Görünüşe bakılırsa bu yaz kimileri için eziyet, hedeflere ağır basıyor ve çoğu insan yaz aylarının sözde özgürlüğünü kendine –kendi şartlarıyla– eziyet etmek için kullanıyor.
Görünüşe bakılırsa bu yaz herkes tercihini hacimli kitaplardan yana kullanıyor. The New Yorker, çalışanlarının yaz aylarında okunmasını önerdiği mega-kitapları bir araya getirdi: “Oldukça kapsamlı büyük romanlar, biyografiler ve sizi mevsim sonuna kadar meşgul edecek tarih anlatıları.” Yazar Austin Kleon, oğlunun thicc bois dediği bu hacimli kitapları uzun süredir yaz mevsimlerinin vazgeçilmezi olarak görüyor. Çoğu insan Kleon ile hemfikir olmalı ki, herkes bir anda 848 sayfalık Lonesome Dove’u okumaya başladı. Layla Halabian ise Language Arts’ta, Yüzüklerin Efendisi’nin sesli kitaplarının bağımlısı olduğunu yazdı. Ve son zamanlarda sık sık parklarda 650 sayfalık romanları okumaktan keyif alan ya da tatile giderken yanında kalın ciltli bir kitap taşımaktan çekinmeyen pek çok insan görüyorum.
Peki olay ne? Niçin bu büyük kitaplar ve niçin bu yaz? Bir proje üzerine çalışırmışçasına uzun okumaları severim ve Ursula K. Le Guin’in neredeyse bütün kitaplarını bitirdim ama yaz aylarındaki tercihim genellikle daha ince ciltler, daha kısa anlatılar olur. Zira sıcak havalarda kendini entelektüel anlamda geliştiremeyen– şort giymekten nefret eden, güneşe çıkınca pancara dönen ve aşırı terleyen – bir olarak bana kalırsa yaz aylarında büyük okumalara girişmek pek mantıklı değil. Bu tarz kitapların daha ziyade soğuk havalarda ve kapalı mekânlarda okunabileceği fikrindeyim. Üstelik yazın böyle kitaplar okumak lojistik açıdan da sıkıntılı – doğrusu dışarıda hava bu denli sıcakken çantamın askısının köprücük kemiğimde çukur açmasına neden olacak kadar ağır bir kitabı yanımda taşıdığımı düşünemiyorum.
Ne var ki, bu yaz herkes hacimli kitaplarla meşgul oluyor ve ben de kendimde bu yönde bir baskı hissedince konunun fenomenlerine danışma ihtiyacı duydum. Yazar Heather Akumiah ve Leah Abrams, Limousine Podcast isminde oldukça popüler bir okuma serisi hazırlıyorlar. Bir de şu sıralar Anna Karenina’yı okudukları ve “Büyük Kitaplar Okuma Yazı” adını verdikleri bir okuma etkinliği düzenliyorlar – hatta kulüp sohbetlerinin ilki yeni yayınladı.
Abrams bana, Tolstoy’un hem keyifli hem de sabun köpüğüvari bir anlatısı olduğunu keşfettikten sonra Anna Karenina’yı seçtiklerini ama zaman içerisinde toplulukta olup biten başka bir şeyi fark ettiklerini söyledi. “Anna Karenina’dan bahsettikçe kültürümüzdeki daha etraflı bir meseleye temas ettiğimizi anladık. İnsanlar artık anlamsız videolardan, sosyal medya fenomenlerinden ya da bu tip kısa süreli ve hiçbir faydası olmayan şeylerden sıkıldı. Dikkat sürelerini artırmak, yeniden uzun vadeli ve doyurucu bir şeye dönmek istiyorlar. Biz de kalın bir kitap okumanın bu isteği gerçekleştirmek için eğlenceli bir fırsat olduğunu düşündük.”
