütün bu organizasyonun sorumluluğunu yüklenip sürekli koşturan Sergen Doğru arkadaşımıza Fuar’ın gördüğü ilginin nasıl olduğunu sordum. İlk üç gün özelikle akşamları kalabalık olduğunu söylemişti. Can, Yapı Kredi, Doğan Kitap, İş Kültür, Cumhuriyet Kitapları, Domingo, Yordam Kitap, Timaş, Doğu Batı, Semerkand gibi yayınevlerinin de aralarında bulunduğu yirmi üç yayınevinin Fuar alanında yarattığı zenginlik hemen göze çarpıyordu.
Cumhuriyet Kitapları yetkilisi Murat Demir’e izlenimlerini sorduğumuzda, “Samandağ’ı çok güzel buldum. Fuar güzel, insanlar güzel, hava güzel. Kültür ve sanata ilgili bir halk var. Bizim için çok güzeldi,” dedi ve çağrılırlarsa gelecek yıl da seve seve katılacaklarını söyledi.
Bir grup büyük yayınevinin yetkilisi olarak Fuar’da bulunan İbrahim Öksüz de, “Samandağ’ın okurunu çok muhteşem bulduk,” diye başladı söze. “Güzelin ötesinde bir okur kitlesi var. Bizi sevgiyle dinlediler. Gerçekten çok keyifliydi. Bizi her gün ziyaret ettiler, her gün hoş geldiniz dediler. Eksiğimiz var mı diye sordular. Samandağ çok keyifli bir memleket. Hem kadınlar hem çocuklar hem de hayvanlar için çok güvenli bir memleket.” Bir sonraki yıl kendilerini aynı yayınevleriyle Samandağ’da görebilir miyiz diye de sorduk, aldığımız yanıt harikaydı: “Kesinlikle. Ne gerekiyorsa yapacağız. Hasretle bekleyeceğiz. Yaşadığımız içten, samimi organizasyonların arasında bu yılki en iyi fuardı. İlla ki eksiklerimiz vardır ama bu kadar iyi bir organizasyon çıkardığınız için, bizi bu kadar güzel bir Belediyeyle, bu kadar güzel bir insan kitlesiyle, okuyarak yaralarını sarmaya çalışan bu kadar güzel insanla tanıştırdığınız için sizlere teşekkür ederiz.”

DoğuBatı Yayınları yetkilisi Oral Akın, depremden çıkmış bir ilçede çok güzel insanlar, güzel okurlar olduğunu belirtti ve, “Kitaplarımıza ilgi beklediğimizden de fazlaydı. Bizi şaşırttı. Yirmi yıldır bu sektördeyim, burada ebeveynler çocukları okumaya çok güzel teşvik ediyorlar. Daha önce pek rastladığım bir şey değildi,” dedi.
Adeda Yayınevi yetkilisi Mutlu Kızılkanat, başlangıçta Fuar hakkında “önyargılı” olduklarını söylerken hemen ardından şunları ekledi: “Çok güzel ve başarılı bir organizasyon oldu. Katılım sayısı harikaydı. Burada inanılmaz derece kitap okumayı seven insanlarla tanıştım. Baştan sona güzel bir organizasyondu. Bir sonraki yıl için görüşüp stant ayırtacağım.”
Semerkand Yayınevi’nden Reşit Aslan da Fuar’ı beklediklerinden iyi bulduklarını söylerken Samandağ halkının Kitap Fuarı’na katılımının kendilerini şaşırttığını belirtti: “Özellikle Belediye’nin desteğini fazlasıyla gördük. Belediye Başkanı’nın stant stant gezmesi, bizlerle özel olarak ilgilenip konuşması hoşumuza gitti.”