Kitap okumanın dikkat sürelerini artırdığı tartışmasız bir gerçek. Ve muhtemelen hacimli bir kitap için yeterince vakit ayırabilme fikri doğrudan yaz aylarıyla bağlantılı çünkü bu aylarda arkadaşlarımızla görüşür, geç saatlere kadar dışarıda kalır, açık havada içki içeriz. Amerikalılar ızgara yapıp havai fişek atarken Avrupalılar kıtanın farklı bölgelerinde tatile çıkar. Bu da yaz aylarının bol bol boş zaman anlamına geldiğini gösterir ki, Akumiah’nın da söylediği gibi, “Kitap okumak, en kıymetli boş zaman aktivitelerinden biridir.”
Bu yüzden eğer ki, kişi kitap okumayı seviyorsa kitapla birlikte dinlenme fikri fazlasıyla çekici gelebilir. Tabii bir de yaz aylarının okul tatilleriyle birlikte anılması meselesi var. Akumiah da benim gibi yaz aylarını kitaplarla, illa farklı aktivitelerle doldurmak zorunda olduğumuz bitmek nedir bilmeyen sıkıcı günlerin çocukluk anılarıyla ilişkilendiriyor. Hâlâ öyle, ev ödevi yapmak zorunluluğu olmadan kitap okumak, bundan keyif alan bir çocuk için her zaman hazine değerinde.

İyi de bu iş neden herkesin kendini bir başkasıyla karşılaştırmaya başladığı tuhaf bir yarışmaya döndü? Çocukluk zamanlarımızı bir nebze olsun yeniden yaşamak için illa kendimizi bir başkasıyla karşılaştırıp yaz okuma yarışmalarımızı mı yaratmamız gerekiyor?
Bunun sebeplerinden biri yaz aylarında kendimiz daha rahat hissetmemiz olabilir. Akumiah yaz aylarında günlerin uzadığını, epeydir beklediğimiz tatillerin peş peşe geldiğini ve özellikle cuma günlerini kendimizi şımartmak için bir fırsat olarak gördüğümüzden aslında bir boş zaman yanılsamasına kapıldığımızı söylüyor. Bence de böyle. Havalar ısınmaya başladığında herkeste bir rehavet hali baş gösterir ve muhtemelen bu yüzden gözümüzü biraz olsun işten ayırır, etrafımıza bakmaya başlarız. Sanki mesai dışında geçirilen saatler birden artar ve bunun hayattaki hedeflerimizi gözden geçirmek için doğru zaman olduğu hissine kapılırız. Akumiah’nın da belirttiği gibi, kişinin yanında sürekli parklardan teraslara, havaalanlarından plajlara kadar biteviye sürükleyebileceği büyük ama bir o kadar da kullanışsız bir kitap taşıması, aslında gerçek hedeflerinden kaçmak için ürettiği en iyi eziyet biçimlerinden biridir.
Ama görünüşe bakılırsa bu yaz kimileri için eziyet, hedeflere ağır basıyor ve çoğu insan yaz aylarının sözde özgürlüğünü kendine –kendi şartlarıyla– eziyet etmek için kullanıyor. Aslında hacimli kitapların neredeyse tamamı okuru kişisel gelişime zorlar. Yaz mevsiminin başında şöyle düşünürüz: Okumamız gerektiğini düşündüğümüz, önceden de defalarca niyetlendiğimiz ama bir türlü başına oturamadığımız bir kitabı okumak için yeterince vaktimiz var. Abrams, onca yılı Rus klasiklerinden korkarak ya da bu romanların kendisi için olmadığını düşünerek geçirdiğini söylüyor. Abrams gibi düşünenlerin sayısı epey fazla olmalı ki, yaz ayları bu okuma korkusuyla yüzleşmek, Tolstoy ya da Joyce’un yoğun satırlarıyla uzun vakitler geçirmek için doğru zamanmış gibi düşünülüyor.
Yaz aylarının bir de kişisel gelişim ve kendini gerçekleştirme yönü vardır. Okulların kapanmasından açılmasına kadar geçen süre her zaman denize girip serinleyebileceğimiz, plajda güneşlenip müzik dinleyebileceğimiz, birileriyle tanışıp yaz aşkı yaşayabileceğimiz, belki de başka ülkelere seyahat edip evimize farklı bakış açılarıyla dönebileceğimiz vakitler olarak düşünülür. Sanki yaz aylarında her şeyi çözüme ulaştırır, kendimizi yeni başlangıçlara hazırlarız.
Ve insanların çoğu kalın ciltli klasiklere aradıkları bütün yanıtları onlarda bulacakmış gibi yanaşır. Bunlar büyük fikirlerle dolu, içinde öğreneceğimiz pek çok yeni şey barındıran kitaplardır – ya da öyle sanılır. Lonesome Dove hakkında yazan Michael Sebastian, kitabın yazarı Larry McMurtry’den bahsederken onun her zaman “büyük meselelerle” ilgilendiğini belirtiyor. Sadece Lonesome Dove değil elbet, neredeyse bütün klasikler – özellikle de hacimli olanlar – varoluşsal meseleleri ele alır ve bir şeyleri elde etme tutkusundan asla kaçmazlar. Savaşı ve barışı, suçu ve cezayı işler, okurda büyük bir beklenti yaratırlar. Yaz mevsimiyse bu kitaplara atfedilen yüce hedeflere ulaşmak için boş zaman sunar. Nihayet zirveye giden yola düşebilir, bu meşakkatli yolculukta klasik metinlerin derin bilgeliğine başvurabilir ve büyük meseleler üzerine düşünebiliriz – elbette bunların hepsi uzun bir zaman gerektirdiğinden şu ana kadar hep ertelenmiştir. Yaz, zevk zamanıdır ki, bu da hacimli kitaplar okumayı ödev ya da sorumluluk olmaktan çıkarıp keyfe dönüştürür.
Merak ediyorum, sıcak bir yaz gününde kocaman bir kitapla sokağa çıkmak yalnızca eğlenceli ve flörtöz bir aktivite mi? Sanırım endişeden arındırılmış bir zamana ve zengin bir içsel yaşama işaret ediyor ama bu yine de ilginç bir seçim çünkü Bolaño’nun 2666’sıyla ya da Mantel’in A Place of Greater Safety’siyle sahile inmek, bir süreliğine de olsa gidecek başka yeriniz olmadığını ve okuyup düşünmekten başka yapacak bir şeyiniz olmadığını söylemek anlamına gelir.
Yeni bir şehir, plaj ve havuz: Uzun bir okumaya başlamak için gerçekten de heyecan verici yerler. Abrams ve Akumiah’ a bu yaz nerede okumayı umduklarını sorduğumda Abrams’ın yanıtı şöyleydi: “Evin yakınlarındaki bir parkta, ılık yaz esintisi yaprakları kımıldatırken ve Mamdani’nin ön seçimleri kazandığını bilmenin rahatlığıyla okumak istiyordum. Ve evet, dileğim gerçekleşti.”,
Doğruya doğru, bu yaz “boş zaman” denen şeyin doruklarındayız. Kendimize zaman ayırabilir, gelecekle ilgili hayaller kurup hâlâ umudumuz olduğunu kabul edebiliriz. Aslında insanın eline kalın ciltli, oldukça hacimli bir kitap alması, eğer okumayı gerçekten seviyorsa hem dinlenmek hem de uzun vadeli düşünerek daha büyük bir şeye bağlanmak için zaman ayırmak anlamına gelir. Bunca insanın eline büyük kitaplar alıp o kitapları bir de başkalarıyla birlikte okumasıysa belki de insanların artık bireysellikten ve yüzeysellikten sıkıldığı, daha derin düşünmek ve toplulukla bağ kurmak istediğinin bir işareti.
Çeviren: Fulya Kılınçarslan