Söyleşilerin Katkısı
Samandağ Kitap Fuarı’nda haklı olarak verdiklerinden fazlasını bekleyen yayınevlerinin görüşleri bunlarsa fazla söze gerek de kalmıyor. Ama Fuar’ın öteki boyutu da düzenlenen söyleşilerdi. Yerinde bir kararla Fuar’ın son dört gününde yapılan söyleşilerin büyük ilgi gördüğünü söyleyebiliriz. Üçüncü gün yapılan İrfan Değirmenci’nin söyleşisine –beklendiği gibi– kalabalık bir dinleyici topluluğu katılmış. Çember dergisinin düzenlediği, “Yerel Yönetimler ve Çocuk Politikaları” konulu söyleşi de üçüncü gün yapıldı.
Bizim geldiğimiz dördüncü gün ve sonraki iki gün boyunca yapılan altı söyleşinin tümünü baştan sona izledim. Öğeden sonraları yapılan edebiyat söyleşileri, sanırım Samandağ Kitap Fuarı’nın niteliğini epeyce yukarı çekmiş oldu. Üç gün boyunca katılan yazarların ve şairlerin adlarını belirtmezsem eksik bırakmış olurum. Ayşegül Devecioğlu, Ömer Türkeş, Figen Şakacı, Dilek Yılmaz, Akif Kurtuluş, Lal Laleş, Altay Öktem, Deniz Durukan, Ayfer Tunç, Abdullah Ataşçı, Rober Koptaş söyleşilerinde konuşulanlar öylesine anlamlı, nitelikliydi ki belki de Samandağ’da uzun yıllardan beri konuşulanlardan bambaşka düşünceler dile getirildi, sorunlar konuşulup tartışıldı. Aç ve susuz kalanların açlığını ve susuzluğunu unutturacak kadar güzel söyleşilere katılanların düşünceleri de farksızdı.
Akşamları gazetecilerin, akademisyenlerin, siyasal parti yöneticilerinin katıldığı söyleşilere gelenlerin kalabalığını özellikle belirtmek gerekir. O kalabalık dinleyici topluluğunun etkin katılımını her zaman yaşamak mümkün değil. Ne de olsa Samandağ’daydık. Bu beklenirdi belki ama 6 Şubat 2023’ten beri kendi acılarına ve sorunlarına kapanmak, yeniden hayata tutunmak için büyük bir direnç ve irade gösteren Samandağ halkı için bu söyleşilerin nelere karşılık geldiğini orada kendi gözlerimizle görmek bambaşkaydı. Bu söyleşilere katılanları da atlamadan not edelim: Ahmet Şık, Ayşen Şahin, İlhan Cihaner, Adnan Eryılmaz, Alptekin Dursunoğlu, Musa Özuğurlu, Emrah Karaçay, Tülay Hatimoğulları, Erkan Baş, Perihan Koca.

Fuar’ın bu denli düzenli ve güzel geçmesinde çalışkanlığı ve titizliğiyle büyük emeği olan Demet Aksu arkadaşımı ve genç ekibini de not etmek isterim.
Sonunda Kitap Fuarı’nın hem kentin üstüne çöken sisi dağıtmak hem de halkın en temel gereksinimlerinden birine karşılık vermek ve kaybedilmiş moralleri canlandırmak için ne denli büyük bir anlamı olduğunu gördüğüm üç gün geçirdik Samandağ’da. Davetleri karşılık beklemeksizin kabul eden edebiyatçı arkadaşlarımızla üç gün içinde yaşadıklarımız da unutulmazdı. Yazar ve şair arkadaşlarımız da konuk olarak gittikleri yerlerde her zaman bulamadıkları bir dostluk ilişkisi içinde üç gün geçirdiklerini ve Samandağ’dan güzel duygularla ayrıldıklarını söylediler. Kitap Fuarı için ellerinden gelenden de çoğunu yapmaya çalışan bütün arkadaşlarımız için gönendirici sözler ederek ayrıldılar.
Samandağ bu toprakların özel ve elbette önemli bir kültür kenti. Depremden sonra resmi nüfusu 120 bin olan kentin 200 bin kişilik bir topluluğu barındırdığı biliniyor. Sosyalistlerin ilk kez bu kadar büyük bir kentin yönetimini kazandığını söylüyoruz ama belki de söyleyip geçiyoruz. Kolay değil. Samandağ’ın sosyalist belediyesi örnek bir belediyecilik yapmak zorunda. Kapanmış bütün kapıları tek tek açması gerekiyor. Bunun için verilecek her türlü desteğin anlamı büyük.













